World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Kıbrıs

Yunanlı dönekler Kıbrıs’ta halk cephesini destekliyorlar

Bill Vann
6 Şubat 2004

Bu yazı Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin o yıllarda yayın organı olan Dördüncü Enternasyonal’in Nisan-Haziran 1988 tarihli sayısında yayınlandı.

Milyoner bir iş adamı olan George Vassiliou, 28 Şubatta, Kıbrıs’ın devlet başkanı olarak yemin etti. Vassiliou’nun seçimi kazanmış olması, Stalinizmin halk cephesi politikalarının Kıbrıs işçi sınıfına – hem Yunanlı, hem de Türk – on yıllardır sürmekte olan ihanetinin yeni bir aşamaya ulaştığına işaret ediyor.

Seçim öncesinde Devlet Başkanlığı görevinde bulunan Spiros Kiprianu, seçimin ilk turunda elendi ve ikinci tur oylamada Kıbrıslı Stalinist AKEL partisi tarafından desteklenen bağımsız burjuva aday Vassiliou, oyların % 51.63’ünü alarak, sağcı aday Glafkos Klerides’i geride bıraktı.

Yeni Vassiliou rejimi karakterini, seçim zaferini ilan ettiği an ile göreve başlama törenine kadar geçen süre içinde belli etti. Seçimlerin hemen sonrasında yeni devlet başkanı, Ronald Reagan’dan, "Kıbrıs halkının çok uzun süredir uzak kaldığı kalıcı barışı getirmek için gerekli çabayı gösterecek kararlılığa sahip olduğunuzu biliyorum" diyen bir kutlama mesajı aldı.

Vassiliou, ABD emperyalizminin temsilcisinden gelen bu övgü karşısında duyduğu gururu sergileyerek, kutlamalarla ilgili resmi bir açıklama yaptı ve Reagan’a kişisel olarak teşekkür edeceğini ve ada halkını 14 yıldır birbirinden ayırmakta olan Yunan-Türk bölünmesinin ortadan kaldırılması çabalarına ABD’nin daha fazla katkı sunmasını rica edeceğini ilan etti.

Vassiliou, Türk tarafı ile yaptığı görüşmeler konusunda kendisine tavsiyelerde bulunmak üzere, bütün Yunan partilerinden oluşan bir "ulusal konsey" oluşturacağını duyurdu. Vassiliou, katıldığı ilk televizyon programında şunları söyledi: "Kıbrıs halkını, kazananlar ve kaybedenler olarak ikiye bölünmüş bir halde görmek istemiyorum. Şimdi bütün gücümüzü birleştirmeli ve hep birlikte ülkemizin kurtuluşuna doğru ilerlemeliyiz."

Kısacası, Vassiliou, hükümetinin gelecekte Kıbrıs’ı bütünüyle dünya emperyalizminin ve gerici ve müflis Kıbrıs burjuvazisinin elinde kalması yolunda çaba göstereceği konusunda güvence vermek için hiç vakit kaybetmedi.

Vassiliou’nun tutumu büyük bir sürpriz olarak görülemez. Londra’da yayınlanan Financial Times – Kıbrıs’ın eski sömürgeci yönetiminin borazanı – Vassiliou’yu emperyalist çıkarların güvenilir bir hizmetkarı olarak görmekte hiç zorluk çekmedi. 24 Şubat tarihli "Kıbrıs için taze umutlar" başlığını taşıyan övgü dolu başyazıda şöyle deniyordu: "Geleneksel partilerden birine üye olmayan bir iş adamı olarak Sayın George Vassiliou’nun seçimi kazanmış olması, bunca yıldan sonra, bölünmüş durumdaki ada için en sonunda siyasi bir çözüme ulaşılabileceğine dair ilk umut ışıklarını sunuyor."

Vassiliou, seçimde kendisine oy veren 91.000 insana – oyların % 27.3’ünü oluşturuyorlardı – Klerides ve Vassiliou arasında diledikleri gibi tercih yapabileceklerini söyleyen eski Devlet Başkanı Kiprianu’nun Demokrat Partisi’nden geniş bir destek aldı.

Kiprianu’nun kendisi de AKEL’in desteği ile iki dönem boyunca görevde kalabilmişti. Bu ittifak, büyük ölçüde, karşı devrimci Moskova bürokrasisinin Türkiye’deki ordu denetimi altındaki rejimle bağlarını güçlendirmesine bir tepki olarak sona ermişti.

Bu nedenle, Vassiliou rejimi – kendisinden önceki Kiprianou rejimi gibi – bütünüyle çürümüş Stalinist sınıf uzlaşması politikasının ve AKEL’in Kıbrıs burjuvazisi ile olan kutsal birliği adına sergilediği ihanetinin doğrudan bir sonucudur.

Ancak bu seçimlerde Kıbrıslı Stalinistlerin halk cephesi ihaneti, kibirli Savas Michael’in önderliğindeki bir küçük burjuva ekibi olan Yunanistan’ın İşçilerin Devrimci Partisi’nin [EEK] sözlü desteğini de aldı.

1985 yılının Ekim ayında Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni korkakça terk ettiğinden bu yana Michael’in ve onun EEK’sının politikalarına, Gorbaçov bürokrasisine çok istekli bir biçimde teslim olmak ve Yunan burjuvazisine onursuzca kölelik etmek damgasını vurdu.

Michael, DEUK’ni terk ettiği sırada "Dördüncü Enternasyonal için yeni bir çağ" başlattığını öne sürmüştü. Kıbrıs deneyimi, Michael’in grubunu, yalnızca, doğu Akdeniz’deki, burjuva siyasetinin dışkısı etrafında sinekler gibi dönüp duran, pek çok küçük burjuva örgütten birine çevirmekte olduğunu gösteriyor.

EEK’nın gazetesiSosyalist Değişim’in 13 Şubat tarihli sayısı, partinin Kıbrıs’ta burjuva demokrasisine ve halk cephesi anlayışına kalleşçe teslim oluşunu gözler önüne seren bir başyazıyla birlikte yayınlandı.

Seçimin ilk turunun öncesinde Kıbrıs işçilerine seslenen bu bildiri niteliğindeki başyazıda, Vassiliou’nun bir milyoner olduğu ve AKEL’in Vassiliou’nun adaylığını desteklemesinin "sınıf işbirliği politikasının bütünüyle iflas etmiş olmasından kaynaklandığı" kabul ediliyordu. Ancak bildiri şunu söyleyerek devam ediyordu:

"Buna karşılık, Vassiliou’nun zaferi, Vassiliou popüleritesi olan birisi olmadığı için, kendi kişisel başarısı olmayacaktır. Bu, işçi sınıfının geleneksel partisi AKEL için bir zafer olacaktır. Bu zafer, işçi sınıfını, burjuvazinin kendisini toptan ya da ‘peyderpey’ satmayı öngören siyasi temsilcileri karşısında nesnel olarak güçlendirecektir. Bu zafer, Kıbrıs halkını uygulamaya konulmakta olan komplolara olduğu kadar, AKEL’in bürokratik önderliğinin resmi politikalarına karşı da, daha güçlü hale getirecektir."

Michael, burada bütün orta sınıf demagosini ve siyasi cehaletini halk cephesinin hizmetine sunuyor. Michael, Vassiliou’nun "popülaritesi olan birisi olmamasına" dayanarak, kolayca Vassiliou’nun bir burjuva adayı olarak kategorik olarak dışarıda bırakılması gerektiği gerçeğini göz ardı ediyor. AslındaSosyalist Değişim, Klerides’i "Kıbrıs burjuvazisinin NATO aşığı kesiminin temsilcisi" ve Kiprianou’yu da "egemen sınıfın diğer adayı" olarak tanımlıyor. Böylelikle milyoner Vassiliou burjuvaziyi temsil etmemiş oluyor ve Michael, Kıbrıslı işçilere, Vassiliou’ya oy vererek, kendi siyasi bağımsızlıklarını öne sürmüş olacaklarını söylüyor!

AKEL’in "işçi sınıfının geleneksel partisi" olarak tanımlanması ise yalnızca Michael’i ve onun EEK’sını Trotskizmden ayıran, kapatılması olanaksız siyasi uçurumun gözler önüne serilmesine hizmet ediyor. Dünya üzerinde, Stalinizmin karşı devrimci doğasının kanla yazıldığı bir yer varsa, orası, Stalinist ihanet nedeniyle işçi sınıfının korkunç bir yenilgi yaşamış olduğu ve çok sayıda insanın, Trotskizmin bayrağını taşıdığı ve Stalinizmin burjuvazi ile yaptığı işbirliğine karşı çıktığı için katledildiği Yunanistan’dır. Michael, Trotskizmin bu onurlu geleneklerine sırtını dönüyor ve Stalinizmin bir uşağı haline gelerek kendisine yeni bir "gelenek" buluyor.

AKEL’in Kıbrıs’ta işçi sınıfına karşı devrimci ihaneti uzun zamandır bu partinin, kapitalist egemen sınıfla halk cephesi kurma politikası aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Fakat Michael’in cahilce ve utanmaz bildirisine göre, Kıbrıslı işçiler Stalinistler tarafından desteklenen en yeni burjuva halk cephesi adayına oy vererek sadece "burjuvazinin siyasi temsilcilerine" (Vassiliou gibi) değil, fakat aynı zamanda "AKEL’in bürokratik önderliğinin resmi politikalarına" da – yani halk cephesine – etkili bir darbe vurmuş olacaklar. Bu tür bir tutumun mantığı ancak küçük burjuva siyasetinin ağır oportünizminde ve köklü ihanetinde bulunabilir.

EEK’nınSosyalist Değişim’inin bir sonraki sayısı Kiprianu’nun (Stalinistlerin eski adayı) ilk turda elenmesini sevinçle karşılıyor ve işçileri, büyük bir şevkle, ikinci turda Vassiliou’ya (Stalinistlerin en sonuncu adayı) oy vermeye çağırıyordu.

EEK, "bütün oylar" milyonere çağrısı yaptıktan sonra, Vassiliou’ya verilecek kitlesel oyların Stalinist önderlik ile Kıbrıs burjuvazisi arasında yapılacak gizli pazarlıklarda satılmaması gerektiğini ilan etti. Oysa Vassiliou’nun adaylığı bizzat Stalinistlerle Kıbrıs burjuvazisi arasındaki açık pazarlığın bir ürünüydü!

Bu EEK’nın halk cepheciliği bataklığına ilk kez dalışı değil. EEK’nın 1985 yılının Ekiminde Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nden kopmasının, Yunanlı Stalinistlerle ve bizzat Yunan burjuvazisiyle ittifaklar oluşturmaya yönelik temel bir hazırlık olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı. 1986 yılının Ekim ayında yapılan yerel seçimlerde Savas Michael EEK’sini, Papandreou’nun PASOK’uyla doğrudan ve açık bir seçim blokuna soktu ve birçok bölgede EEK adaylarını bu burjuva partisinin adayları ile aynı aday listesine koyarak, doğrudan ve açık bir seçim bloku içinde yer aldı.

Bu sınıf ihanetini Yunanistan’ın önde gelen şehirlerinden biri olan Pire’de, EEK ile KP Stalinistleri, burjuva AKE partisi ve PASOK’un eski taraftarları arasında bir dizi alçakça ve onursuzca yapılan manevra izledi. Michael, bu Stalinist hainler ve küçük burjuva siyasetçiler koleksiyonuna yönelik olarak bol bol sıcak duygularını dile getirdikten sonra, EEK’nin yerine koalisyona dahil edilen sağcı bir burjuva partisinin lehine dışlandı. Bunun ardından Michael, PASOK’la doğrudan bir seçim ittifakı kurmaya yöneldi. EEK, Yunan burjuvazisinin iktidardaki partisi ile bu halk cephesi evliliğini gerçekleştirebilmek için programından Yunanistan’daki ABD üslerinin kaldırılması talebini bile çıkardı!

Michael’in Kıbrıs seçimleri ile ilgili müdahalesi, sadece, önderlik ettiği küçük burjuva eğilimin, hızlanan yozlaşmasını gözler önüne sermeye hizmet ediyor.

Bu, aynı zamanda, 1985 yılında bu güçlerle, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin arasında yaşanan bölünmenin berrak sınıf karakterinin altını çiziyor. Michael, Uluslararası Komite’nin çağrısı ile 1985 Ekiminde Britanya’daki İşçilerin Devrimci Partisi [WRP] içinde patlak veren krizi tartışmak ve Healy-Banda-Slaughter’dan oluşan WRP önderliğinin ilkesiz yönetimine karşı UK’nin otoritesini yeniden onaylamak üzere yapılan toplantıya katılmayı reddederek, bu bölünmede en korkakça rolü oynadı. Michael, bu prosedürü o zamanki uluslararası yoldaşları ile bir tartışma yürütmenin bir "tuzak" olduğunu ve kültçü bir anlayışla, DEUK’yi sadece WRP’nin eski önderi Gerry Healy’nin temsil ettiğini ve sadece onun bir birey olarak DEUK’yi toplantıya çağırma yetkisinin bulunduğunu öne sürerek reddetti.

Derin bir oportünist yozlaşmanın ardından, kendi partisinden, kadrolara yönelik sistematik cinsel tacizde bulunmak nedeniyle çıkartılan Healy ile birlikte, bir komplonun içinde yer alan Michael, Trotskist politika ile olan görünüşteki bütün benzerliklerini terk etti.

O zamandan bu yana Michael’in örgütü, Healy’nin ve hamisi Vanessa Redgrave’in, kendilerini Gorbaçov’un hizmetinde çalışacak halkla ilişkiler ajanı olarak sunmak üzere Moskova’ya yaptıkları geziyi selamladı. Onlar gibi, Michael de, Moskova’daki baş bürokratı, Sovyetler Birliği’nde "siyasi devrimin" önderi ilan edenlerin korosuna katıldı ve hatta daha da ileri giderek, orta menzilli nükleer silahlar konusunda yapılan Reagan – Gorbaçov anlaşmasını, "Reaganizmin savaş çığırtkanı siyasetine karşı elde edilmiş ilk umut verici başarı karşısında duyulan anlaşılabilir sevincin" kaynağı olarak selamladı.

Michael, bütün bunları Healy’e olan kişisel sadakati nedeniyle değil, milliyetçi oportünizmi nedeniyle yaptı. Michael’in, en yeni ifadesini Kıbrıs seçimlerinde bulan pro-Stalinist politikasını ve halk cephesi ihanetini gerçekleştirebilmek için, kendisini her türlü uluslararası denetimden tamamen kurtarması gerekiyordu.

Kıbrıs için bu sınıf uzlaşmacı politikayı geliştirdiği aynı bildiride Michael şunları söylüyordu: "Her şeyin ötesinde, Kıbrıs kendisini kritik bir yol ayrımında bulurken, Sürekli Devrim Teorisi’ni rehber olarak alıp, soruna devrimci bir çözüm bulmak için kavga verecek olan, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Kıbrıs seksiyonunun kurulması zorunlu bir ihtiyaçtır."

Bu, bir yandan kinik bir biçimde Uluslararası Komite’nin siyasi otoritesini kendi yararına kullanırken, diğer yandan Trotskizmin adını Kıbrıs’ta ve bütün Ortadoğu’da itibarsızlaştırmayı amaçlayan bilinçli ve hesaplı bir provokasyondur.

Michael, aşağılık bir yalancı ve şarlatandır. Onun ve EEK’nin terk ettiği ve siyasal olarak reddettiği Trotskizmle de, DEUK ile de hiçbir ilişkisi yoktur.

Trotskiy’in sürekli devrim teorisi Michael’in ve EEK’nin halk cephesi politikalarının amansız düşmanıdır ve bu politikalarla taban tabana zıttır. Sürekli devrim teorisi Kıbrıs’ta en açık bir biçimde doğrulandı. Kıbrıs burjuvazisinin zayıflığı ve emperyalizme olan kölece bağlılığı nedeniyle, çözülememiş olan ulusal ve demokratik sorunlar ancak sosyalist devrim için verilen mücadelede, birleşik bir işçi sınıfının bağımsızlığının ve hegemonyasının sağlanmasıyla çözülebilir. Michael, bu koşullar altında Kıbrıslı işçileri, bu müflis burjuvaziye bilinçli bir biçimde bağlamaya çalışan, emperyalizmin küçük burjuva ajanı rolünü oynamaktadır.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, hiçbir koşulda Savas Michael’in, Stalinizmin ve emperyalizmin küçük burjuva piyonu olarak hareket ederken, kendisini DEUK’nin bir temsilcisiymiş gibi sunmasına izin vermeyecektir. Trotskist hareket, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da ve uluslararası düzeyde, özellikle bu tür unsurları teşhir ederek ve siyasi olarak ezerek inşa edilecektir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır