World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Diğer haberler ve analizler

Uluslararası kapitalizmin krizi ve "sosyal piyasa ekonomisi"nin iflası

Sosyalist Eşitlik Partisi (Almanya)
5 Ekim 2004

Aşağıda yer alan metin 2 Ekim 2004 tarihinde Berlin’de Hartz IV yasalarına karşı yapılan ulusal gösteri sırasında dağıtıldı.

DAC’nin çöküşünün ve Berlin duvarının yıkılmasının üzerinde on beş yıl geçtikten sonra o sıralarda "kapitalizmin zaferinden" söz eden koronun sesi çok az duyulur hale geldi. Onun yerine kapitalist sistemin ekonomik, toplumsal ve siyasi krizleri gittikçe daha aşırı biçimler alıyor.

Geçtiğimiz bir hafta boyunca refah devleti karşıtı Hartz IV önlemlerine karşı tekrar tekrar düzenlenen protestoların ve her Pazartesi günü yapılan gösterilerin hükümeti baskı altına alarak izlediği yolu değiştirmeye yönelteceğini düşünen herkes bir şeyi daha iyi öğrendiler. Ne seçim yenilgileri ne de protesto gösterileri hükümeti Gündem 2010 ve Hartz IV yasalarında yer alan Almanya’nın sosyal ve refah devletini tırpanlamaya yönelik önlemleri uygulamaya koymaktan alıkoymayacaktır. SPD (Sosyal Demokrat Parti)-Yeşiller Partisi koalisyon hükümeti bunu geçtiğimiz haftalar boyunca kesin bir şekilde ortaya koydular.

Hükümeti SPD ve Yeşillerden, Hıristiyan Demokratlara (CDU/CSU), liberal Hür Demokrat Parti’ye (FDP), işveren örgütlerine, işçi sendikalarına, kiliselere ve medyanın geniş kesimlerine varıncaya kadar herkesin içinde yer aldığı birleşik bir cephe destekliyor. Alman Devlet Başkanı Horst Köhler kısa bir süre önce devletin bütün yükümlülüklerinin sona erdiğini ilan ettiği, toplumsal eşitsizliğin bundan böyle örtbas edilmek yerine kabul edilmesi gerektiğini vurguladığı sırada işte bu kartelin tamamı adına konuşuyordu. Post-Stalinist Demokratik Sosyalizm Partisi’nin (PDS) bu cephenin dışında yer aldığı düşünülebilir. Ne var ki gerçekte bu parti bir yandan hükümet karşıtı gösterilerle dayanışma içinde olduğunu ilan ederken, hükümette yer aldığı bölgelerde Hartz IV’ün ve refah devletini parçalamayı hedefleyen diğer önlemlerin uygulamaya konulmasında aktif bir biçimde yer alıyor.

Sendikalar ve küreselleşme karşıtı Attac adlı hareket de tam anlamıyla güvenilmez bir tavır alıyorlar. Bunların her ikisi de hükümeti eleştiriyorlar ancak ardından da sahip oldukları etki gücünü kitlesel direnişi en düşük siyasi düzeyde tutabilmek için kullanıyorlar. Sonuç olarak gösterilerin yavaş yavaş sönümlenmesine izin veriliyor. Almanya’nın IG Metal ve Ver.di sendikalarının önderleri Alman Şansölyesi Schröder ile Gündem 2010’un ve Hartz IV’ün alternatifi olmadığı konusunda anlaşıyorlar ve bugünkü gösterileri sabote edebilmek için yoğun bir biçimde çalıştılar.

Gün geçtikçe kötüleşen ve gittikçe daha fazla sayıda insanı öfke içinde tepki vermeye iten toplumsal sefalet ve çürüme, siyasi bir bilançonun çıkartılmasını zorunlu hale getiriyor. Bu bağlamda gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor.

Küreselleşmenin yol açtığı sonuçlar

Her şeyden önce mevcut krizin ulus devlet ve kapitalist toplum çerçevesinde çözümlenemeyeceği gerçeği ile yüzleşmek gerekiyor.

Toplumsal gerilemenin 1970’lerin sosyal demokrat şansölyesi Willy Brandt’la birlikte anılan türden reformlara geri dönülerek önlenebileceğini söyleyen biri ya bütünüyle saf biridir ya da bilinçli bir yalancıdır. Ne var ki bu tam da Oskar Lafontaine’in (SPD), PDS’nin, sözde "İş ve Sosyal Adalet İnisiyatifi"nin, Attac’ın ve sendikaların ortaklaşa olarak önerdikleri siyasi reçetenin kendisidir.

