DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Diğer haberler ve analizler
Dünya Sağlık Raporu: Yaşam beklentisi en yoksul ülkelerde geriliyor
Barry Mason
18 Şubat 2004
Sağlık alanında küresel düzeyde varolan büyük boyutlu eşitsizlik Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) en son raporunda gözler önüne seriliyor. 2003 Dünya Sağlık Raporu "kazanımların yavaşladığını ve sağlıkta uçurumun derinleştiğini" vurguluyor.
Japonyada doğan bir kız çocuğu 85 yaşına kadar yaşamayı, yeterli düzeyde besin almayı, gerekli aşılamayı ve iyi bir eğitim görmeyi bekleyebiliyor. Bu kız çocuğu, sağlığı için her yıl ortalama 550 $ -eğer gerekli olursa daha fazla tutarda – para harcayacak.
Bu kız çocuğu, eğer Sierra Leonede dünyaya gelmiş olsaydı, yaşam beklentisi sadece 36 yıl olacaktı; hastalıklara karşı bağışık kazandırılmamış olacak, yetersiz beslenecek ve eğer çocukluk çağından sağ olarak çıkabilirse, bir genç kızken evlenecek ve altı çocuk doğuracaktı. Doğum yapmak onun için yüksek bir risk anlamına gelecekti. Çocuklarından biri ya da daha fazlası bebekken ölecekti. Yılda sadece 3 $ tutarında sağlık harcaması yapabilecekti.
Son yarım yüzyıllık dönem boyunca yaşam beklentisi küresel olarak yaklaşık 20 yıl arttı. 1950-1955te 46,5 yıl olan yaşam beklentisi, 2002de 65,2 yıl oldu. Ancak toplamdaki bu artış, en yoksul ülkelerde yaşam beklentisindeki korkunç gerilemeyi gizliyor. Sahra altı Afrikasının kimi bölgelerinde yetişkin ölüm oranı şu anda 30 yıl önce olduğundan daha yüksek.
Botsvana, Lesoto, Svaziland ve Zimbabvede erkeklerin ve kadınların yaşam beklentisi son 20 yıl boyuncageriledi. Bugün Zimbabvede bir erkek 38 yaşına kadar yaşamayı umabiliyor.
Yaşam beklentisinde gerileme görülen tek yer sadece Afrika değil. Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliğinde bir erkek sadece 58 yaşına kadar yaşamayı umabiliyor.
Yaşam beklentisinde gelişme sağlamış olan ülkelerde bile, şimdilerde yaşam beklentisi keskin bir düşüş gösteriyor. Çinde ölümlerin yüzde 10nundan daha azı beş yaşın altındaki çocuklarda görülüyor ve bu ülke düşük ölüm oranına sahip gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırılıyor. Afrikada ölümlerin yüzde 40ı bu yaş dönemi içinde gerçekleşiyor. Ancak bu göreli iyi konum, Çinin sağlık sisteminin tahrip edilmesi, kapitalizmin dizginsiz bir biçimde yeniden uygulamaya konulması ve tırmanan AİDS salgını ile tehdit ediliyor.
Dünya ölçeğinde her yıl 10 milyon çocuğun boş yere öldüğü tahmin ediliyor. Bu önlenebilir çocuk ölümlerinin çoğu gelişmekte olan ülkelerde – yarısı Afrikada – meydana geliyor. Çocuk ölümü oranının en yüksek olduğu 20 ülkenin 19u Afrikada yer alıyor – tek istisna ülke Afganistan.
Kimi ülkelerde çocuk ölüm oranları da artış gösteriyor. Çocuk ölümlerinde küresel eğilim düşüş yönündeyken, 14ü Afrikada yer alan 16 ülkede, çocuk ölüm oranları 1990dan daha yüksek düzeyde. Sekizi Afrikada yer alan dokuz ülkede ise çocuk ölümleri 20 yıl öncesine göre daha yüksek bir oranda seyrediyor.
Rapor bu gerilemeyi HİV/AİDSin etkisine bağlıyor. Doğu Akdeniz, Latin Amerika ve Asyadaki kimi gelişmekte olan ülkelerde, çocuk ölümlerinin nedenleri, gelişmiş ülkelerdeki çocuk ölümleri nedenlerine daha benzer hale geliyor. Bu nedenler, doğum sırasında oksijensiz kalma, doğum travması ve düşük kiloyla doğum – perinatal dönemin koşullarından kaynaklanan koşullar – olarak sıralanıyor [perinatal dönem: doğum ve doğumdan sonraki 1 haftaya verilen isim – ç.n.]. Buna karşılık Sahra altı Afrikada bu ölümlere hakim olan nedenler ise, yetersiz beslenme, ishal, sıtma ve alt solunum yolları enfeksiyonları.
Yeterli kaynakların bulunması durumunda, bu hastalıklardan sıtma ve ishal gibi olanlar temiz su ve ilaçlanmış pis su sistemleri ve daha etkili ishal ilaçlarının temin edilmesi gibi temel önleyici tedbirlerin alınması durumunda kolayca engellenebilir. Güney Afrikada şiddetli bir biçimde devam eden HİV/AİDS, çocuk ölümlerindeki durumu daha da kötüleştiriyor. Gelişmekte olan ülkelerde, çocuklarda görülen HİV/AİDS ve ishal nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yüzde 90a yakını Sahra altı Afrikasında ortaya çıkıyor.
Yetişkinler arasında görülen kalp ve damar hastalıkları ve akciğer kanseri türü bulaşıcı olmayan hastalıklar, gelişmekte olan ülkelerde de daha fazla göze çarpmaya başlıyor. Gelişmiş dünyada kendisini gittikçe daha kısıtlayıcı hale gelen bir pazarlama ortamında bulan ve buna ek olarak sigaranın zararları konusunda insanların belli bir sağlık eğitimi düzeyine ulaşmış olmaları nedeniyle de sıkıntı yaşayan tütün şirketleri, gelişmekte olan ülkeleri hedef alıyorlar. DSÖ, raporun tanıtım kısmında şunları söylüyor: "2003 yılında, daha çok yoksul ülkelerde ve yoksul insanlar arasında 5 milyon kişinin ölümüne yol açan sigara ve diğer tütün ürünlerinin tüketimi ve sigara dumanı, dünya üzerindeki en başta gelen önlenebilir ölüm sebebidir. Eğer bilinen ve etkili müdahaleler derhal ve yaygın bir biçimde uygulamaya konulmazsa ölü sayısı önümüzdeki 20 yıl içinde iki katına çıkacaktır."
DSÖ Genel Direktörü Lee Jong-wook, geçtiğimiz Aralık ayında Britanyalı bir tıp dergisi olanLancete yazdığı yazıda, 1978de DSÖnün Alma-Ata bildirisinde sağlıkta eşitliği sağlama taahhüdünde bulunduğunu hatırlatıyor. Bildirinin amacı 2000 yılında bütün insanlara "onurlu ve üretken bir yaşama" sahip olabilmeleri için gerekli sağlık hizmetini sağlamaktı. Bu amaca erişilemedi. Lee Jong-wook bu başarısızlığı siyasi kararlılığın yetersizliğine, yoksulluğa ve HİV/AİDSin etkisine bağlıyor.
Lee Jong-wook, hükümetlerin sağlık hizmetlerini özelleştirmesi ile birlikte sağlığa ayrılan kaynakların azaldığını kabul ediyor. Lee Jong-wook şunları söylüyor: "Alma-Atadaki delegeler, devletlerin ellerini çekerek bıraktıkları boşlukta – ki bu çekilme sağlık hizmetlerine karşı olan uluslararası mali kuruluşlar ve uluslararası çıkarlar tarafından sıklıkla teşvik edilmektedir – hükümet dışı örgütlerin ve özel sektörün faaliyet gösterdiği, günümüzün karmaşık sağlık hizmeti sunma biçimini o günlerde öngöremezlerdi."
Rapor bu feci rakamların üzerine bir olumluluk cilası atmaya çalışsa da ve DSÖ yeni sağlık hedefleri açıklamış olsa da, ortada dünyanın en yoksul ülkelerinde görülen ölüm oranlarındaki artma eğilimini terse çevirebilecek bir strateji bulunmuyor. Bu kötüleşme eğilimi şu ya da bu hükümetin, belirli sağlık girişimleri alanındaki yetersizliğinden değil, fakat dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun yaşam standartlarına karşı, korkunç derecede zengin çok küçük bir azınlığın ve sahip oldukları devasa şirketlerin yürüttükleri sistematik taarruzdan kaynaklanıyor. Tıp teknolojisinin ve halk sağlığı önlemlerinin, insanlar için ebediyen artan bir yaşam süresi sağlayabileceği günler geldiğinde, DSÖ raporunda yayınlanan rakamlar, milyonlarca insanın yaşamına mal olan bu ekonomik sisteme ve toplumsal düzene karşı mahkum edici bir suçlama haline gelecek.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|