DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye
Milliyetçiliğin çıkmazı
Türkiye: PKKnın halefi örgüt ABDye yaranmaya çalışıyor
Bülent Kent 22 Nisan 2004
1990larda Türkiyenin doğusunda bir Kürt devleti kurmak için silahlı mücadele yürüten Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) devamı olan örgüt, bugün Iraktaki Amerikan işgal kuvvetlerini destekliyor.
Günlük gazeteJunge Weltte yayınlanan bir habere göre, PKKnın devamı olan Kongra-Gelin (Kürdistan Halk Kongresi) başkan yardımcısı Osman Öcalan, geçtiğimiz Şubat ayında örgütün kuzey Iraktaki kampını terk etti ve Amerikan işgal kuvvetlerine katıldı. Osman Öcalan, PKKnin uzun yıllar boyunca başkanlığını yapmış olan ve 1999dan bu yana Türkiyede hapiste bulunan Abdullah Öcalanın kardeşi.
Junge Weltin verdiği habere, göre görünüşe bakılırsa, Osman Öcalana yürütme komitesi üyeleri Nizamettin Taş ve Hıdır Sarıkayanın PKKnin eski Avrupa sözcüsü yanı sıra, ABD ile yakın bir ittifakı savunan yüzlerce parti üyesi de eşlik etti. Örneğin bu grup, İslamcı direniş savaşçılarının sızmasına engel olmak üzere Irak ve Iran sınırında koruma görevi yapmayı kabul ettiler.
Anlaşıldığı kadarıyla Kongra-Gel başkanı Zübeyir Aydar bu grubu suçladı ve Abdullah Öcalan kardeşini "tehlikeli bir sağcı, milliyetçi hat izlemekte" olduğunu söyleyerek eleştirdi. Ancak bu taktik farklılıklar bir tarafa bırakıldığında, Amerikan işgal kuvvetlerine yönelik bu açık yaltaklanma girişiminin PKKnın daha önceki politikalarının mantıki uzantısı olduğu görülür.
Önderlerinin hapsedilmesinden sonra PKK gerillalarının kuzeydeki Kürt bölgesine çekildikleri bir ortamda, Kongra-Gelin 2003 yılının Kasımında kurulmuş olması Amerikanın Irakı ele geçirmesine verilmiş bir tepkiydi. Partinin kuruluş manifestosu ABDnin müdahalesini açıkça memnuniyetle karşılıyordu. Manifestoda şöyle deniliyordu: "ABD, Kürtleri ve bütün halkı çok ağır bir biçimde baskı altına almış olan Saddam rejimine karşı müdahalede bulunarak, yeni bir devrin şafağında önemli bir rol oynadı. Kongra-Gel, ABD tarafından gerçekleştirilen bu müdahaleyi memnuniyetle karşılar, ancak yapıcı sonuçlara ulaşmanın yalnızca Kürt sorununun kalıcı çözümüyle sağlanabileceğine işaret etmek ister."
Bunu izleyen haftalarda partiye yakın gazeteler Amerikan propagandasını ve hata bu propagandanın sözcük tercihlerini taklit eden makaleler yayınladı. Örneğin, 28 AralıktaYeniden Özgür Gündem adlı günlük gazetede Cemal Uçar Irak direnişini "Amerikan askerlerine yapılan saldırının direniş olarak adlandırılmasına karşı çıkıyorum" sözleriyle kınadı.
Irakta bulunduğu sırada Sünni üçgeni olarak tanımlanan bölgede durumun tanığı olduğunu yazan Uçar, ABDnin bir "emperyalist işgalci güç" olarak tanımlanmasına, Irak direnişi gerekli kriterleri karşılamadığı için karşı çıkıyor: "Her direnişin amaçlarını içeren bir manifestosu vardır. Irakta ise Amerikan karşıtlığının bir manifestosu olmadığı gibi, o kapasite ve taban da yoktur." Uçar, G.W. Bushun ağzından çıkabilecek cümleleri kullanarak şunları söylüyor: "Washington, Irakta bugün kötülüğü yok etmeye çalışırken, iyiliği getirememenin sorununu yaşıyor. Bu da halkın acı çekmesine yol açıyor."
Uçarın inkar ettiği sadece Irak halkının çektiği acılarla ABDnin Irakı işgal etmesi ve yağmalaması arasındaki bağlantı değil. Çekilen bu acıların Irak direnişi sırasında yapılan eylemlerinin bir sonucu olduğunu öne sürecek kadar ileriye gidiyor: "Irakta neredeyse günlük olarak yapılan saldırılar sorunları çözmekten ziyade derinleştirmeye yöneliktir." Uçara göre bunun sorumluluğu, beraberinde bütün parayı götürmüş olan ve bu şekilde silah alabilen ve Arap ülkelerinden savaşçılar ithal edebilen yenik düşmüş olan Saddam kliğine ait.
Uçar, güç bela gizlediği ırkçı bir tonla eğer "Saddam rejiminin rantından geçinmiş olanlara" ve savaştan sonra "sıfıra düşen"lere, cezaevlerinden salıverilmiş olanlar ve "(düşünsel olarak) neolitik çağı yaşayan aşiretler" eklendiğinde ortaya "hedefi belirsiz bir bomba çıkar". Kimse onun "ne zaman patlayacağını, kaç sivili öldüreceğini, ne kadar insanı korkutacağını" bilemez. "Bunun bilimsel adı da terörizmdir."
Makalenin tamamı, Irakta hüküm süren kaos ve anarşiyi doğrulamaya yönelik ve barış ve düzenin Irak halkının kendisini ABDnin boyunduruğu altına sokması durumunda daha hızlı sağlanacağına dair iddiaların bir toplamından oluşuyor.
Aynı yazarYeniden Özgür Gündemde 4 Ocak 2004 tarihinde yayınlanan bir başka makalesinde şöyle diyor: " Direnişle işgale son vermek isteyenler işgalin daha uzun süreli olmasına katkıda bulunacaklardır."
Kürt milliyetçiliğini yasal yöntemlerle yaygınlaştırmaya çalışan bir parti olan DEHAP da, daha ölçülü bir biçimde olsa da, komşu ülkenin ABD tarafından işgal edilmesini memnuniyetle karşılıyor.
Sözgelimi 29 Aralık 2003te partinin başkan yardımcısı Dr. Naci Kutlay, Türkiyede yayınlanan solcu bir günlük gazete olanEvrenselde şöyle yazıyordu: "ABDnin emperyalist bir devlet olduğuna şüphe yok. Ancak ABDnin Irakı işgal etmesi ve Saddamın yakalanması, Ortadoğuda birçok şeyi değiştirecektir. Irak daha demokratik bir ülke olacak, bu bir zorunluluk. Kürtler ilk kez bir statü elde edecekler. Bunun ardından bölgedeki bütün devletler değişmek zorunda kalacaklar. Bu değişimler iç dinamikler nedeniyle değil, dünyanın en büyük emperyalist devletinin yardımıyla yaşanacak. Bizim neyi beğenip neyi beğenmediğimiz durumu değiştirmeyecek. Kürtlerin baskı altında tutulması yerine, demokratik ve insan haklarına dayanan yeni yapıların oluşmasına giden yol açılacaktır."
Milliyetçiliğin çıkmazı
Bir zamanlar solcu, anti-emperyalist imajlarına büyük önem veren Kürt milliyetçilerinin şimdi en büyük emperyalist gücü destekliyor olmaları nasıl açıklanabilir?
PKK, 1970lerin sonunda kurulduğu sırada Türkiye ciddi sınıf mücadeleleriyle sarsılıyordu. Ancak PKKnın Kürt azınlığın barbarca yöntemlerle baskı altında tutuluyor olmasına verdiği tepki, Kürt ve Türk işçi sınıfının mücadelesini birleştirmek yerine, bağımsız bir Kürt devleti çağrısı yapmak biçiminde oldu. Taşıdığı isme rağmen, parti, işçi sınıfının toplumsal mücadelesinin ikincil olduğu ve bunun ilk planda çözülmesi gereken ulusal soruna bağlı olduğu konusunda ısrar ediyordu.
