World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Tarih : Vadim Z. Rogovin

Vadim Rogovin’e armağan: Barbara Slaughter tarafından yapılan konuşma

"Bir yalanlar dünyasında yaşıyoruz ve Vadim yaşamını tarihsel gerçeği aramaya adamış bir insan"

25 Eylül 2004

Rusya Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü 12 Mayıs 1997’de, Moskova’da, altmışıncı yaş günü nedeniyle, Enstitünün önde gelen araştırmacılarından biri olan Vadim Rogovin’in onuruna bir toplantı düzenledi. Britanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Merkez Komite üyesi Barbara Slaughter bu toplantıda aşağıda yer alan konuşmayı yaptı.

Çok büyük acıların çekildiği ve yıkımların yaşandığı bir dünyada hayatımızı sürdürüyoruz. Gelişmiş ülkelerde işçilerin karşı karşıya kaldıkları koşullar bir kuşak öncesine kıyasla daha kötü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra elde edilmiş olan bütün kazanımlar –sağlık hizmetleri, eğitim, emeklilik- işçilerin gözleri önünde tahrip ediliyor. Ücretler ve çalışma koşulları aşağıya doğru çekiliyor ve sürekli işsizlik yaşamın bir gerçeği haline gelmiş durumda.

Britanya’da 16 ile 18 yaş arasındaki işsiz gençler devletten hiçbir para almıyorlar. Binlerce genç insan evsiz ve yaşayabilmek için büyük şehirlerin caddelerinde dilenmek zorunda kalıyorlar. Abarttığımı düşünebilirsiniz, ancak Londra’ya yolculuk eden ve West End’in parlak ışıklarının ötesine bakan herkes benim gerçeklerden söz ettiğimi görecektir.

Açıkçası işçi sınıfı şaşırmış ve sersemlemiş durumda. İşçi sınıfının eski partileri sınıfı neden düş kırıklığına uğrattılar? Bu partilerin alternatifi ne? Bir alternatif var mı?

Bu soru 80 yıl önce Rusya’da, Rus proletaryası Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında burjuva devleti devirdiği ve iktidarı ele geçirdiği zaman ortaya atıldı. Bu dünyanın dört bir yanındaki proletarya için bir örnek oluşturuyordu ve Britanya işçi sınıfını da derinden etkilemişti.

Ben İngiltere’nin kuzeyinde bir sanayi kenti olan Leeds’te oturuyorum. Ülkenin dört bir yanından gelen binlerce delege bu kentte Ekim Devrimi’ni kutlamak üzere yapılan ilk toplantıya katılmaya gelmişlerdi. Şehirdeki oteller bu insanlara oda vermeyi reddetmişlerdi. Bunun üzerine işçiler evlerinin kapılarını açmış ve delegeleri onur konukları olarak evlerinde ağırlamıştı.

Zamanının en kurnaz siyasetçilerinden biri olan Winston Churchill’in 13 diğer ülkenin burjuvazisi ile birlikte, devrimi ezmek üzere özel olarak görevlendirilmiş bir askeri güç gönderdiği herkesçe bilinen bir gerçek. Ancak en sonunda bu özel gücün Britanya işçi sınıfı tarafından düzenlenen gösteriler, grevler ve boykotlar nedeniyle geri çekildiği bunun kadar yaygın olarak bilinmeyen –ancak Britanya işçi sınıfının en ileri kesimleri arasında bir gurur kaynağı olan- bir başka gerçek.

Rus Devrimi dünyanın dört bir yanındaki işçiler için bir umut ışığı olmuştu. Bugünlerde Bolşeviklerin uyguladıkları şiddetle ilgili tartışmalar yapılırken genellikle devrimin, bütün bir genç kuşağın - hem doğuda hem de batıda sayısız genç işçinin ve içlerinde en iyi şairlerimizin de yer aldığı genç aydınların- Avrupa’nın savaş meydanlarında katledildiği, uluslararası korkunç ve amaçsız bir katliam ortamında meydana geldiği unutuluyor.

Ekim Devrimi bu bağlamda sadece Rusya için değil fakat bütün insanlık için bir yenilenme, daha iyi bir dünya vaadi olarak görüldü.

Daha da korkunç olan Rus işçi sınıfını zafere taşıyan devrimci kuşağın Stalinistler tarafından katledilmesinin sonuçta yol açtığı hayal kırıklığı oldu. Devrimin kahramanlarının halk düşmanı oldukları gerekçesiyle yargılanması ve kurşuna dizilmesi işçilerin saflarında şaşkınlığa ve kafa karışıklığına yol açtı. Stalinist katliam Britanya’daki İşçi Partisi gibi Stalinizmi Bolşevizmle aynı kefeye koyan reformist partilerin elini güçlendirdi.

Bugün Britanya’da binlerce sınıf bilinçli işçi, İşçi Partisi’nin gerçek doğasını anlamaya başladı. Bu parti tam anlamıyla ve açıkça bir burjuva partisi haline geldi. Yüzlerce işçi bu siyasi açmazdan kurtulabilmek için bir çıkış yolu arıyor. Bunları binlercesi takip edecek.

İşçi sınıfı bu yüzyılda ne olduğunu anlayabilmek için ve özellikle de yüzyılın en önemli olayına, Ekim Devrimi’ne ne olduğunu öğrenmek için geçmişe, tarihe dönmek zorunluluğu ile karşı karşıya.

İşte bu nedenle Vadim Britanya’ya geldiğinde ve "Stalinizmin bir alternatifi var mıydı?" sorusunu sorduğunda coşkulu bir karşılık gördü.

Glasgow, Aberdeen, Sheffield ve Londra üniversitelerinde verdiği konferanslara yüzlerce insan katıldı. Bütün bu üniversitelerde profesörler bizlere ısrarla şunu söylediler: "Burada hiç kimse bu sorunla ilgilenmiyor. Çok sayıda insanın gelmesini beklemeyin." Ve her seferinde katılımın yoğunluğu karşısında şaşkınlığa düştüler. Glasgow’da izleyiciler toplantı salonuna sığmadığı için toplantıyı son dakikada daha büyük bir amfiye aktarmak zorunda kaldık.

İzleyiciler Vadim’i konferans verdiği her yerde büyük bir dikkatle dinlediler. Aradaki dil engeline rağmen izleyenler onun söylediği her sözcüğü özümsediler. Onun konferanslarının, hiç kimsenin yapmadığı ve hatta şimdi bile hiç kimsenin yapmaya cesaret edemediği sabırlı ve titiz bir çalışmayı temel aldığı açıkça görülebiliyordu. Bir yalanlar dünyasında yaşıyoruz ve Vadim yaşamını tarihsel gerçeği aramaya adamış bir insan.

Vadim, Avustralya’da, Melbourne’de ve Sidney’de son derece başarılı bir dizi konferans verdi. Bunlardan birinin başlığı "Lev Trotskiy ve SSCB’de Marksizmin Kaderi"ydi. Vadim bu konferansı şu sözlerle bitirdi:

"Pek çok insan Sovyetler Birliği’ndeki ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin çöküşünün komünizmin öldüğü anlamına geldiğini söylüyor. Gerçekte ölen komünizm değil, Marksizm’le hiçbir ortak yanı olmayan egemen seçkinler ve rejimlerdi. Ayrıcalıklı olanlarla olmayanlar arasındaki bölünme varolduğu sürece Marksizm’in temel düşünceleri, toplumsal adalet, toplumsal eşitlik ve enternasyonalizm idealleri uluslararası düzeyde ölmez."

Bu son derece doğru. Ve işte bu nedenle bugün ben burada sadece Britanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin bir temsilcisi olarak değil, fakat Vadim Yoldaşı dinlemiş olan ve onun uluslararası işçi hareketine yaptığı büyük katkının farkında olan bütün o öğrencilerin, işçilerin ve gençlerin temsilcisi olarak bulunuyorum.

Burada yaşamının 50 yılından fazlasını sosyalizm davasına adamış biri olarak konuşuyorum. Siyasi yaşamıma 1945 yılında, o tarihlerde pek çok genç gibi Sovyet işçi sınıfının faşizme karşı verilen mücadele sırasında gösterdiği muazzam fedakarlıklardan etkilenip Komünist Partisi’ne üye olarak başladım.

1956 yılında Komünist Partisi’nden ayrıldım. Hruşçov’un 20. Kongre’de yaptığı konuşma Komünist Partisi’nin saflarında muazzam düşünsel ve manevi bir kriz yarattı. Ve tanklar Budapeşte’ye Macar Devrimi’ni ezmek için gönderildiğinde ben bunun bir parçası olmak istemedim.

O tarihlerde karşı karşı geldiğim sorular yirminci yüzyılın en büyük sorunları olarak kaldı: "Stalinizm nasıl ortaya çıktı?" ve "Bir alternatif var mıydı?"

Yaşamımın bu kritik anından bana yeni ve daha zengin bir yöneliş sağlayan ve benim sosyalizm ülküsünün görkemine, güzelliğine ve gerekliliğine olan inancımı yenileyen sadece Lev Trotskiy’in yazıları oldu. O tarihte, Batıdaki savaş sonrasının hızlı iktisadi büyüme döneminin ortasında ben bu yönelişi benimseyen çok az sayıdaki insandan biriydim. Şimdi, bundan 40 yıl sonra bu yolu seçen pek çok insan var ve bunların sayısı daha da çoğalacak. Bu nedenle bizim için Vadim Rogovin’le tanışmak ve tartışmak ve onun konferanslarını dinlemek büyük bir olaydı.

Ben ayrıca geçtiğimiz Aralık ayında Almanya’ya giderek Vadim’in Bochum’daki Ruhr Üniversitesi’nde ve Berlin’deki Humbolt Üniversitesi’nde verdiği konferansları dinleme ayrıcalığına sahip oldum. Bunlar tarihsel olarak önemli olaylardı ve gelecekte de bu şekilde anılacaklar.

Altmışıncı yaş gününde Vadim’in yaşamına ve yaptığı büyük katkılara saygılarımı sunarken onun İngiltere’deki ve dünyanın dört bir yanındaki birçok dostu adına konuştuğumu biliyorum.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır