World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Tarih

Livio Maitan (1923-2004): eleştirel bir değerlendirme

Bölüm 1: Komünist Parti’de bir "Trotskist" | Bölüm 2 | Bölüm 3

Peter Schwarz
4 Kasım 2004

Livio Maitan 16 Eylülde Roma’da 81 yaşında öldü. Maitan –Michel Pablo (1911-1996), Ernest Mandel (1923-1995) ve Pierre Frank (1906-1984) ile birlikte- Birleşik Sekreterya’nın en tanınmış temsilcilerinden biriydi. Maitan, 53 yıl boyunca Birleşik Sekreterya’nın önderliği içinde yer aldı ve bu örgütün siyasi çizgisinin oluşturulmasında kayda değer bir rol oynadı.

Bu satırların yazarı, Pablo tarafından Dördüncü Enternasyonal’in saflarına sokulan revizyonist politikalara karşı ortodoks Trotskizmi savunmak için 1953 yılında kurulmuş olan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin bir üyesi. Uluslararası Komite o tarihten itibaren, her önemli siyasi sorun konusunda, daha sonra Birleşik Sekreterya’nın oluşmasında büyük pay sahibi olacak olan Pablo, Mandel ve Maitan eğiliminin kararlı bir muhalifi oldu.

Birleşik Sekreterya’nın 1953 bölünmesini bizzat yaşamış olan son önde gelen önderinin ölümü bize siyasi bir bilanço çıkarma fırsatını sunuyor. Bunu yaparken amacımız Maitan’ın kişisel dürüstlüğünü ya da onun sosyalist inançları sorgulamak değil. Aksine amacımız bugün içinde bulunduğumuz koşullara cevap veren bir siyasi yönelişi geliştirebilmek için gerekli olan önemli tarihsel dersleri çıkarmak.

Maitan’ın yaşamı Birleşik Sekreterya’nın yarım yüzyıldan fazla bir süreyle savunduğu siyasi anlayışın mantıki gelişiminin bir örneğini oluşturuyor. Bu anlayışın özünü toplumun sosyalist temellerde yeniden örgütlenmesinin, uluslararası işçi sınıfının tarihsel görevlerinin bilincinde olan bağımsız siyasi hareketine gereksinmediği, fakat bunun yerine daha çok, nesnel gelişmelerin baskısı altında sola doğru kayabilecek diğer toplumsal ve siyasi güçler tarafından gerçekleştirilebileceği düşüncesi oluşturuyordu.

Pablocular işçi sınıfına dayanmayan bu "kör araçlar"ın [bir dönem Pablocular tarafından sıkça kullanılmış olan bir sözde kavram-ç.n.] –Stalinist partiler, Maocu köylü orduları, küçük burjuva gerillalar- nesnel gelişmelerin baskısı altında devrimci bir yöneliş gösterebilecekleri ve sosyalizme giden yolu hazırlayabilecekleri düşüncesini savundular. Böyle bir bakış açısının yol açtığı mantıki sonuç Dördüncü Enternasyonal’in likidasyonu ya da –Birleşik Sekreterya biçimsel olarak bu ismi taşımaya devam eden bir örgüt olduğundan- siyasi görevlerinin bütünüyle yeniden tanımlanması oldu.

Dördüncü Enternasyonal 1938 yılında Lev Trotskiy’in girişimiyle kuruldu çünkü Marksizmin sürekliliğini ancak bu parti güvence altına alabilirdi ve işçi sınıfını gelecek sınıf mücadelelerine hazırlayabilirdi. Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist bürokrasi ve Stalinizmin egemenliğindeki Üçüncü Enternasyonal 1930’lu yıllarda, ilk ve son kez karşı-devrimin saflarına katıldı. Bizzat Sovyetler Birliği’nde bürokrasinin ayrıcalıklarının savunulması ve işçi demokrasisinin yok edilmesi ekonomik ve kültürel gelişmenin önünde duran en önemli engeller haline gelmişti. Kremlin, uluslararası düzeyde dünyanın dört bir yanındaki Komünist Partilerini emperyalist güçlerle yaptığı diplomatik manevralarda piyon olarak kullandı –bu politika 1933’te Almanya’da ve 1938’de İspanya’da felaket getiren yenilgilerin yaşanmasına neden oldu.

Trotskiy, işçi sınıfının yaşadığı en kötü yenilgiler sırasında bile, kapitalist düzeninin nesnel çelişkilerinin yeniden patlayıcı sınıf mücadelelerine yol açacağına olan inancını asla yitirmedi. Dördüncü Enternasyonal’in kurulması bu mücadelelere hazırlanabilmek için gerekliydi. Sayısal olarak az sayıda üyesi olsa da Dördüncü Enternasyonal on yılların sınıf mücadelelerinin derslerini ve deneyimlerini cisimleştiriyordu. Trotskiy sosyal demokrat ve Stalinist partilerin devrimci bir rotaya geri dönebileceklerini düşüncesini kategorik olarak reddetti. Bu partiler, saflarında çok sayıda işçi bulunmasına karşın, diğer toplumsal çıkarların ve güçlerin araçları haline dönüşmüşlerdi.

Bugün, Birleşik Sekreterya’nın 1953’ten bu yana yapmış olduğu öngörüler ve aldığı tutumlar, tarihsel deneyimlerin ışığında kesin bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Birleşik Sekreterya’nın yeni bir devrimci öncü olduğunu ve işçi sınıfının bağımsız hareketinin yerini alacağını söylediği siyasi ve toplumsal güçlerin hiçbiri, onların bu beklentilerinin herhangi birini karşılamadı.

Pablo, kitlelerin baskısı altında, Stalinizmin devrimci bir rol oynayacağını ve sosyalizme giden yolun on yıllar boyunca, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’da olduğu gibi yeni yozlaşmış işçi devletlerin kurulmasıyla alınacağını öngördü. Bu öngörü bu devletlerin ve bizzat Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle çürütüldü. Stalinist bürokrasi –Trotskiy’in öngördüğü şekilde- Ekim Devrimi’nin mezar kazıcısı olduğunu kanıtladı.

Pablocuların Üçüncü Dünya için bir model ve Trotskiy’in Sürekli Devrim teorisini bilinçsiz uygulayıcıları olarak övdükleri, Mao’nun köylü orduları sosyalist bir geleceğe giden yolu hazırlamadılar, fakat aksine kapitalizmin vahşi bir biçimini yarattılar. Bugün Mao’nun mirasçıları Çin işçi sınıfının ulus-ötesi şirketler tarafından sömürülmesine, ulus-ötesi şirketlerin Çin işçi sınıfına dünyanın başka hiçbir yerinde olmadığı ölçüde kötü ücretleri ve çalışma koşullarını dayatmasına nezaret ediyorlar.

Birleşik Sekreterya ulusal kurtuluş hareketlerini ve bunların "silahlı mücadele" reçetelerini idealize ederken, bu hareketlerden hiçbiri emperyalizmden gerçek anlamda az da olsa bağımsızlaşamadılar. Bu hareketlerin hepsi Trotskiy’in kapitalist gelişme sürecinde geride kalmış ülkelerde "demokrasiye ulaşma görevinin ve ulusal kurtuluşun tamamlanmasının ve gerçek bir çözüme ulaştırılmasının ancak boyunduruk altındaki ulusun, özellikle köylü kitlelerinin önderi olarak proletaryanın diktatörlüğü aracılığıyla sağlanabileceği" (1) öngörüsünü tersinden doğruladılar.

Birleşik Sekreterya’nın siyasi düşünceleri sadece yanlışlanmakla kalmadı, bu düşünceler bütün dünyada 1960’ların ve 1970’lerin kitlesel toplumsal hareketleri içinde kapitalizme bir alternatif arayan gençlerin ve işçilerin kafalarını karıştırmakta büyük bir rol oynadı.

