DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye
Kürt aile sınır dışı edilirken Britanya'nın sığınmacılık politikası eleştiriliyor
Niall Green 26 Ağustos 2003
Mülteci bir Kürt ailenin göz altına
alınması ve sınır dışı edilmesi
hakkında çok sayıda haber çıkmasının ardından,
Britanya hükümetinin sığınma talep eden ailelere yönelik
yaklaşımı gittikçe artan dozda eleştiriye maruz kalmaya
başladı.
Yurdagül Ay ve dört çocuğu, bir yıl
boyunca "başarısız" olarak adlandırılan mültecilerin
gözaltında tutuldukları merkezde alıkonulduktan sonra,
sınır dışı edilip Almanya'ya gönderildiler. Şu
anda, Frankfurt'un merkezine yakın bir yerde, bir evangelikal kilisesi
tarafından işletilen bir barınakta kalmakta olan ailenin
Türkiye'ye gönderilmesi söz konusu. Yurdagül'ün kocası Salih, daha önce
Almanya'ya geri gönderildi ve buradan da sınır dışı
edilerek İstanbul'a yollandı. O zamandan beri kendisinden haber
alınamıyor.
Salih ve Yurdagül Türkiye'den 15 yıl önce
kaçtılar. Çocukları Beriwan (14), Newroz (13), Dilovan (12) ve Medya
(8) Türkiye'yi hiç görmediler.
Gözaltında bulundukları sürede Ay
ailesi ve avukatları Britanya hükümetinin ülkeden çıkarma
kararına karşı defalarca itiraz başvurusu yaptılar.
Türkiye'ye gönderilecek Kürtler olarak kendilerini bekleyen açık tehlikeye
ve çocukların İngiliz okullarında eğitim görmelerine
karşın, sonuçta Britanya'da kalma talepleri İstinaf Mahkemesi
tarafından reddedildi.
Aile, sınır dışı
edilme kararına karşı son bir şans olarak,
Britanya'nın en yüksek mahkemesine, Lortlar Kamarası'na
başvurdu. Temmuz ayının sonunda başvuru reddedildi.
İçişleri Bakanlığı
sınır dışı etme belgelerini imzalamak ve aileyi birkaç
gün içinde ülkeden çıkartmak konusunda hiç vakit kaybetmedi. Ay ailesi, 12
ay boyunca hapsedildikleri İskoçya'da ücra bir yerde bulunan Dungavel
gözaltı merkezinden alındılar ve Londra dışındaki
Gatwick havaalanı yakınlarındaki Göç Hizmetleri Tinsley House
barınma merkezine aktarıldılar. Buradan da bir çartır
uçuşuyla Almanya'ya gönderildiler.
İçişleri Bakanlığı
aileyi Britanya'dan dışarı çıkartma konusunda o kadar acele
etti ki, tüm aile tıbbi ve sosyal çalışma dosyaları olmadan
gönderildi. Belgelerin Almanya'ya gönderilmek üzere düzenlenmesi işi,
ailenin avukatı Aamer Anwar'a kaldı.
Dört çocuğun en büyüğü olan Beriwan
sınır dışı edilmeden öncesinde gazetecilerle
şunları söyledi: "Ben Britanya'nın çocukların
bakımını üstlenen demokratik bir ülke olduğunu
düşünüyordum, çünkü çocuklara bakmak onların görevi. Fakat Britanya
böyle bir ülke değilmiş."
Hükümete bir mesajı olup
olmadığı sorulduğunda Yurdagül şu cevabı verdi:
"Hükümete, burada davam için mücadele ederken bir yıldır gözaltı
merkezinde tutulduğumu söylemek istiyorum
Almanya'ya geri dönemem, çünkü
beni Türkiye'ye gönderecekler. Türkiye'ye gidemem. Adımı
değiştirmem gerekir çünkü adım Kürt adı, orada eğitim
yok, zulüm var
Geri dönemem."
Britanya'daki gözaltı merkezlerindeki
koşullarla ilgili olarak ise şunları söyledi: "Dungavel'de
herkes onu bir hapishane olarak tanımlıyor. Kimse oraya bir
gözaltı merkezi demiyor. Herkes oraya hapishane diyor çünkü orası
parmaklıklarıyla ve dikenli telleriyle, çocukların
dışarıya çıkamadıkları, özgürlüklerine sahip
olamadıkları ve eğlenemedikleri bir hapishane. Gözaltı
merkezleri çocukların ruh sağlığı açısından
çok kötü yerler."
Aile ısrarla kendilerini uçağa
bindirme çabalarına karşı direneceklerini belirtiyordu. Buna
karşılık Tinsley House yetkililerinin herhangi bir
direnişin söz konusu olması durumunda kelepçe ve fiziki zor
kullanılacağı tehdidini yapmalarının ardından, Ay
ailesi sakin bir biçimde gitmeyi kabul etti. Uçağa bindiklerinde aile
üyeleri -Yurdagül ve daha önce hiç uçağa binmemiş olan
çocukları- birbirinden ayrıldı ve her biri iki güvenlik
görevlisinin ortasına oturtuldular. Ailenin dostları ve destek veren
insanlar çocukların ruhi olarak yolculuğu yapacak durumda
olmadığını öne sürüyorlardı. On üç yaşındaki
Newroz hiçbir şey yemiyor ve gözle görülür stres belirtileri sergiliyordu.
Ailenin hukukçularından oluşan ekip
sığınma hakkının verilmesi için savaşmaya devam
edeceklerini söylediler. Almanya'da avukatlık yapan Klemens Ross
davayı üzerine aldı. Bir Alman insan hakları örgütü olan Pro
Asyl de Ay ailesiyle görüştü.
Pro Asyl'in Avrupa işleri direktörü Karl
Kopp, Ay ailesinin Britanya'da gördüğü muamele ile ilgili olarak şu
yorumu yaptı: "Sizlerin bir aileyi bir yıldan uzun bir süre
gözaltında tutmanız karşısında şaşkına
döndük ve şoke olduk. İltica bağlamında Almanya
Avrupa'nın en kısıtlayıcı kurallara sahip ülkesidir
-çok sayıda gözaltı ve sınır dışı etme
olayı yaşanır- ancak bu kadarı Almanya'da bile olmaz.
Çocukların gözaltına alınmaları inanılmaz bir durum.
Bu bir yıllık göz altına alma uygulamasından sonra
özellikle çocukların travmatize oldukları izlenimini edindik."
Kopp Alman göçmen işleri yetkililerinin
aileyi çok kısa sürede sınır dışı edip Türkiye'ye
gönderebileceği uyarısını yapıyor. "Hala
sınır dışı edilme tehdidiyle karşı
karşıyalar. Alman yetkililerinin onları derhal sınır
dışı edememiş ya da etmemiş olmalarının tek
nedeni hazırlıksız yakalanmış olmaları."
İnsan hakları eylemcileri ve
profesyonel hukukçular, dini önderler ve emekçi insanlar Ay ailesi gibi
ailelere yapılan muamele ile ilgili olarak duydukları derin
rahatsızlığı ifade ettiler. Binlerce insan
İçişleri Bakanlığı'nı protesto eden dilekçelere
imza attı, milletvekillerine mektuplar yazdı ve Bayan Ay'a ve
çocuklarına destekleyen mesajlar gönderdi.
Ay ailesi için, ailenin üç yıl boyunca
yaşadığı Kent, Gravesend'de kampanya yürüten Sarah Parker,
ailenin bölgedeki dostlarının ve destekleyenlerinin duydukları
üzüntüyü ve endişeyi ifade etti. Ailenin zorla gözaltı merkezine
gönderilmeden önce, toplum içinde iyi bir uyum sağlamış
olduğunu söyledi.
Britanya'nın gözaltı merkezlerindeki
koşullarla ilgili çok sayıda rapor hükümetin izlediği
politikanın iltica talep edenler, özellikle de çocuklar için çok büyük
sıkıntılara neden olduğunu gösteriyor. Hapishane
kontrolörlüğü tarafından Dungavel gözaltı merkezi hakkında
yayınlanan yeni bir raporda gözaltında tutulanlara yönelik
eğitim ve eğlence yerlerinin yetersizliği eleştiriliyor. Bu
rapor, psikologların ve çocuk yardım derneklerinin bu merkezlerin,
buralarda tutulan genç insanlar üzerinde büyük tahribata yol
açtığına dair yayınlanan çok sayıda bulgusunun üzerine
eklenmekte.
University College London'da çocuk ve
yetişkin psikiyatrisi uzmanı olan Profesör Henry Zeitlin, bu
yılın başlarında Ay ailesinin çocuklarıyla
görüştü. Bu insanları gözaltında tutmanın "potansiyel
olarak çok yıkıcı" olduğu sonucuna vardı. Zeitlin,
eğer bunlar Britanyalı çocuklar olsalardı, durumları "çocuk
koruması ile ilgili konuları gündeme taşırdı" dedi.
Sermayenin kimi kesimleri bile iltica talep
edenlere yönelik saldırının, bir çok sektör ve kamu hizmetinde
ihtiyaç duyulan göçmenler üzerinde olumsuz etki yapmasından ve onları
göç etmekten vazgeçirmesinden korkuyorlar. Sunday Herald gazetesi
İskoçya'da önde gelen din adamları, sendikacılar ve iş
adamları arasında yaptığı araştırmada göçmen
aileleri gözaltına almanın İskoçya'nın turistik
itibarı ve İskoç Üst Düzey Yöneticilerinin denizaşırı
ülkelerden nitelikli emek gücünü çekme kampanyaları üzerinde
yapacağı etkilerden fazlasıyla endişe ettiklerini ortaya
koyuyor. Sunday Herald başyazısında şöyle diyordu:
"İskoçya'nın kapısını yetenekli ve becerikli
göçmenlere açması doğru, uygun ve son derece medeni bir
davranıştır. Nüfusun hızla azaldığı bir
ülkede geleceğimiz onlara bağlı olabilir. Ay ailesininki gibi
insanlık dışı ve yanlış vakalarla ilgili olarak
konuşmak da aynı şekilde doğru, uygun ve medeni bir
davranıştır."
Dungavel merkezinin bölgenin ekonomik
çıkarları önünde engel oluşturan bir ulusal yüzkarası
haline gelmekte olduğunun bilinciyle, İskoç Yönetimine, Britanya
İçişleri Bakanlığı ile Dungavel'in
kapatılması ya da tedricen yeniden biçimlendirilmesi konusunda
anlaşma yolları araması için yapılan baskılar
artıyor. Hükümetin mültecilere karşı aldığı
önlemleri genel olarak desteklese de, basın, Ay ailesi vakasını
son derece trajik ve aynı zamanda olağandışı bir durum
olarak ele aldı. Ne var ki, iltica talep eden insanların
yalıtılması ve kötü muamele görmesi, İşçi Partisi'nin
ülkeye gelen ümitsiz insanların gözünü korkutmak için
uyguladığı bir yöntem ve bu sürekli olarak benzer vakaların
ortaya çıkmasına neden oluyor. Britanya'da çeşitli noktalarda
bulunan merkezlerde her an için yaklaşık olarak 50 çocuk ve yüzlerce
yetişkin ilticacı kilit altında bulunuyor.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|