DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Diğer haberler ve analizler
ABDde büyüme hızlanıyor ancak ekonomik sorunlar da varolmaya devam ediyor
Nick Beams 11 Kasım 2003
Resesyonunun resmi olarak sona ermesinden neredeyse iki yıl sonra, ABD ekonomisi son yirmi yıldaki en yüksek büyüme oranına ulaştı. Ticaret Bakanlığı tarafından Perşembe günü yayınlanan rakamlar, Gayrı Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYİH) üçüncü çeyrekte, mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak, yıllık yüzde 7,2 oranında büyüdüğünü gösteriyor. Bu oran, iktisatçıların yaptıkları yüzde 6lık büyüme tahminin epeyce üzerinde ve ikinci çeyrekte ulaşılmış olan yüzde 3,3lük oranın iki katından daha büyük.
Bu GSYİH artışı, ABD ekonomisinin yüzde 9 oranında büyüme gösterdiği 1984ün üçüncü çeyreğinden bu yana ulaşılan en hızlı büyüme olsa da, mevcut toparlanmada görülen bazı faktörler ticaret döngüsünün normalin çok ötesinde olduğunu ortaya koyuyor.
Düşük düzeydeki faiz oranları ve artan borçlanma ile finanse edilen tüketici harcamaları, büyüme hızının artışına yol açan etkenlerin temel bileşenleri idi. GSYİHnın üçte ikisini oluşturan toplam tüketici harcamalarının artış hızı ikinci çeyrekte yüzde 3,8 iken, üçüncü çeyrekte 6,6ya yükseldi. Bu, tüketici harcamalarında 1988in ilk çeyreğinden bu yana yaşanan en hızlı artış ve bu artışın büyük bölümü, ikinci çeyrekte yüzde 24,3 arttıktan sonra, üçüncü çeyrekte de yüzde 26,9 oranında artış gösteren otomobillerin de içinde yer aldığı, dayanıklı tüketim malı harcamalarındaki artıştan kaynaklanıyor.
İkinci çeyrekte 7,3 artmış olan ticari harcamalar da, üçüncü çeyrekte yüzde 11,1lik bir artış gösterdi –bu, ticari harcamalarda 2000 yılının ilk çeyreğinden bu yana yaşanan en büyük artış.
Bu veriler, ilk bakışta, hem ticari hem de tüketim harcamalarının bir arada artış gösterdiği, kendi dinamikleri ile ayakta durabilecek bir toparlanmanın başladığına işaret ediyormuş izlenimi veriyor. Biraz daha yakından bakıldığında ise ABD ekonomisinin durumunun bu yargıyı haklı çıkarmaktan çok uzak olduğu ortaya çıkıyor.
İlk olarak, tüketim harcamalarındaki artış, "normal" toparlanmalarda olduğu gibi, istihdamın artmasını takiben, toplam gelirde yaşanan bir artışın sonucunda ortaya çıkmadı. Ekonomik Politika Enstitüsüne (EPE) göre, yapılan bir defalık vergi indiriminin harcanabilir gelirde yarattığı 100 milyar dolarlık artışla birlikte, "tüketici harcamalarının güçlü oluşu, vergi indirimine ve ipotek karşılığı kredilerde ortaya çıkan yeniden finansman olanağına dayanıyor." Bu, vergi sonrası gelirin yüzde 7,3 oranında arttığı anlamına geliyor. Buna karşılık vergi öncesi gelir sadece yüzde 1 oranında artarken, reel ücret ve maaş gelirleri, enflasyon hesaba katıldığında, bu çeyrekte aslında yüzde 0,1 oranında gerileme gösterdi.
Gelirle ilgili veriler mevcut "toparlanmanın" başlıca tuhaflığına, yani istihdamda devam etmekte olan gerilemeye, işaret ediyor. Morgan Stanleynin baş ekonomisti Stephen Roach, 24 Ekimde yayınlanan bir yorumunda şöyle dedi: "bizim hesaplarımıza göre, bu toparlanmanın ilk 21 ayı süresince, reel ücret ve maaş ödemeleri –kişisel gelirin başat öğesi- normal bir toparlanmada ortaya çıkması gereken düzeyin yaklaşık olarak 320 milyar dolar altında seyrediyor."
Roachun verilerine göre, resesyonun sona erdiği varsayılan Kasım 2001den sonra geçen 22 ayın ardından ABD ekonomisinde özel sektörün istihdam ettiği işçi sayısı, geçmiş altı toparlanmada ortaya çıkmış olan normun 4,3 milyon kişi altında seyrediyor.