Dünyada son 30 yıl içinde köklü değişimler yaşandı. Egemen sınıf, yetmişli yılların ekonomik krize ve militan işçi mücadelelerine ulusal düzenlemeleri, gümrük duvarlarını ve ticaret sınırlamalarını ortadan kaldırarak, ucuz emek piyasalarına, hammaddelere ve uluslararası mali piyasalara erişim sağlayarak tepki gösterdi. Aynı zamanda egemen sınıf işçi hareketinin haklarına ve toplumsal kazanımlarına karşı da sürekli bir taarruz başlattı.

Üretimin ve mali piyasaların küreselleşmesi ulusal reform politikalarının temelini ortadan kaldırdı. Sovyetler Birliği’nin ve DAC’nin çöküşünün temel nedeni buydu. Başarısızlığa uğrayan sosyalizm değil ayrıcalıklı bürokrasinin ulusal çerçevede devletçe yönetilen bir ekonomi kurma girişimi olan Stalinizmdi. Bu ülkelerin yalıtılmış ekonomileri dünya pazarının artan baskısıyla başa çıkabilme gücüne sahip değildi. Sosyalist bir toplum ancak uluslararası bir temel üzerinde kurulabilir.

Bununla birlikte küreselleşme sosyal demokrasinin ve sendikaların reformist reçetelerini de geçersiz hale getirdi. Bütün ekonomik sektörler – enformasyon teknolojisi, otomobil sektörü, önde gelen büyük şirketlerin muhasebe işlemleri ve diğer hizmetler – asgari maliyetle ucuz emek deposu ülkelere transfer edilebiliyor. Belirli bir bölgeye sıkıca bağlı olan sektörler bile küresel rekabetle karşı karşıya kaldılar. Çin ve Hindistan gibi ülkelerde ücretler günde bir ya da iki dolar düzeyindeyken, aynı iş sınırın sadece birkaç kilometre ötesinde – Polonya’da ve Çek Cumhuriyeti’nde - Alman ücret hadlerinin beşte birine yapılırken, daha yüksek ücret elde etmek için yapılan grevler başarısızlıkla sonuçlandı. Bölgeler arasında vergi oranlarını düşürmek yoluyla yapılan rekabet nedeniyle kamu hizmetleri de darbe aldı.

Hartz IV sadece ülkenin doğusuna ilişkin bir sorun değildir. Saldırılar başlangıçta uzun süredir işsiz olanlara yönetilirken, şimdilerde Siemens, Daimler, General Motors, VW ve Karstadt/Quelle gibi önde gelen büyük şirketler çalışanlarına karşı saldırılarını derinleştiriyorlar ve şantaj yapıyorlar. ABD ve Büyük Britanya ile kıyaslandığında, Almanya’da ücretlere ve toplumsal kazanımlara yönelik olarak yapılmakta olan şiddetli taarruz gecikmiş bir taarruz ve bu nedenle de daha saldırgan biçimler alıyor. Bugün küreselleşmenin sadece bir propaganda olduğunu savunan kimse başını kuma gömüyor ve gerçeği görmeyi reddediyor demektir.

SPD bu gelişmelere kriz zamanlarda her zaman nasıl tepki gösteriyorsa o şekilde tepki gösterdi. SPD inançlı bir biçimde egemen sınıfın yanında yer alıyor. Almanya’da zengin ve yoksul arasındaki uçurum SPD-Yeşiller hükümeti döneminde dramatik bir biçimde büyüdü. Alman Federal Bankası tarafından yayımlanan verilere göre en zengin yüzde 10’luk kesimin serveti ortalama olarak ülkenin batısında yüzde 40 ve doğusunda yüzde 100 oranında arttı. Aynı dönemde halkın en düşük gelirli dörtte birinin serveti dramatik bir gerileme gösterdi.

Kapitalizmin tarihsel krizi

Artan uluslararası rekabet yirminci yüzyılda patlak veren ve çözülmeden kalan tarihsel sorunların yeniden ortaya çıkmasına yol açtı. Büyük Güçler daha önce sanki iki dünya savaşı yaşanmamış gibi davranarak bir kez daha en önemli enerji kaynaklarını, hammadde ve ihracat pazarlarını denetimleri altına alabilmek için yarışa giriştiler.

Irak savaşı Batılı güçlerin en büyüğünün ve etkilisinin – ABD’nin – uluslararası bir istikrar etkeni olmaktan çıkıp en önemli istikrarsızlık kaynağı haline geldiğini açıkça ortaya koydu. Savaşın amacı Ortadoğu’daki petrol rezervleri üzerinde Amerikan egemenliğini güvence altına almak ve meydan okunması mümkün olmayan küresel bir egemenlik kurmaktı. Savaşın gerçekleri ABD için Vietnam yenilgisini bile gölgede bırakan bir felaket haline geldi.

Avrupa’daki hükümetler bu gelişmelere kendilerini yeniden silahlandırmak suretiyle yanıt verdiler, ki böylece Amerikan saldırısına kendi önleyici savaşları ile karşı verebilecekleri bir duruma gelmeye çalışıyorlar. Bu önlemlerin fiziki ve mali bedeli de sıradan insanlar tarafından ödenmek durumunda.

Ücretlere, toplumsal kazanımlara ve her türden sosyal ödeneğe karşı yürütülen kesintisiz yaylım ateşinin gerçek kökünde kapitalist sistemin tarihsel krizi yer alıyor. On beş yıl önce, Doğu Almanya’nın çöktüğü sırada kapitalizmin üstün bir sistem olduğu, çünkü özgürlük ve demokrasiyi artan toplumsal zenginlikle birleştirdiği öne sürülmüştü. Ne var ki Stalinist ülkelerin altını oyan ve çökmelerine neden olan üretimin küreselleşmesi ve bütün dünya ölçeğinde yaşanan kapitalizmin krizi aynı zamanda "sosyal piyasa ekonomisi"nin sonunun geldiğine de işaret ediyor.

Bu gerçekle yüzleşmek ve buradan gerekli siyasi sonuçları çıkarmak bir zorunluluktur.

Sosyalist perspektifler

İşçiler kendi temel çıkarları ile siyasi ve toplumsal sistemin tamamı arasında uzlaşmaz bir çelişki olduğunun bilincine varmalıdır. İşçiler geçen yüzyılın derslerini çıkarmalı ve sosyal demokrasi ve Stalinizm tarafından tahrif edilmiş ve ihanete uğramış olan sosyalist tutkulara geri dönmelidirler. İşçiler kendilerini, kendi sorunlarının üstesinden ancak birlik olarak gelebilecek uluslararası bir sınıfın bir parçası olarak görmelidir. Bu emekçilerin kendilerini eski, müflis örgütlerin felç edici etkisinden kurtarmalarını ve siyasi yaşama bağımsız bir güç olarak müdahale etmelerini sağlayacaktır.

Bu her şeyden önce uluslararası bir sosyalist işçi partisinin kurulmasını gerektirir. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Alman seksiyonu olan Sosyalist Eşitlik Partisi’nin amacıdır. Sosyalist Eşitlik Partisi kendisini güçlü nesnel kuvvetlere dayandırmaktadır. Dünya ekonomisinin küreselleşmesi sadece Stalinist rejimlerin çökmesine yol açmadı ve "sosyal piyasa ekonomisi" politikasının temelini ortadan kaldırmadı; aynı zamanda işçi sınıfının bütün dünya ölçeğinde güçlü bir biçimde büyümesine de yol açtı. ABD’den Çin’e, Rusya’dan Polonya’ya ve Fransa’ya, her yerde sınıf çelişkileri kaynama noktasına geldi. Bu kaçınılmaz bir biçimde dünya ölçeğinde devrimci sınıf mücadelelerinin artmasına yol açacaktır.

Bu koşullar altında "Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri" perspektifi büyük bir önem kazanıyor. Avrupa’nın sınırlarının aşılması ve kıtanın sahip olduğu muazzam teknik, kültürel ve maddi zenginliklerinin ortak kullanımı, bütün Avrupa çapında yoksulluğu ve geri kalmışlığı hızla ortadan kaldırmanın temellerini yaratacak, Avrupa çapında yaşam standartlarının genel olarak iyileştirilmesini olası hale getirecektir. Buna karşılık, birleşme büyük sermayenin çıkarları tarafından belirlendiği sürece bu olanaksız olmaya devam edecektir. Avrupa’nın ilerici temellerde birleşmesi işçi sınıfının siyasi olarak birleşmesini gerektirir. Doğu Avrupa’daki ve Türkiye’deki emekçiler AB’nin izlediği yolu saptayan büyük sermayenin çıkarlarına karşı mücadelede en önemli müttefiklerdir.

Dördüncü Enternasyonal Dünya Sosyalist Web Sitesi ile uluslararası bir Marksist Parti inşa etme yolunda güçlü bir araç yarattı. Yaptığımız tahliller ve haberlerle ilgilenenleri okur grupları oluşturmaya ve Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılmaya çağırıyoruz.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır