|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler
Yazıcıya hazırla
Dünya ekonomisi üzerinde karabulutlar birikiyor
Nick Beams
1 Haziran 2005
İngilizceden çeviri (17 Mayıs 2005)
Resmi öngörüler hâlâ güçlü bir büyümeden söz ediyor olsa da, dünya ekonomisinin üzerinde fırtına bulutları toplanıyor: bir dizi euro bölgesi ülkesinde resesyon ya da resesyona yakın koşullar yaşanıyor olması, ABD ekonomisinin gidişatı konusunda duyulan kuşkular ve büyük hedge fonlarının [hisse senedi veya bonoların borç olarak alıp verilmesine izin vererek yüksek kazanç sağlayabilen imtiyazlı fonlar -ç.n.] sorun yaşamaya başlaması durumunda mali piyasalarda büyük boyutlu bir alt üst oluş yaşanabileceğine dair endişeler…
Geçen hafta İtalya ve Fransanın açıkladığı veriler, euro bölgesinin dünya ekonomisinin büyümesine itki sağlamaktaki başarısızlığının devam ettiğinin altını çiziyordu. Geçen yılın son çeyreğinde gayrı safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 0,4 oranında gerilemesinin ardından, yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçülünce, İtalya şu anda resmen resesyona girmiş durumda. Bu, euro bölgesinde 1999 yılında ortak para biriminin uygulamaya girmesinin ardından yaşanan en derin daralma.
Kısa süre içinde Fransa da aynı duruma düşebilir. Bu ülke şu ana kadar euro bölgesinin en güçlü ekonomilerinden biri oldu ancak son rakamlar yılın ilk üç ayında imalat sanayi üretiminin yüzde 0,3 oranında gerilediğini, Şubat ile Mart arasında imalat sanayi üretimindeki düşüşün yüzde 0,9 oranına ulaştığını gösteriyor. İtalyanın resesyonda bulunan Hollandaya katılmasına karşın, euro bölgesi bir bütün olarak büyümeye devam ediyor. Bölgenin toplam GSYİHsı geçen yılın son çeyreğinde yüzde 0,2 oranında artış gösterdikten sonra, yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,5 arttı. Ancak bu eğilimin yüksek petrol fiyatlarının etkisiyle ve geçen yıl euronun dolara karşı değer kazanmış olması nedeniyle kısa sürede tersine dönebileceğinden endişe ediliyor.
Atlantikin diğer tarafında ABD ekonomisi, bir başka "yumuşak zemine" girdiği yolunda yapılan uyarılarla birlikte yavaşlıyor. Ekonomik Tahlil Bürosu, 2004 yılının son çeyreğinde yıllık bazda yüzde 3,8 oranında büyümüş olan GSYİHnın, yılın ilk çeyreğinde düşerek yıllık bazda yüzde 3,1 oranında büyüdüğünü açıkladı. Bu rakamlar ABDnin 2001 yılındaki resesyondan bu yana hâlâ "toparlanma" patikasında olduğuna işaret ediyorsa da, istihdam ve ücret verileri farklı bir tablo sunuyor.
Bu veriler özel sektörde varolan iş sayısının hâlâ 2001 yılının Mart ayında resesyonun başladığı zamanda olduğundan 22.000 kişi daha az olduğunu ve reel ücretlerin geçtiğimiz altı ayda gerilediğini gösteriyor. 2001 yılının dördüncü çeyreğinde toparlanmanın başlamasından bu yana, reel ücretler ve maaşlar sadece yüzde 5,3 oranında artış gösterdi. Ekonomik Politika Enstitüsünün belirttiği şekilde, 1947den 1982ye kadar olan 11 çeyrek yıl ya da daha fazla süren bütün ekonomik toparlanma dönemlerinde, reel ücretler yüzde 18,3 oranında artış göstermişti ve hatta 1990ların başlarındaki "işsizlik içinde toparlanma" sırasında bile reel ücret artışı yüzde 8,1 oranına ulaşmıştı. Bu rakamlar ABD ekonomisinin bir toparlanma yaşamak yerine pekala yeni bir uzun süreli durgunluğa girmiş olabileceğini gösteriyor.
Daha önce yaşanmış olan toparlanma dönemlerinden farklı olarak, büyüme, artan istihdam ve yükselen ücretlerin itkisiyle, artan ticari yatırımlar ve tüketim tarafından değil, tarihsel olarak çok düşük faiz oranları ve buna karşılık gelen borç artışı ile sağlanıyor.
2000 ile 2004 arasındaki dört yıllık dönemde kredi teminatı olarak alınan ipotek miktarının artışı 386,3 milyar dolardan 884,9 milyar dolara çıkarken, aynı dönemde GSYİH nominal olarak 1,9 trilyon dolar artarken, kredi tutarı 10 trilyon dolara yakın bir artış gösterdi. Diğer bir deyişle, savaş sonrasının iş çevrimlerinin tümünden farklı olarak, borçlanmanın artışı ABDnin ekonomik toparlanma aşamasına geçmesini sağlayan en büyük etken konumunda.
ABD ekonomisinin ne derece sağlıklı durumda olduğuna dair en anlamlı veri belki de Standart & Poors tarafından General Motors ve Fordun borçlarının yatırım yapılamaz düzeye indirilmiş olmasıydı. Bu kredi notu indirimi toplam olarak 453 milyar dolar - 292 milyar doları GMye ve 161 milyar doları Forda ait - tutarında borcu kapsıyor - bu tutar birçok ülkenin GSYİHsından daha büyük ve Avustralya gibi orta büyüklükte kapitalist bir ülkenin GSYİHnın dörtte üçüne denk düşen bir tutar.
The Economist kredi notu indirimi ile ilgili olarak yayınladığı bir yorumda bir şirketin borçlarını ödeyemez hale gelmesi olasılığına karşı korumanın alınıp satıldığı kredi-temerrüt takası piyasasında, GMnin gelecek beş yıl içinde yükümlülüklerini yerine getiremez konuma düşme olasılığı yüzde 63 olarak görülüyor ve Fordun, GMACnin ve Ford Creditin yükümlülüklerini yerine getiremez konuma düşme olasılıkları yüzde 52 ile 42 arasında değişiyor. "Bu, söz konusu şirketlerin borçlarını ödeyemez duruma düşecekleri anlamına gelmiyor ancak insanların bu riski, korunma sağlamak için para ödeyecek kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor."
Genel olarak beklenen bir durum olmasına karşın, yine de GM ve Fordun kredi notunun düşürülmesi mali piyasalara şok dalgaları gönderdi, özellikle dikkatlerin bu karar nedeniyle yalpalayan hedge fonlarının rolü üzerinde yoğunlaşmasına yol açtı.Financial Timesın 12 Mayıs tarihli başyazısında belirtildiği gibi, "hedge fonlarının büyük bir likidite krizi ile karşı karşıya olduklarına dair ortada herhangi bir kanıt bulunmamasına karşın, bunların sıkıntı yaşaması potansiyeli konusunda piyasanın aşırı derecede gergin olması, bu komplike yatırım araçlarıyla ilgili duyarlılıkları ortaya koyuyor."
Yazı şu şekilde sürüyor: "Hedge fonları son yıllarda küresel mali sistemin o derece büyük ve içsel oyuncuları haline geldiler ki, bunların zarar etme olasılıklarının ve yatırım stratejilerinin düzenleyici kurumlar tarafından daha iyi anlaşılması gerekiyor. Hedge fonları, New York ve Londradaki hisse senedi/tahvil ticareti hacminin düzenli olarak dörtte biri ile üçte biri arasında değişen bölümünü oluşturuyorlar. Yatırım bankalarının en büyük ve en kârlı müşterileri haline gelmiş durumdalar."
Hedge fonlarının küresel mali sistem içinde artan önemi ve beraberlerinde getirdikleri potansiyel tehlikeler, geçen ay New York Federal Reserveün başkanı Timothy Geithner tarafından yapılan önemli bir konuşmanın konusunu oluşturuyordu.
Geithner, Bono Piyasası Birliğinin yıllık toplantısında yaptığı konuşmada ABD mali sisteminin geçmişe göre daha az kırılgan ve büyük şokları soğurmak konusunda daha iyi durumda olmasına rağmen, "mali sistemin yapısındaki değişikliklerin ve ürünlerin daha karmaşık hale gelmesinin bir krizi daha zor yönetilebilir ve belki de daha tahrip edici hale getirebileceği"ne işaret etti.
Geithnere göre büyük bir kurumun hatası nedeniyle büyük bir kriz yaşanması olasılığı geçmişe oranla daha düşük olmasına karşın, bu tür bir olay nedeniyle oluşacak tahribat daha yüksek olabilir.
"Mali sistemimizde hedge fonlarının önemli ölçüde artması aynı zamanda risk yönetimini de karmaşıklaştırıyor. Hedge fonları sistemimizin etkinliğini artırmaya yardımcı olurken ve aynı zamanda diğer kurumların soğuramayacakları riskleri soğurarak daha büyük istikrara katkıda bulunabilirken, aynı zamanda stres koşullarında piyasa dinamiklerine kimi belirsizlikleri de taşıyabilirler.
"Risk transferi konusundaki araçların son zamanlarda kredi dünyasında görüldüğü gibi hızla büyümesi, gelecekteki değerleri belirsiz ve modellenmeleri güç olan karmaşık ürünlerde büyük kayıplar yaşanmasıyla sonuçlanabilecek bir ortam yarattı. Bu yeniliklerin, tekil kurumların ve bir bütün olarak sistemin risklerini azaltma konusunda sağladıkları fayda çok önemli, ancak bu fayda, bunların stresli ortamlarda nasıl bir performans sergileyecekleri konusundaki bilgimizin sınırlılığı ile kısıtlı."
Diğer bir deyişle hiç kimse büyük bir kriz sırasında mali piyasaların nasıl davranacağını gerçekte bilmiyor. 1998 yılının Eylül ayında hedge fonu Long Term Capital Management çöktüğünde, Federal Reserve Board [ABDnin merkez bankası olarak adlandırılabilecek olan kuruluş - ç.n.] küresel bir mali krizi önleyebilmek için 3 milyar dolarlık bir müdahale düzenlendi. O zamandan bu yana geçen altı buçuk yılda bankalar hedge fonlarının sağladığı kârlara daha bağımlı hale geldiler ve küresel mali sistem riski azaltmayı hedefleten yeni mali araçların geliştirilmesiyle daha da karmaşıklaştı.
Teorik olarak bu araçların, kimi yatırımcıların portföylerindeki riski azaltmalarına ve diğerlerinin elde edecekleri gelir karşılığında risklerini artırmalarına olanak verdikleri için, istikrarı güçlendiren bir etki yaratmaları gerekiyor. Ancak böyle bir denge her zaman için gerçekleşmeyebilir.
Financial Timesın köşe yazarlarından Philip Cogganın geçen Cumartesi günü yayınlanan makalesinde belirttiği şekilde, bir hedge fonunun çökmesi birkaç kurumsal yatırımcının portföylerinin bir bölümünü kaybetmelerine neden olacaktır ancak bir felakete yol açmayacaktır. "Ancak eğer bir dizi hedge fonu bahislerini aynı yönde yapmışlarsa ve yatırım bankalarının takas masaları tarafından desteklenmişlerse o zaman ortaya bir sorun çıkabilir. Bu herkesin aynı pozisyondan bir an evvel çıkmaya çalışmasıyla birlikte, çıkış kapılarına doğru çılgınca bir koşuşturmaya yol açabilir."
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|