Birleşik Sekreterya’nın Stalinizme ve küçük burjuva milliyetçilerine dayanan hayalleri sonunda boşa çıkınca, bu örgüt daha da sağa kaydı ve kapitalist devletin alanına geri çekildi. Maitan’ın siyasi yaşamının son 13 yılını Romano Prodi’nin ve Massimo D’Alema’nın merkez sol hükümetlerine destek olan bir partinin saflarında geçirmiş olması önemlidir. Maitan 1991 ile 2001 yılları arasında İtalyan Komünist Partisi’nin ardılı örgütlerden biri olanRifondazione Comunista’nın (Komünist Yeniden Kuruluş) yönetiminde yer aldı.

Maitan, Birleşik Sekreterya’nın 2003 yılının Şubat ayında yapılan 15. Dünya Kongresi’nde uluslararası düzeyde son kez göründüğünde, Başkan Inácio "Lula" da Silva’nın burjuva hükümetinde bir bakan olarak görev yapan Birleşik Sekreterya’nın Brezilyalı bir üyesini kutladı.

Maitan Dördüncü Enternasyonal’e katılıyor

Livio Maitan 1923 yılında, Mussolini’nin iktidara gelmesinden yarım yıl sonra, Venedik’te doğdu. Faşist İtalya’da büyüdü ve Padova Üniversitesi’nde klasik edebiyat eğitimi gördü. Savaşın son yıllarında Nazi işgaline karşı sosyalist direnişe katıldı ve en sonunda savaşın sonunu gözaltı kampında göreceği İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı. Maitan daha sonra sosyalist gençlik hareketinin bir örgütleyicisi oldu. 1947’de, Paris’teki bir sosyalist kongre esnasında Ernest Mandel’le tanıştı ve Dördüncü Enternasyonal’e katıldı.

Bu Trotskiy’in düşüncelerinin Dördüncü Enternasyonal’in önderliğinin bir bölümü tarafından sorgulanmaya başlandığı dönemdi. Maitan 1951 yılında Dördüncü Enternasyonal’in yönetimine girdiğinde, o sırada örgütün sekreteri olan Pablo, iki yıl sonra Trotskist hareketin bölünmesine yol açacak olan revizyonist görüşlerini bütünüyle formüle etmişti. Aynı yıl Pablo’nun "Nereye Gidiyoruz?" başlığını taşıyan çalışması yayınlandı. Bu belgede Pablo toplumsal gerçekliğin "aslında kapitalist rejim ve Stalinist dünyadan oluştuğu"nu ve "şu anda kapitalizme karşı çıkan güçlerin ezici çoğunluğunun Sovyet bürokrasinin önderliği veya etkisi altında olduğunu" (2) belirtti.

Soğuk Savaş’ın tam başladığı sıralarda formüle edilen bu görüş işçi sınıfını göz ardı ediyor ve her iki kamptaki yükselen sınıf mücadelelerinin yerine Sovyetler Birliği ve ABD emperyalizmi arasındaki çelişkiyi koyuyordu. Pablo sosyalist devrimin, Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanacak -Sovyet bürokrasisinin "kapitalizme karşı çıkan güçlerin" başında öncü rolü oynayacağı- bir savaş şeklinde başlayacağına inanıyordu. Bu koşullar altında Dördüncü Enternasyonal’e Stalinist partilere girmekten –Pablo’nun koyduğu şekilde "gerçek kitle hareketleriyle bütünleşmekten"- başka yapacak bir şey kalmıyordu.

1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Sosyalist İşçi Partisi Pablo’nun tutumunu reddeden ve diğer kimi seksiyonların yanı sıra Britanya seksiyonunun ve Fransız seksiyonunun çoğunluğunun katıldığı Uluslararası Komite’nin kurulması için çağrı yapan "Açık Mektup"unu yayınladı.

Bu çatışma sırasında Maitan, Pablo, Mandel ve Fransa’daki azınlığın önderi Frank’ın yanında yer aldı ve yaşamının geri kalanında Birleşik Sekreterya’nın aktif bir üyesi oldu. Maitan’ın, Antonio Gramsci, Lev Trotskiy, İtalyan Komünist Partisi, Çin Devrimi, Çin Kültür Devrimi ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü üzerine, çok azı başka dillere çevrilmiş olan, çok sayıda kitabı yayınlandı. Maitan aynı zamanda Birleşik Sekreterya’nın yayınlarına düzenli olarak yazılar yazdı ve Trotskiy’in çalışmalarını İtalyanca’ya çeviren olarak kişi olarak tanındı.

Maitan, İtalya’da yarım yüzyıl süreyle Birleşik Sekreterya’nın İtalya seksiyonunun kamuoyuna bakan yüzü oldu.

Maitan ve İtalyan Komünist Partisi

Pablocuların Stalinizme uyarlanmalarının özellikle İtalya’da çok boyutlu sonuçları oldu. Stalinist Komünist Parti -Fransa dışında- hiçbir sanayileşmiş ülkede, İtalya’da elde ettiği yaygın etki gücüne sahip olamadı.

Bu, partinin özel tarihiyle ilişkili bir durumdu. İtalyan Komünist Partisi (PCI) uzun yıllar boyunca yasadışı olarak faaliyet gösterdi ve Mussolini rejimine karşı mücadele etti. Partinin Antonio Gramsci gibi tanınmış önderleri faşizmin kurbanı oldular. PCI, Müttefiklerin saldırısından sonra Alman işgaline ve Mussolini’nin devletinin artıklarına karşı oluşturulanResistenza’nın (direniş hareketi) öncü gücüydü. Bu PCI’ya halkın içinde kök salmakta yardımcı oldu. PCI Resistenza tarafından verilen mücadele sırasında insanların pek çok aile ferdini yitirdikleri İtalya’nın kuzeyindeki pek çok bölgede ve Toscana’da egemen güç konumundaydı. Bununla birlikte Palmiro Togliatti’nin başında yer aldığı parti önderliği Moskova’nın sadık hizmetkarıydı. Partinin faşizmin elinden kurtulan birçok önderi Sovyetler Birliği’nde sürgünde yaşadı ve Stalinizmin en berbat suçlarına boylu boyunca ortak oldu.

PCI, Stalin’in çizgisine uygun olarak, Mussolini’nin devrilmesinden sonra burjuva düzenini koşulsuz olarak savundu. 1944 baharında, diktatörün devrilmesinden ve İtalya’nın resmi olarak teslim olmasından sadece birkaç ay sonra PCI Mareşal Pietro Badoglio’nun hükümetine katıldı ve bu suretle faşist geçmişle radikal bir kopuşu ve siyasi yaşamın devrimci bir biçimde yeniden örgütlenmesini engelledi. PCI sayesinde egemenliğini 20 yıl boyunca Mussolini’nin diktatörlüğü üzerinde temellendirmiş olan siyasi ve toplumsal seçkin, Mussolini’nin devrilmesinden yara almadan çıkmayı başardı.

PCI, 1947 yılının Mayıs ayına kadar sıklıkla değişen ulusal koalisyon hükümetlerinin hepsinde yer aldı. Ne var ki, Soğuk Savaş’ın başlaması PCI’nin hükümetlerde daha fazla yer almasını engelledi. Washington, NATO’nun temel direklerinden birini oluşturan bir ülkede Moskova ile doğrudan bağlantısı bulunan komünist bir bakanı kabul etmeye hazır değildi. PCI’nın –Sol Demokratlar (SD) haline dönüşmüş şekliyle- Roma’da yeni bir bakanlık görevi üstlenebilmesi için bir 50 yılın daha geçmesi gerekecekti.

Yine de bu 50 yıl süresince PCI İtalya’da burjuva düzeninin kararlı bir payandası olarak kaldı. Aslında PCI’nin burjuva düzeninin omurgasını oluşturduğunu söylemek bir abartma olmaz. PCI, ülkedeki kitlesel bir tabana sahip olan ve yaygın bir biçimde kökleşmiş, merkezi örgütsel yapıya sahip tek siyasi partiydi. Hükümetlerin değişmez partisi olan Hıristiyan Demokratlar birbiriyle çatışıp duran birkaç klikten oluşuyordu ve bu partinin elde ettiği seçim sonuçları büyük ölçüde Katolik Kilisesi’nin etkisine bağlıydı. Küçük partiler –Sosyalistler, Sosyal Demokratlar, radikaller ve liberaller- çeşitli lobi yapan grupların temsilcileri olmaktan öte bir şey değildiler.

PCI İtalya’da, SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) Almanya’da ve İşçi Partisi’nin Birleşik Krallık’ta oynadığına benzer bir siyasi rol oynadı. Savaş sonrası hızlı büyüme döneminde PCI sınıflar arası çelişkilerde arabuluculuk yaptı. Kuzeydeki sanayi kuşağı dışında ekonomisi genel olarak tarıma dayalı ve yoksul olan İtalya, yaşam standartlarında belirgin bir yükselişin yaşanmasını sağlayan hızlı bir sanayileşme sürecinden geçti. Aileler ilk kez bir televizyon, bir araba, bir tatil ve çok daha fazlasını alabilecek konuma gelmişlerdi –daha önceleri bunu yapmaları olanaklı değildi. Bu dönem süresince PCI’nın oy oranı sürekli olarak yükseldi: parti savaş sonrasında yapılan ilk seçimde yüzde 20 civarında oy almışken ekonomik hızlı büyümenin zirve noktası olan 1970’lerin ortasında yapılan seçimde yüzde 34 oranında oy aldı. Ondan sonra, artan toplumsal sorunlarla birlikte PCI her seçimde oy kaybetmeye başladı.

Savaş sonrası dönemde devrimci, sosyalist bir strateji işçi sınıfını PCI’dan kaçınılmaz kopuşa hazırlamak üzerinde yoğunlaşmalıydı. Propaganda ve taktik inisiyatifler PCI’yı teşhir etmek üzere kullanılmalıydı –yani işçi sınıfını kendi uzun dönemli çıkarları ile PCI’nın politikaları arasındaki uzlaşmaz çelişki konusunda bilinçlendirmek ve bu temel üzerinde siyasi bilince sahip olan kadrolar yetiştirmek hedeflenmeliydi. Böyle bir strateji için başlangıç noktası Stalinizmin karşı devrimci rolünün anlaşılması olmalıydı.

Maitan bütünüyle başka bir perspektife sahipti. O, PCI’yı kapitalist düzenin bir payandası olarak değil, fakat bunun yerine devrimci bir işçi hareketinin gelişebileceği bir araç olarak görüyordu. PCI’nın teorisi ve politikaları üzerine yazdığı, 1959’da basılan ve 1969’da yeni basımı yapılan, 200 sayfalık kitabında şöyle yazdı:

"PCI, savaş sonrası kitlesel işçi ve köylü hareketinin kendisini gösterdiği siyasi-örgütsel biçimdi. Diğer bir deyişle, mevcut toplumun yapısını radikal bir biçimde yeniden örgütlemek için mücadele veren önemli toplumsal güçler kendilerini bu örgütün içinde ve onun aracılığıyla ifade ettiler. PCI sahip olduğu kitlesel etkiyi sürdürmek ve bu etkiyi yitirmemek istediği sürece, parti önderliği –deforme olmuş bir biçimde de olsa- içinde yer aldığı sınıf mücadelesinin gerçekliğine eklemlenmek zorunda kalacaktır."

Maitan’a göre bu "Komünist Parti’nin gerçekliğini açıklayan en önemli toplumsal faktör"dü; "bu, binlerce proleter kadronun, önderliğin bilgeliği ve yanılmazlığı konusundaki yanılsamalardan çok uzun zaman önce kurtulmuş olmalarına rağmen, neden partiye sadık kaldıklarını açıklıyor." (3)

Burada gerçeklik baş aşağı çevriliyor. PCI savaş sonrasında işçi sınıfının bir taarruz başlatmasının önündeki en önemli engel olduğu ve işçi hareketi içindeki etkisini savaş sonrası döneminin sosyal ödünleri sayesinde koruyabildiği halde, Maitan işçilerin PCI’ya devrimci amaçlar taşıdığı için, "sınıf mücadelesinin gerçekliğine" eklemlendiği için sadık kaldıklarını öne sürüyor.

Kuskusuz Maitan PCI ve onun bürokratik karakterdeki önderliği tarafından burjuva devletine verilen desteği bütünüyle göz ardı edemiyor. Dolayısıyla Maitan partinin ikili bir karaktere sahip olduğunu iddia etti:"PCI’nın çelişkisinin temelinde, artık devrimci bir parti olmadığı ve iktidarın devrimci yoldan fethedilmesi perspektifini açıkça reddetmesine karşın, kökeni ve doğası itibariyle gerçek anlamda bir reformist parti olamayacak olması yatıyor." (4)

Maitan PCI’nın "gerçek anlamda bir reformist partiye dönüşmesinin olanaksız olduğu varsayımını, şu iddiayı öne sürerek haklı gösterir: "yeni-bürokratik revizyonizm burjuvazinin ya da emperyalizmin işçi hareketi içindeki toplumsal etkisini değil, fakat bunun yerine SSCB’deki bürokratik kastın, bu muhafazakar ancak hâlâ anti-kapitalist olan gücün etkisini ifade ediyor." (5) Bu görüş Trotskiy’inkiyle taban tabana zıttır. Trotskiy, Stalinist bürokrasinin "dünya burjuvazisinin işçi hareketi içindeki maşası" (6) olduğunu ve aslında Sovyetler Birliği içinde ve uluslararası arenada bir anti-kapitalist değil fakat karşıdevrimci bir rol oynadığını ısrarla belirtti.

Maitan’ın PCI’ya yönelik kavrayışının ortaya çıkardığı siyasi sonuçlar İtalyan Pablocularının bütün çalışmalarına ilmikle işlenmiş gibidir.

Maitan’ın örgütüGruppi Comunisti Rivoluzionari’nin (GCR) üyeleri daha 1951 yılında Pablo’nun tavsiyelerine uydular ve PCI’ya katıldılar. Küçük bir örgütsel çekirdeğin ve Banderia Rossa gazetesinin yayının sürdürülmesine karşın, üyelerin büyük bir çoğunluğu 1969’a kadar Stalinistlerin saflarında çalıştılar. Ve PCI içinde açık olarak çalışamıyorlardı. Zamanında bir üye bir tarihçiye şunları söylemişti: "PCI içinde münzeviler gibi yaşadık, çünkü düşünce farklılıklarımızı ifade etmedik. Durum olgunlaşana kadar bekledik." (7)

İtalyan işçi sınıfının büyük bir bölümünün PCI tarafından etkilendiği gerçeği, PCI içinde çalışmanın peşinen reddedilemeyeceği anlamına geliyordu. Benzer koşullar altında Gerry Healy’nin önderliğindeki Britanyalı Trotskistler, 1947 ile 1959 yılları arasında İşçi Partisi içinde başarılı bir çalışma yürüttüler. Ne var ki, Britanyalı Trotskistlerin uyguladıkları entrizme Livio Maitan’ın önderliğindeki GCR’nin uyguladığından bütünüyle farklı bir perspektif kılavuzluk ediyordu. Britanyalı Trotskistler İşçi Partisi’nin karşı devrimci karakteri konusunda kesinlikle hiçbir şüphe duymuyorlardı. Bundan dolayı İşçi Partisi içinde yürüttükleri çalışma işçi sınıfını bu partiden kaçınılmaz kopuşa hazırlamaya yönelikti. Parti bürokrasisine karşı bu temelde bir Marksist kadro oluşturmak için sert bir mücadele verdiler ve başarılı oldular. 1963 yılında İşçi Partisi’nin gençlik hareketi Genç Sosyalistler Britanya Trotskist hareketine, Sosyalist Emek Ligası’na katıldı.

Maitan’ın Pablocu perspektifi bütünüyle farklı sonuçlara yol açtı. Eğer PCI "kitlesel işçi ve köylü hareketinin kendisini gösterdiği siyasi-örgütsel biçim" ise ve bu parti "sınıf mücadelesinin gerçekliğine eklemlenmeye" zorlanıyor ve bu nedenle etkisini yitirmiyorduysa, o zaman Trotskistlerin görevi işçileri PCI’dan koparmak değil, fakat onun saflarında sadakatle çalışmak olmalıydı. Böyle bir perspektif GCR’yi Stalinizm için sol bir paravan olmaktan başka bir yere götürmedi. Parti önderliğini farklı konularda eleştirmelerine karşın, özünde onu desteklediler ve partinin devrimci bir yönde gelişeceği yanılsamasını desteklediler.

Bu yöneliş aynı zamanda İtalyan işçi sınıfını Dördüncü Enternasyonal’in perspektifinden kopardı. Gerçek şu ki, Uluslararası Komite’nin hiçbir zaman bir seksiyonunun bulunmadığı İtalya’da, en tanınmış Trotskist olan Livio Maitan, 1960’larda ve 1970’lerde PCI ile keskin bir ihtilaf içinde olan işçilere ve gençlere sırtını dönerek PCI’yı destekledi. Bu yıllarda yaşanan radikalleşme Dördüncü Enternasyonal yarar sağlamadı, fakat Maoizmin ve anarşizmin kanallarına aktı ya da "silahlı mücadelenin" ve terörizmin çıkmaz sokağında son buldu. "Silahlı mücadele" ve terörizm 1970’lerin sonlarında hatırı sayılır boyutlara ulaştı ve İtalyan solunda derin bir krizi başlattı.

Maitan bu gelişmeye iki yoldan katkıda bulundu. İlk olarak Maitan’ın kendi örgütünün çoğunluğu farklı bir tutum alırken -1968’de bile- PCI’ya sadık kalma düşüncesini sürdürmesi GCR’de bir bölünmenin yaşamasıyla sonuçlandı. Diğer yandan Maitan, Birleşik Sekreterya’nın önde gelen bir temsilcisi olarak, o yıllarda militan hareketin yolunu şaşırtmasında etkili olan Maozim ve "silahlı mücadele"yle ilgili yanılsamaların gelişimine yardımcı oldu.

Devam edecek

Notlar:

1) Leon Trotsky, The Permanent Revolution, New Park, s. 152.

2) Aktaran David North, The Heritage We Defend, Labor Publications, Detroit, 1988, s. 185. Bu kitapta 1953 bölünmesiyle ve Birleşik Sekretarya ile Uluslararası Komite arasındaki anlaşmazlıklar konusunda geniş bir açıklama yer alıyor.

3) Livio Maitan, PCI 1945-1969: stalinismo e opportunismo, Roma 1969, s. 195.

4) Ibid. s. 201.

5) Ibid. s. 199 (Vurgu bize ait.)

6) Leon Trotsky, The Transitional Program, Labor Publications, New York, 1981

7) F. Villani ile söyleşi: Yurii Colombo, Il movimento troskista in Italia durante la stagione dei movimenti sociali içinde, http://www.giovanetalpa.net/movtrot.htm

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır