DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye
Türkiye: Enflasyon düşüyor ancak ücretler hâlâ geride kalmaya devam ediyor
Sinan İkinci
30 Ocak 2004
En son yayımlanan rakamlar Türkiye ekonomisinin enflasyon konusunda 2003 yılı resmi hedeflerini tutturmayı başardığını gösteriyor. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tüketici fiyatlarının Aralık ayında yüzde 0,9 oranında arttığını ve geçen 12 ay boyunca enflasyon oranının yüzde 18,4 oranında olduğunu açıkladı. Toptan eşya fiyatları Aralık ayında Kasım ayına kıyasla yüzde 0,6 oranında arttı ve geçen 12 aylık dönemde yüzde 13,9 olarak gerçekleşti.
Türkiyenin, Uluslararası Para Fonu (İMF) tarafından desteklenen sözde istikrar programı, tüketici fiyatları için yüzde 20 ve toptan eşya fiyatları için ise yüzde 16,5 oranında azami artış öngörüyordu. 2002 yılında tüketici fiyatları yüzde 29,7 ve toptan eşya fiyatları yüzde 30,8 oranında artış göstermişti.
Birçok resmi analist gibi Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) baş ekonomisti Gündüz Fındıkçıoğlu enflasyondaki düşüşü şu sözlerle neşe içinde selamladı: "30 yıl sonra nihayet bir şeyler oluyor galiba. Evet, inanmak zor. Ancak enflasyonda bir değişim var, geçen yıllar boyunca bir tür alın yazısı haline gelmiş olan bu lanet, makul bir şekilde tek haneli rakama inip istikrara kavuşmak üzere." (Monthly Economic Bulletin of TSKB, Aralık 2003).
7 Ocakta Mustafa Ünalın Zaman gazetesinde yayınlanan "Rekorlara sevinenler ve üzülenler" başlıklı makalede şöyle deniliyor: "Ekonomide olağanüstü rakamlar! Enflasyonda son 28 yılın rekoru kırıldı; yüzde 18,4e düştü. Hayali bile zordu. Gerçek oldu. Kişi başına düşen milli gelir 2001de 2.300 dolarken bugün 3.300 doları aştı." Ünal devamla şöyle diyor: "Borsa 20 bin sınırına dayandı."
Koltuk ekonomisi [İngilizcede bu terim yeterli veriye dayanmayan iyimser ekonomik tahmin anlamına gelmektedir –ç.n.]
Enflasyon oranındaki bu düşüş Türkiyede birçoklarının etrafa pembe gözlüklerle bakmalarına yol açtı. Bir gazete haberi Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ve diğer bakanların "2003 yılının zorlu bir yıl olduğunu, buna karşılık kendilerinin Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin büyük bir başarı elde ettiğini" iddia ettiklerini ve "her fırsatta enflasyon rakamlarına işaret ettiklerini ve bunun hükümetlerinin en önemli başarısı olarak gösterdiklerini" söylüyor. (www.dunyagazetesi.com.tr)
Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Endeksi de yeni rekorlar kırıyor ve yeni zirvelere ulaşıyor; bunun da ötesinde faiz oranları geriliyor. Kısacası, mali piyasalarda eğilimler olumlu yönde gelişim gösteriyor. Diğer yandan sürmekte olan bütçe ve ticaret dengesi sorunları Türkiye ekonomisinin temelinde yatan ve artmakta olan dengesizliklere işaret ediyor.
2003 yılında "pembe gözlükçü" yaklaşımını destekleyen iki olumlu gelişmenin yaşandığından söz edilebilir. Geçen yaz İMF Türkiyeye verdiği kredinin 476 milyon dolarlık bölümünü serbest bırakırken 2004 ve 2005 yılında vadesi gelen borçlarının ödemesini 2006 yılına erteledi. Elbette dolayısıyla İMF bunu yaparken, örtük bir biçimde, bu türden bir ötelemeye ciddi biçimde ihtiyaç duyulduğunu kabul etmiş oldu. Bu borç ertelemesi, Türkiyenin bu yıl ve gelecek yıl borç ödemelerinde sıkıntı yaşayacağına dair spekülasyonlara bir son vermiş oldu.
Buna ek olarak 2003 yılının Eylül ayında Amerikan ve Türk hükümetleri Dubaide Türkiyeye – muhtemelen Ankaranın Irak savaşında verdiği desteğin bedeli olarak - 8,5 milyar dolar tutarında borçlanabilmesine olanak sağlayan bir mali anlaşma imzaladılar. Washingtona göre bu mali anlaşmanın amacı "Türkiyenin sürmekte olan ekonomik reform sürecini desteklemekti."
Bu iki olay, kasvetli genel görünümü daha iyimser bir hale çevirebilecek kadar önemliydiler. Ancak bu atmosferin oldukça sınırlı bir kullanım tarihi var. Büyüyen dış ticaret açığının ve bütçe açığının bu iyimserliğin sağlam dayanaklarının bulunmadığını ve sürdürülebilir olmadığını göstermesi fazla zaman almayacaktır. Türkiye ekonomisinin 2003 yılında elde ettiği sözde başarı esas olarak aşırı değerlenen Türk Lirasına dayanıyor. İMFnin borç ertelemesi ve 8,5 milyar dolarlık kredi anlaşması bu aşırı değerlenmeyi mümkün kıldı. Aslında bu Türk hükümetinin 1999un sonunda döviz kurunu nominal çapa olarak kullanarak uygulamaya başladığı "dezenflasyon" politikasına benziyor ve bu program 2001 yılının Şubatında kendi ağırlığının altında ezilmişti.
Faturayı emekçiler ödedi
Bu geçici "toparlanmanın" sonuçları işçi sınıfı açısında son derece yıkıcı oldu. 2000 ile 2003 yılları arasında gerçek ücretlerde dramatik bir gerileme yaşandı. DİEnin yayımladığı verilere göre imalat sektöründe gerçek ücretler 2001 yılından bu yana geriliyor. 2001in Martı ile – ülkede yaşanan büyük mali krizin sonrasında – 2003ün Haziranı arasında nominal ücretler yüzde 82,6 oranında artarken aynı dönemde tüketici fiyatları endeksi yüzde 121,2 oranında artış gösterdi.
Gerçek ücretlerde en büyük erozyon tüketici fiyatları indeksinin yüzde 68,5 ve buna karşılık ücretlerin ise sadece yüzde 31,8 oranında artış gösterdiği 2001 yılında yaşandı. Bu dramatik düşüşün ardından gerçek ücretler, oluşmuş olan farkı 2002 ve 2003 yıllarında da kapatamadı. 2002de yüzde 30 olan ücret artışı ile tüketici fiyatları indeksi artışı başa baş gerçekleşti. 2003 yılının Ocak ayında Türkiyede sendikalar gerçek ücretleri 2003-2004 yılları için yeniden erozyona tabi tutacak bir anlaşmayı kabul ettiler. Bu anlaşma 2003 yılının ilk yarısı için ücretlerde kabaca yüzde 6 - 7 civarında bir artış öngörüyordu. Aynı dönemde tüketici fiyatları endeksi yüzde 12 oranında arttı.
Bu rakamlar gerçek ücretlerin dramatik bir gerileme gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu durum Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının Türkiye için hazırlamış olduğu son Ekonomik Görünüm Raporunda ifade ediliyor: "Sanayideki keskin üretkenlik artışının ve kamu sektöründe yapılan emek gücü ayarlamalarının ardından, istihdam yaratma alanındaki zafiyet sürdüğünden, tarım dışı işsizlik oranı yılın ortasında yüzde 13e yükselmiş durumda. Gerçek ücretler geriledi ve dezenflasyon para biriminin değer kazanmasının sağladığı destekle sürüyor." Rapor aynı zamanda emek üretkenliğinin arttığını ortaya koyuyor: "Ekim ayında bir yıl önce yüzde 33 oranında olan enflasyon oranı yüzde 21e düştü. Bu hükümetçe tespit edilen fiyatlardaki ılımlı ayarlamaların ve emek üretkenliğindeki artışın yardımıyla sağlandı."
Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneğinin Washington Bürosu tarafından 3 Ekim 2003 tarihinde yayınlanan "Türkiye: Tekrar yola koyuldu" başlıklı bir başka rapor şöyle diyor: "[Türk lirasının] daha önce 2001in Şubat ayında yaşadığı değer kaybı, sonradan tersine döndü ve gerçek döviz kuru krizden tam bir yıl sonra, 2002in Ocak ayında kriz öncesi düzeyine geri döndü. Kimi dalgalanmalarla birlikte değer kazanma eğilimi sürdü ve Merkez Bankası verilerine göre 1995 yılı ile 2003 yılının Haziranı arasında yüzde 35 (TEFE) ve yüzde 45 (TÜFE) oranına ulaştı. Türk lirasında yaşanan bu önemli değerlenmenin dış rekabet gücü üzerindeki olumsuz etkileri büyük ölçüde, aynı dönemde emek üretkenliğinde sağlanan hızlı artış ve gerçek ücretlerdeki düşüşle karşılandı. 2001 Şubat ayı ile 2002 Aralık ayı arasında özel imalat sanayinde emek üretkenliği yüzde 20 oranında artarken, nominal ücretler ABD doları bazında düşüş gösterdi. Sonuç olarak, özel imalat sanayinde birim ücret indeksi ABD doları bazında yüzde 30 oranında geriledi." (http://www.tusiad.us)
Aileler sadece gerçek ücretlerin erimesi nedeniyle değil, fakat aynı zamanda işsizlik arttığı içinde gittikçe yoksullaşıyorlar. 2001 Şubat ayındaki ağır ekonomik krizin ardından yüz binlerce insan işini kaybederken, çalışmaya devam edenler tükendiler ve umutlarını yitirdiler. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunun yaptığı bir araştırmaya göre Türkiyede işsizlik yüzde 16ya ulaşmış durumda. Resmi istatistiklere göre bile kentsel bölgelerde "eğitimli" gençler arasında işsizlik oranının yüzde 30 düzeyinde.
Bu gelişmelerle eşzamanlı olarak kamu kesimi harcamaları kısıldı ve hükümetin maliye politikası halkın sırtından bütçe açıklarının kapatılmasına odaklandı.
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (Türk-İş) hazırladığı gıda araştırmaları raporunun en sonuncusu Türkiyede Kasım ayı itibariyle dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırının 1.383 milyon TLye ve açlık sınırı ise 485 milyon TLye yükseldiğini gösteriyor. (http://www.turkis.org.tr/kasim2003gida.doc)
Bu arada Türkiyede en düşük gelire sahip devlet memuru ayda 420 milyon TL (240 euro ya da 301 dolar) ücret elde ediyor ve milyonlarca işçinin ücreti olan asgari ücret ise 303 milyon TL (175 euro ya da 220 dolar).
İşçi mücadeleleri ne durumda?
İşçi hareketi 1980lerin kanlı baskısı ve 2001 ekonomik krizi ile ağır yara aldığından ve ülkedeki sendikalar bütünüyle kokuşmuş durumda olduğundan, bir duraklama içinde. Şu anda Türkiye işçi sınıfı kendisine kazanımlarını koruyabileceği bir örgütsel çatı bulamıyor.
Bu ağır koşullar altında Türkiye işçi sınıfı er geç harekete geçecektir. Buna karşılık, krizlerden bir türlü kurtulamayan bu toplumsal yapıya bir son verebilmek için işçi sınıfı kendi kitlesel devrimci sosyalist partisine ihtiyaç duyuyor.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|