|
Bugün Yeni Olanlar
Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları
Arşiv
DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım
DİĞER DİLLER
İngilizce
Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce
ANA BAŞLIKLAR
Bush, Türkiyeye Irakta PKKya saldırması için yeşil ışık yaktı Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar
Asyada tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı
Mehring Bookstan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri
Livio Maitan (1923-2004): eleştirel bir değerlendirme
|
|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Amerika Birleşik Devletleri
ABDnin ödemeler dengesi açığı yine arttı
Nick Beams 6 Temmuz 2004
ABDnin ödemeler dengesi açığı bu yılın ilk çeyreğinde artarak 144,9 milyar dolar düzeyine ulaştı; bu dolar bazında bir rekor olup 2003 yılının son çeyreğindeki 127 milyar dolarlık açığa kıyasla önemli bir sıçramayı temsil etmektedir. Gayri safi yurtiçi üretimin yüzdesi olarak hesaplandığında ödemeler dengesi açığının keskin bir artış göstererek yüzde 4,6dan yüzde 5,1e yükseldiği görülüyor. ABDnin bu düzeye ulaşmış ödemeler açığını karşılayabilmesi için, her gün 1,5 milyar dolardan fazla yabancı yatırımı çekmesi gerekiyor.
Daha önce yapılan ve açığın 140 milyar dolar civarında olacağını öngören piyasa tahminlerinin epeyce üstünde gerçekleşen bu artışın yarısından fazlası, mal ve hizmet ticareti alanında oluşan açıktan kaynaklanıyor. ABDnin dış ticaret açığı yılın ilk çeyreğinde, 2003 yılının son çeyreğine kıyasla, 125,5 milyar dolardan 136,9 milyar dolara yükseldi. Enerji fiyatlarının hâlâ yüksek düzeyde seyrettiği bu ortamda, Nisan ayı açığı 48,4 milyar dolarla rekor bir düzeye ulaşmışken, dış ticaret açığının çok yakın bir gelecekte küçülme şansı çok az görünüyor.
Uzun zamandır gözlerden ırak kalan -Financial Timesın kullandığı ifadeyle- "ABDnin uzun erimli yapısal cari işlemler açığı hayaleti", tekrar sahneye çıkınca, ödemeler dengesine ilişkin verilerin açıklanmasının ardından dolar uluslararası para piyasalarında hızla değer kaybetti.
ABD, ödemeler dengesi açığını finanse edebilmek için hala diğer ülkelerdeki fonları kendisine çekmeyi başarabiliyor –Nisan ayında net akış rakamı 76,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ancak bu akışın bileşimi zaman içinde değişim gösteriyor. 2000-2001 yıllarında bilgi teknolojileri ve internet şirketlerinin oluşturduğu balon ekonomisi sırasında akış, esas olarak, hisse senedi alımı ya da doğrudan yabancı sermaye yatırımı şeklindeydi. Bugün, her iki kalem de eksi değerlere sahip. Şu anda ana yabancı sermaye kaynağı, ABD dolarının değerini yüksek tutarak kendi ihraç ürünlerinin rekabet gücünü korumak isteyen yabancı ülkelerin –özellikle kimi Asya ülkelerinin- merkez bankalarının ABDnin mali varlıklarını satın almasından kaynaklanıyor. Son yayımlanan veriler yabancı merkez bankalarının ABDnin mali varlıklarını satın almak için 2003 yılının dördüncü çeyreğinde 83,7 milyar dolar harcarken, bu yılın ilk çeyreğinde 125,2 milyar dolar harcadıklarını gösteriyor.
ABDnin ödemeler dengesi açığının artıyor olması, dikkatlerin yeniden dünya ekonomisi içindeki mali dengesizlikler üzerinde toplanmasına yol açtı. Bir yandan dünyanın ekonomik büyüme hızı yeniden yüzde 4ün üzerine çıkarken, diğer yandan bu büyüme ABDde borçla finanse edilen tüketime ve rekor düzeyde düşük seyreden faiz oranlarına gittikçe daha fazla bağımlı hale geliyor. Borçlanmanın hızla artmaya devam ettiği bir ortamda faiz oranlarının artmaya başlaması durumunda neler olabileceği konusunda gittikçe daha fazla endişe duyuluyor.
Dünyanın en büyük bono fon yönetim şirketi olan Pimconun baş yatırım görevlisi Bill Goss, geçen haftaFinancial Timesa yaptığı açıklamada, küresel ekonominin son yirmi - otuz yıllık görünümünün belirsizliklerle en çok dolu olunan dönem olduğunu söyledi.
Goss şu uyarıyı yapıyor: "Çok fazla borçlanma, jeopolitik risk ve kimi balonlar her an için kontrolden çıkabilecek, çok istikrarsız bir ortam yarattı. Son 20 ila 30 yıllık dönemde, her hangi bir noktada bütün her şey bir anda tamamen tersine dönebilirdi. Özellikle Japonya ve ABDde manivela ile ayakta tutulan küresel bir ekonomi haline geldik. Bütün bu tüketici borçlanması, ticari borçlanma, devlet borçlanması ortamında faiz oranlarındaki küçük oynamalar büyük ölçekli etkiler yaratabilir… küçük bir hareket tekneyi devirebilir."
Gossa göre mali istikrarsızlık tehdidi, kısmen, hedge fonlarının [hisse senedi veya bonoların borç olarak alıp verilmesine izin vererek yüksek kazanç sağlayabilen imtiyazlı fonlar –ç.n.] gittikçe daha fazla kullanılmasıyla ortaya çıkan, kendisinin "mali simyacılık" adını verdiği uygulamalar ile büyüyor. "Bankalar bile pozisyon oyunları yapıyorlar –kısa vadeli borçlanıyorlar ve uzun vadeli krediler kullandırıyorlar. Bankalar daha önce yapmadıkları şeyleri yapıyorlar. Beş yıl öncesiyle bile kıyaslandığımızda, şu anda ekonomide çok daha fazla risk olduğunu görüyoruz."
Bu risklerden bazıları faiz oranları yükselişe geçtiği zaman kendini göstermeye başlayabilir. ABD Federal Reserve Boardun [ABD'de merkez bankasının işlevlerini yapan banka sistemi –ç.n.], gelecek hafta yapacağı ve federal fonların faizlerinde artışa gittiğini açıklaması beklenen toplantısı ile ilgili duyulan asabiyet bundan kaynaklanıyor. Fed başkanı Alan Greenspan mali piyasalara 13 ardışık faiz indiriminin ardından kaçınılmaz artışlar başladığında bunun ölçülü olarak yapılacağı güvencesini verdi.
AncakEconomistin kısa bir süre önce okurlarına hatırlattığı şekilde, olağandışının ilke haline geldiği böyle bir ortamda "bütün dünyada faiz oranlarının nefes kesici derecede düşük olduğu" kolaylıkla unutulabiliyor. Federal fonların faiz oranı bundan sadece dört yıl önce yüzde 6,5ti –bu hiçbir biçimde anormal derecede yüksek sayılmayacak bir orandı. Şu anda ise bu oran sadece yüzde 1 ve bu reel faiz oranının ekside olduğu anlamına geliyor.
Bu durum tüketici borçlanmasında hızlı bir artışın yaşanmasına ve bankaların ve diğer mali kuruluşların rekor düzeyde düşük faizle kısa vadeli olarak borçlanmalarına ve daha yüksek faizle uzun vadeli kredi kullandırmalarına yol açtı.
Mali Piyasalar Merkezi (MPM) tarafından geçen hafta yayınlanan ABDnin borçluluğunu analiz eden bir çalışmada, görece küçük ölçekli faiz artışlarının bile yol açabileceği potansiyel etkiler ele alınıyor. MPMye göre son büyümeyi finanse etmiş olan uzun süredir devam eden ucuz para döneminin "bir patlamayla mı ya da bir yumuşak inişle mi sona ereceği" belirsiz olsa da, "Fedin neden olduğu kredi artışının bu dönemde ekonomik etkinliğe oranla bir hayli yoğun olduğu" ndan şüphe etmemek gerekiyor.
2001in başından 2004ün Martının sonuna kadar geçen süre içinde yurtiçinde borçlananların bakiye kredi borçlarının GSYİHna oranı 17 puan artarak yüzde 181,8den yüzde 198,8e yükseldi. Daha da önemlisi, MPMnin yaptığı tahlile göre, aynı dönemde hane başına düşen borçlanmanın GSYİHya oranının hızlı bir artış göstermiş olmasıydı –esas olarak ipotek karşılığı kullandırılan konut kredilerindeki artış nedeniyle bu oran yüzde 70,5ten 83,2ye yükseldi.
Bu borç, faiz oranındaki hareketlere gittikçe daha hassas hale geliyor.Ekonomistin belirttiği gibi geleneksel ev satın alan Amerikalı kitlesi daha önceleri, faiz oranları düştüğünde daha ucuz krediyle takas edilebilen, sabit faizli ipotek karşılığı konut kredisi kullanıyordu. Buna göre yeni konut kredilerinin sadece beşte biri değişken faizliydi. Ancak bu eğilim, değişken konut kredisi faizlerinin sabit konut kredisi faizlerine göre daha düşük olduğundan dolayı son dönemde değişmeye başladı. Nisan ayında yeni konut kredilerinin en azından yarısı değişken faizliydi –bu değişken faizli konut kredilerinin ulaşmış olduğu en yüksek oran oluyor. Fedin kısa dönemli faiz oranlarını artırmaya başlamasıyla birlikte bu kredilerin faiz oranları da artmaya başlayacak.
Federal fon oranlarında gelecek hafta yapılması beklenen 0,25 puanlık artışın, daha önceden hesaba katıldığından, büyük bir kargaşaya yol açması beklenmemekle birlikte, daha uzun dönemde kimi mali şoklar yaşanabilir. ABD ve dünya ekonomisi daha önce hiç, hem mali piyasaların, hem hane borçlanmasının, hem de şirket borçlanmasının bu derece yüksek düzeyde seyrettiği bir sırada, faiz oranlarının sıkıştığı bir dönem yaşamadı.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|