1980de acımasız bir diktatörlük inşa eden Türk ordusunun baş kaldırmasının ardından PKK silahlı mücadele yolunu tuttu. Uygulanan askeri terör nedeniyle, başlangıçta halkla çok gevşek bağları olan örgüt çok popüler hale geldi. Yürütülen silahlı mücadelenin amacı bir Kürt devleti kurmaktı ve bu perspektif her zaman için, yerel güçlerin desteğinin yanı sıra, kimi büyük güçlerin desteğini alma çabasıyla bağlantılıydı. PKKya Suriye tarafından uzun yıllar boyunca sığınılacak yer sağlandı. Ancak Türkiyenin NATOnun doğu sınırında oynadığı önemli rol nedeniyle PKK hiçbir zaman için Avrupadan ya da ABDden önemli bir destek sağlayamadı.
1991de Sovyetler Birliğinin çökmesinin ve Körfez Savaşının ardından PKK, Suriyedeki üssünü yitirdi. Suriye rejimi ABDnin yanında tutum alarak Iraka karşı çıktı. PKK yeni bir yöneliş arayışına girdi ve büyük güçlerin yanı sıra Türkiye burjuvazisine açıkça destek vermeyi önerdi. PKK, küçük bir iktidar payı karşılığında bu güçlerin egemenliğini kabul etmeye hazırdı. Öcalan, daha Körfez Savaşı sırasında Washingtonla iyi ilişkiler içinde olan Irak Kürtlerinin önderlerinden Celal Talabani ile bir araya geldi. Talabini Türk hükümetine ateşkesi müzakere etmek üzere yardımcı olmayı önerdi ancak başarılı olamadı. Öcalan 1993de tek yanlı ateşkes ilan etti ve bağımsız devlet kurma talebinden vazgeçmek istediğini açıkladı Türk hükümetinden yine herhangi bir olumlu cevap gelmedi.
Amerikan burjuvazisine ve özellikle Avrupa burjuvazisine yönelik çağrılar gün geçtikçe daha yüksek sesle yapılmaya başlandı. Ancak 1999da İtalya Öcalana sığınma hakkı vermedi ve bunun ardından kısa bir süre sonra Öcalan Nairobiden Amerikan gizli servisinin desteğiyle, zorla alındı. Bu, Avrupa devletlerinin ve ABDnin PKK ile işbirliği yapmak konusunda hiçbir çıkarlarının olmadığını şüphe götürmeyecek bir şekilde açıkça ortaya koydu.
Örgüt bu gelişmelere güçlerini Kuzey Iraktan çekerek ve Türkiyeye karşı "silahlı mücadeleyi" resmi olarak sonlandırarak tepki gösterdi. PKK Merkez Komitesi, 1999 yılının Ağustosunda yayınlanan bir basın açıklamasında ABDnin hegemonyasının ve onun Ortadoğudaki yeni düzeninin kabul edilmesi gerektiğini ilan etti.
AB hükümetinin 11 Eylülde yapılan terörist saldırıların sonrasında dünya çapında "teröre karşı savaş" ilan etmesinin ardından sadece birkaç ay sonra PKK adını "Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi" (KADEK) olarak değiştirdi. Bu yeni isim partinin militan geçmişinden koptuğunu vurguluyordu. Ancak örgütün önderlerinin iki yıl sonra hayal kırıklığı içinde saptayacakları şekilde, verilen bu işaret "Ortadoğunun kilit figürleriyle Kürt sorunu konusunda bir diyalog geliştirmek" için yeterli olmamıştı.
ABD bölgeyi güç kullanarak yeniden düzenlemeye başladı ve bunu yaparken KADEKten hiç yararlanmadı. Ve Türk hükümeti, büyük bir itibar kaybına uğramış olan karşıtı ile müzakereye başlamaya eğilimli görünmüyordu. Hatta Türk ordusu ABDnin PKK/KADEKe karşı harekete geçmemesi durumunda kuzey Irakı işgal edeceği tehdidini savurdu. Washington, Ankaraya kuzey Irakta PKKya müsamaha edilmeyeceği güvencesini verdi ve resmi olarak KADEKi "terörist örgüt" olarak sınıflandırdı.
