DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Diğer haberler ve analizler
Shanmugam Sundaralingam 1956-2003:
Sri Lanka'lı bir Trotskistin zamansız ölümü
Sosyalist Eşitlik Partisi (Sri Lanka) 6 Ağustos 2003
Sri Lanka'daki Sosyalist Eşitlik
Partisi'nin bir üyesi olan Shanmugam Sundaralingam, 1 Ağustos'ta ani bir
şekilde öldü. Sundaralingam, eski bir Tamil plantasyon işçisiydi -Tamil
plantasyon işçileri Sri Lanka işçi sınıfının en
çok ezilen katmanlarından biridir- ve 10 yıldır SEP üyesiydi.
Sundaralingam, geçen Cuma günü Kolombo'ya 200
kilometre uzaklıktaki Bandarawela bölgesinde, Aislaby
Plantasyonlarındaki küçük "koridor" şeklindeki bir odadan ibaret olan
evinin yakınlarında, alış veriş yaparken yere
yıkılıverdi. Onu derhal çay plantasyonunun küçük dispanserine
kaldırdılar ancak oraya
ulaştırıldığında çoktan ölmüştü.
Sundaralingam, 9 Ağustos 1956
doğumluydu ve sadece 47 yaşındaydı. Arkasında, kendisi
de bir plantasyon işçisi ve SEP sempatizanı olan karısı
Kamala Sundaralingam'ı bıraktı. Ölümü SEP için büyük bir
kayıp oldu ve yoldaşları bu kaybı şiddetli bir
şekilde hissedecekler.
Sundaralingam'ın cenaze töreni,
geçtiğimiz Pazar günü, çalıştığı çay
plantasyonunda yapıldı. Törene 300'e yakın plantasyon
işçisi, genç insan ve köylü ona son kez saygılarını sunmak
için katıldılar. Cenaze SEP'in bayrağı altında
gerçekleştirildi ve SEP Merkez Komite üyeleri R.M. Gunatilake, Nanda
Wickramasinghe, Pani Wijesiriwardana ve Iranganee Weerasinghe birer
konuşma yaptılar.
1993'de SEP'e
katıldığından bu yana, Sundaralingam, işçi
hakları ve uluslararası sosyalist ilkeler için kahramanca mücadele
etti. 1997'de plantasyon yönetiminin hedefi haline geldi ve siyasi
faaliyetlerine son vermesini sağlamak için onu işten
çıkardılar. Aynı yıl bir kalp krizi geçirdi ve kısmen
felç oldu. Aylarca süren tıbbi tedavi yeniden konuşmasını
sağladı ancak yürümek için hâlâ bir bastona ihtiyaç duyuyordu.
Ölmeden önce Sundaralingam yüksek tansiyon ve
kalp krizi sonrasının etkileri ile ilgili olarak tedavi görüyordu.
Plantasyondaki kötü yaşam koşulları ve haksız bir biçimde
işten çıkarılmış olması kuşkusuz onun zamansız
ölümünde etkili olan en önemli etkenlerdi.
Karşılaştığı zorluklar Sri Lanka'nın çay ve
kauçuk işçilerinin yaşadıkları acımasız sömürüden
kaynaklanıyordu.
Sundaralingam, kökleri ondokuzuncu
yüzyılın sonlarından itibaren, eski Britanyalı sömürgeci
hükümdarların, binlerce yoksullaştırılmış Tamil'i,
Sri Lanka'nın önce kahve, sonra çay plantasyonlarında
çalışmaları için toplayıp götürdükleri güney Hindistan'a
uzanan, altı çocuklu bir aileden geliyordu.
Başlangıçtan itibaren plantasyon
işçileri berbat koşullarla karşılaştılar.
Çalıştıkları yerlere hapsedildiler -diğer
işçilerden yalıtıldılar- ve bu insanlara geçinmelerine
yetmeyecek ölçüde düşük ücretler ödendi. Önceleri pislik içindeki kamplara
yerleştirildikten sonra, her aileye tek bir "koridor oda" verildi -uzun
bir barakanın içinde tek bölmeli bir oda. Bugün bile plantasyon
işçilerinin çoğu sömürgecilik yıllarında inşa
edilmiş olan bu türden konutlarda yaşıyor.
Bağımsızlığın
ilanından sadece birkaç ay sonra ve Sundaralingam'ın doğumundan
sekiz yıl önce, 1948 yılında, Birleşik Ulusal Parti
hükümeti, bütün Tamil plantasyon işçilerini ve ailelerini, oy verme
hakkı da dahil olmak üzere yurttaşlık haklarından mahrum
eden Yurttaşlık Yasası'nı çıkardı. Birçok ailenin
bu ülkede kuşaklar boyunca yaşamış olduğu gerçeğine
rağmen, bu insanlar, ikinci sınıf, devletsiz insanlar konumuna
düşürüldüler.
Bu anti-demokratik saldırı Singalaca
ve Tamil dilinde konuşan işçiler arasına etnik bir kama
sokmayı, Sri Lanka işçi sınıfını
zayıflatmayı amaçlıyordu. Britanyalı sömürge yönetimine
karşı mücadelede öncü rol oynamış olan Trotskist, Lanka
Sama Samaja Partisi (LSSP), işçileri etnik kökenlerine, dillerine ya da
dinlerine bakmasızın birleştirmeye yönelik perspektifi ile
kendisine plantasyon işçileri de dahil olmak üzere işçi sınıfı
içinde güçlü bir destek buldu. Dikkat çekici bir şekilde, Tamil egemen
seçkinleri Yurttaşlık Yasası'na destek verdiler.
Savaş sonrasında düzenin
oturmasının etkisiyle, LSSP işçi sınıfının
siyasi bağımsızlığına dayanan devrimci Marksist
perspektiften gittikçe daha fazla uzaklaşmaya başladı ve
kendisini Sri Lanka burjuvazisi ve onun küçük burjuva ajanları
tarafından desteklenen Singala şovenist siyasetine uyarlamaya
başladı. LSSP'nin siyasi yozlaşması, bu partinin 1964'de
Madam Sirima Bandaranaike'nin burjuva hükümetine girerek, Trotskizmi
açıkça terk etmesiyle sonuçlandı.
Daha sonra anılacağı
şekliyle, bu Büyük İhanet, Sri Lanka ve uluslararası işçi
sınıfı üzerinde derin etkiler yaptı. Doğrudan komünal
siyaseti temel alan orta sınıf radikal partilerinin ortaya
çıkmasına yol açtı-Tamillerin içinden ayrılıkçı
Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) ve güneyde Singala gençleri
arasında Janatha Vimukthi Peramuna (JVP). Kolombo'da Singala şovenist
politikalarının egemenliği ve hükümetin Tamillere
karşı anti-demokratik önlemlere başvurması nedeniyle
1983'de açık bir iç savaş patlak verdi.
Sundaralingam'ın yaşamı bu
sarsıcı deneyimlerle çok yakından
bağlantılıydı. LSSP'nin ihaneti sırasında henüz
sekiz yaşındaydı. Bu ihanetin hemen ardından
doğurduğu sonuç, Bandaranaike ve Hindistan Başbakanı Lal
Bahadur Shastri tarafından imzalanan adı kötüye
çıkmış Sirima-Shastri Antlaşması oldu. Bu
anlaşmanın hükümleri gereğince binlerce plantasyon işçisi
zorla Hindistan'a iade edilirken, bir bölümüne de vatandaşlık hakları
tanındı. LSSP sadece bu zulmü desteklemekle kalmadı,
eylemleriyle Tamil plantasyon işçileri üzerinde muhafazakar
sendikaların, Seylan İşçi Kongresi (CWC) ve Demokratik
İşçi Kongresi (DWC) türü hantal siyasi partilerin etkilerinin
artmasına da yol açtı.
1964 yılında Sundaralingam'ın
babası, çalıştığı yerden alınarak Aislaby
plantasyonuna aktarıldı. DWC'nin yerel önderlerinden biri
olduğundan oğlunun altıncı sınıfa kadar okula
gitmesini sağlayabildi. Plantasyonlardaki çocukların çoğu,
bundan çok daha önce okulu bırakmak durumunda kalıyorlar ya da hiç
eğitim göremiyorlardı.
Babası öldüğünde henüz çok genç
yaşta olan Sundaralingam, eğitimini yarım bıraktı ve
ailesine destek olmak için iş aramak zorunda kaldı. Kolombo'da ve
kuzey Sri Lanka'da, Jaffna'da sadece düzensiz işler bulabiliyordu.
Aislaby'e geri döndü ve 1974 yılında burada geçici işçi oldu. Bu
sırada, yeni Bandaranaike koalisyon hükümeti, LSSP'nin de desteğiyle,
arazileri millileştirdi. Bu hareket Tamil işçilerin yaşam
koşullarını geriletirken, Singalara yönetici konumunda
işler sağlayarak komünal gerilimin daha da artmasına hizmet
etti.
Sundaralingam, plantasyon işçilerine
karşı uygulanan haksızlıklara yüksek sesle karşı
çıktı ve zaman zaman hedef haline getirildi. Ceza olarak ona günlerce
iş verilmedi, kendisi ve ailesi ücret almadan hayatta kalmaya
çalışmak durumunda bırakıldı. Sundaralingam, DWC'nin
üyesi olmaya devam etti ancak partinin hükümetle olan siyasi
manevralarından ve işçilerin haklarını savunmadaki
yetersizliğinden gittikçe daha fazla hoşnutsuz hale geliyordu.
Sundaralingam, 1993'de, arazilerde
yaşanan yaygın huzurluğun ortasında, Devrimci Komünist
Liga'ya (RCL) (SEP'in önceli) katıldı. 1992'de UNP hükümeti iş
yükünü ve işçilerin öfkesini şiddetli bir biçimde artıracak olan
plantasyonların özelleştirmesine başlamıştı.
CWC'nin önderi Harry Chandrasekera, o
tarihlerde RCL'nin gazetesi Kamkaru Mawatha (İşçilerin Yolu),
kızgın bir biçimde şu açıklamayı yapıyordu:
"(Plantasyonlardaki) İşçiler ayaklanabilirler. Kontrol edemeyeceğimiz
bir durum ortaya çıkıyor." Muhalefetin artmasından endişe
duyan sendika önderleri, plantasyon yöneticilerini, işçilere küçük bir
ücret artışı vermeye ve mücadeleyi daha fazla sertleştirmemeye
ikna ettiler.
İşçilerin bir kesimi CWC'nin ve
diğer sendikaların eylemlerinden tiksinerek başka bir çözüm yolu
aramaya başladılar. Sundaralingam, yüzünü RCL'ye döndü. RCL üyelerine
şöyle diyordu: "Şimdi sendikalar bana uzak geliyor. Önce CWC'ye
kıyasla daha militan olduğunu düşündüğüm için DWC'ye
katıldım. Daha sonra o da değişti. Bu nedenle bu gazeteyi
okumaya başladım." RCL'nin Tamil dilince yayınlanan gazetesi
Tholilalar Pathai, Sundaralingam'a yeni bir dünyanın
kapılarını açmıştı.
Parti üyeleri ile yaptığı
tartışmalar sırasında Sundaralingam, LSSP'nin ihanetinin
sadece plantasyon işçileri için değil, fakat bütün işçi
sınıfı için taşıdığı siyasi önemi
anlamaya başladı. RCL'nin bütün işçileri -Tamil ve Singala-
birliğine dayanan ve milliyetçiliğin ve şovenizmin bütün
biçimlerine karşı çıkan programına yakınlaştı.
Özellikle Uluslararası Komite'nin dünya olaylarına yönelik tahlilleri
ona cazip gelmişti.
RCL'ye katıldıktan sonra, partinin
perspektifi doğrultusunda Tamil tarım işçileri arasında
olduğu kadar, civar köylerdeki ezilen Singala halkı arasında da,
cesurca ve yorulmak bilmeyen bir çalışma yürüttü. Sürekli olarak
Singalacı aşırı uç örgütler tarafından desteklenen ve
Singala köylülerinin yaşadığı topraksızlık ve
işsizlikten Tamil işçilerini sorumlu tutmaya çalışan,
anti-Tamil şovenizme karşı mücadele etmenin gerekliliğini
anlatmaya çalıştı.
Sundaralingam'ın cenazesine belirli
sayıda Singala köylüsünün gelmesi ve Tamil tarım işçilerine,
onun gömüleceği yerin hazırlanmasında yardımcı
olmaları son derece önemlidir. Singala'lı köylülerin ayaklar
altında ezilmiş bir Tamil tarım işçisinin cenaze törenine
katıldıkları çok ender görülür ve bu katılım
Sundaralingam'ın ilkeli duruşuna yönelik güçlü bir övgüdür. Bir
köylünün hatırladığı gibi: ""O bizim aramızda
devrimden söz eden adam olarak bilinirdi. Bize parti yayınlarını
getirir ve bizlerle dünya olayları ile ilgili konuşurdu."
Sundaralingam, plantasyon işçilerinin
mücadelelerinde ve CWC ve diğer sendika önderlerinin zararlı
etkilerine karşı çıkmada öncü bir rol oynadı. O, aynı
zamanda partinin, ülkenin acımasız emniyet yasaları ile,
yargılanmadan, "LTTE şüphelisi" olarak gözaltına alınan
genç plantasyon işçilerinin serbest bırakılmasına yönelik
kampanyalarının da önde gelen ismiydi.
SEP'in plantasyon işçileri arasında
artan prestiji nedeniyle Sundaralingam, 1997'de, su içmek için işinin
başından birkaç dakikalığına ayrılması
gerekçe gösterilerek işten çıkarıldı. Sundaralingam,
işten çıkarılmasına karşı iş mahkemesinde
dava açtı ancak davası sahte sebepler öne sürülerek devamlı olarak
ertelendi. Dava, ölümüne dek geçen sürede -işten
çıkarılmasından altı yıl sonra- henüz
görülememişti.
İçinde bulunduğu zorlu ekonomik
koşullara ve bozuk sağlığına karşın
Sundaralingam, partiye derinden bağlıydı. Karısı
Kamala şu açıklamayı yaptı: "Çok iyi bir insandı.
Siyasetle ilgilenmek ve siyaset konuşmak istiyordu. Bu küçük dolabın
içindekilerin dışında hiçbir varlığı ya da mülkü
yoktu." Dolabın içinde kitapları ve Lenin'in, Trotskiy'in ve 1987'de
ölmüş olan RCL'nin kurucu sekreteri Keerthi Balasuriya'nın
yapıştırılmış fotoğrafları vardı.
Cenaze töreninde Sundaralingham'ın
anısı önünde saygı duruşunda bulunuldu. Bir grup işçi
şu açıklamayı yaptı: "O hep parti hakkında
konuşurdu. Bize partinin politikalarını anlatmak için çok
yoğun çaba gösterdi. Onun partisi diğerlerinden farklıydı.
Bize işçi sınıfının programından, işçi
haklarından ve dünyanın siyasi durumundan söz ederdi. Bize kendimizi
sınırlamamız konusunda ısrar ederdi ve dünyada yaşanan
gelişmeleri araştırmamız gerektiğini söylerdi."
Başkaları şunları
söylediler: "Onun ölümünden dolayı çok üzgünüz. Şimdi bize dünyada
olup bitenleri açıklayacak birisi yok. Dünyanın durumunu ne olup
bittiğini kendi gözlerimizle göremesek bile, ondan öğreniyorduk. Onun
ölümü bizim için bir kayıp oldu.
"Onu bilgili bir adam olarak kabul ediyorduk.
Kendi siyasi anlayışını kabul etmeye hazır olmayanlara
hep şunu söylerdi: 'Bizim siyasetimizi şu an için kabul etmiyor olman
önemli değil. Gelecekte kabul etmek durumunda kalacaksın.' Kendi
siyasi programına böyle bir güveni vardı. Şöyle söylerdi: 'Bu
sosyalist enternasyonalist perspektif içim şimdi verdiğimiz mücadele
çocuklarımızın geleceğine katkıda bulunacak'."
SEP, Sundaralingam'ın zamansız ölümü
karşısında üzüntülerini bildirir ve sosyalizmin bu cesur
savaşçısını selamlar.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|