Diğer rakamlar bu durumu teyit ediyor. New York Timesın serbest köşe yazarı Bob Hebert, kısa süre önce kaleme aldığı bir makalede, geçtiğimiz iki yıl içinde yoksulluk sınırının altındaki Amerikalıların sayısının üç milyon artarken, ortalama hane halkı gelirinin de son iki yılda düşüş gösterdiğine işaret ediyor. EPEnin baş ekonomisti Jared Bernsteina göre bireylerden ziyade ailelerin toplam çalışma saatlerindeki gerileme "tarihsel olarak iki haneli işsizlik oranlarına denk gelen boyutlarda." Sadece çalışan aile bireyi sayısında azalmıyor, istihdam edilenler de daha az süreyle çalışıyorlar.
Mevcut toparlanmanın bir başka tuhaflığı ise kendisini, ABD Merkez Bankasının tutumunda gösteriyor. Banka, Salı günü kısa dönemli faiz oranını son 45 yılın en düşük düzeyi olan yüzde 1de tutmaya karar verdi ve gevşek para politikasının "hatırı sayılır bir süre için" sürdürüleceğini belirtti.
Bu durum, Merkez Bankasının, faiz oranlarını nispeten çok küçük bir miktarda artırması durumunda bile, ABD ekonomisini geçtiğimiz iki yıl boyunca büyük ölçüde ayakta tutmuş olan, borçla finanse edilen tüketici harcamalarının olumsuz şekilde etkilenmesinden korktuğu şeklinde bir izlenim veriyor.
Merkez Bankasının faiz politikası ile ilgili olarak yaptığı açıklamada "şirketlerin fiyat belirleme gücünün ve çekirdek tüketici fiyatlarının durgun kalmaya devam ettiği" ve "enflasyon riskinin istenmedik ölçüde az olmasının, görülebilir gelecekte ana endişe kaynağı olmaya devam ettiği" belirtiliyor.
Şirketlerin fiyat belirleme gücünün bulunmaması istihdam üzerinde büyük etkiler yaratıyor. Bu durum, kâr artışının satışlardaki artıştan ve talebi karşılamak için yapılacak ilave istihdamdan değil, emek maliyetlerini ve istihdamı azaltacak olan yeni teknolojilerin uygulamaya konmasından kaynaklanacağına işaret ediyor.
ABD ekonomisi, bir bütün olarak ele alındığında, son büyüme rakamları, artan yapısal dengesizliklerle ilgili olarak iktisatçıların endişelerini –özellikle, her ikisi de yarım trilyon doları aşmış olan büyüyen ödemeler dengesi açığı ve bütçe açığı ile ilgili olanları- hiçbir şekilde azaltmadı.
Business Weekin eski baş ekonomisti William Wolman, bu hafta başında yayınlanan bir röportajında büyümekte olan borç sorununa değiniyor.
Wolman şunları söylüyor: "Eğer Amerikanın dış ticaret açığını, federal bütçe açığını ve eyalet ve belediyelerin açıklarını üst üste koyarsanız, Dünya Bankası ve İMFnin, dünyadaki en güçlü ülke değil de sıradan bir ülke olsaydık, bizim ekonomiyi tehlikeli olarak sınıflandıracağı bir borç-gelir oranına ulaşırsınız. Bu ikiz açık, en sonunda, faiz oranları üzerinde yukarıya doğru bir baskının oluşması tehlikesini yaratabilir."
Bu tehlikeler ABDnin hızlanan büyümesi ile aşılamayacak ve muhtemelen bu büyüme durumu daha da kötüleştirecek. Eğer ABD ekonomisi dünya ortalamasından daha hızlı bir biçimde büyümeye devam ederse, bu durumda cari işlemler açığı artmaya devam edecek ve bu da Amerikan mali sistemini dışarıdan, özellikle de Japonyadan ve Uzak Asyanın geri kalanından gelecek olan fonlara daha da bağımlı hale getirecek.
Bununla birlikte, eğer dünyanın geri kalanında büyüme oranları artarsa, bu durumda fonlar başka yerlere kayacak ve ABDnin açıklarını finanse etmek gittikçe daha zor hale gelecek. Bu şekilde, fonları çekebilmek için Hazine bonolarının getirilerinin artması gerekecek ve bu da bütün ekonomide faiz oranlarının artmasına, ABDnin büyümesinin yavaşlamasına ya da borçla finanse edilen tüketim harcamalarının hızlı bir düşüş göstermesi durumunda muhtemelen bir resesyona yol açacak.
Britanyalı ekonomi analisti Brian Readingin söylediği gibi, güçlenmekte olan bu ekonomik büyüme eğilimi "sıfır toplamlı oyuna" ya da "tahterevalli"ye benziyor ve bir bütün olarak dünya ekonomisinin, derinlerde yatan –kendisini aşırı kapasite ve aşırı üretim biçiminde gösteren- yapısal sorunlarla malul olduğuna işaret ediyor.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|