KADEK buna kendisini 2003 yılında lağvedip, "Kürdistan Halk Kongresi"ni (Kongra-Gel) kurarak tepki gösterdi. Kongra-Gel özeleştirel bir biçimde KADEKin programının ve örgütsel yapısının "çoğulcu ve demokratik bir toplum için verilen siyasi mücadelenin ihtiyaçlarını karşılamadığını" belirtti. Kongra-Gelin yaptığı bir açıklamada "Hem Leninist parti modelinin kalıntıları hem de Ortadoğunun dogmatik düşünce yapıları, hiyerarşik yapıyı yeni toplumsal grupları ve demokratik unsurları içeremeyecek şekilde daralttı" deniliyordu. Önderlik içinde aynı kişilerin yer almaya devam etmesi de "KADEKin sadece PKKnin bir devamı olduğu" inancına yol açtı. "Ardından bu durum uluslararası tanınmayı engelledi ve planlanmış olan demokratik süreç üzerinde olumsuz bir etki yarattı."
Kongra-Gelin parti başkanı olarak seçilen Zübeyir Aydar geçmişte gerilla mücadelesi içinde hiç yer almamış biri. Aydar 1986dan bu yana hukukçu olarak çalışıyor. Aydar, İnsan Hakları Derneğinde (İHD) aktif olarak çalıştı ve bunun yanı sıra kendi memleketi olan Siirtte Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İl başkanlığı yaptı ve Halkın Emek Partisinden (HEP) milletvekili olarak seçildi. Kongra-Gele göre Aydar 1993 yılında iki suikast girişiminin hedefi oldu. 1994de Aydarın milletvekili olarak dokunulmazlığı kaldırıldı ve HEP kapatıldı. Türkiyeyi terk eden Aydar, hem sürgündeki Kürt parlamentosunda hem de Kürt Ulusal Kongresinde aktif olarak görev yaptı.
Aydar, 2003 yılınının Kasım ayında Kongra-Gelin başkanı olarak seçilmesinin ardından kendisine ABDnin müzakereye girip girmeyeceğini soran bir gazeteciye şunu cevabı verdi: "ABDnin diplomatik müzakereleri başlatacağını umuyoruz." Kongra-Gel-onlinea göre, Aydar, Türkiye ve ABD arasında gerillaların silahsızlandırılmasına yönelik bir anlaşma olduğunu belirten bir gazeteciye, ABDnin bu yönde bir girişimde bulunduğunu söyleyerek yanıt verdi. Aydar sözlerini, ABDnin Kürt hareketi yerine Türkiye üzerinde baskı yapması gerektiğini söyleyerek sürdürdü.
Kongra-Gelin perspektifi ABDnin aktif desteğiyle Türkiye burjuvazisiyle bir anlaşmaya varmayı hedeflemek olmaya devam ediyor. Gelinen bu noktadan, Iraktaki güçlerini bir polis gücü şeklinde ABDnin emrine verme noktasına ulaşmak için sadece küçük bir adım atmak gerekiyor görünüşe bakılırsa Osman Öcalanın etrafında toplanan grubun yaptığı teklif de bu.
Milliyetçiliğin mantığı PKKyi umutsuz bir çıkmaza sürükledi. Bu milliyetçi perspektifin yoksullaştırılmış Kürt köylülüğüne ve bir çoğu her halükarda Türkiyenin ve Avrupanın şehirlerinde yaşayan ve çalışan işçilerine verebileceği hiçbir şey yok. Baskının, yoksulluğun ve halkların haklarının tanınmamasının üstesinden gelebilmek için, bütün Ortadoğuda, Avrupada ve ABDde işçileri sosyalist bir perspektif doğrultusunda birleştirmek gerekiyor.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|