|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz
Yazıcıya hazırla
Hollanda: Avrupa anayasası oylaması kesin bir "hayır"la sonuçlandı
Chris Marsden
15 Haziran 2005
Hollandada seçmenler Avrupa Birliği anayasa taslağını ezici çoğunlukla reddettiler. Seçimlere katılma oranının seçmenlerin yüzde 62 - 63ü gibi yüksek bir orana ulaştığı 1 Haziran referandumunda kullanılan oyların yarısından fazlasına dayanarak yapılan ilk projeksiyonlar, seçmenlerin en azından yüzde 62sinin anlaşmanın aleyhine oy kullandığını gösteriyordu.
Fransanın anayasayı büyük çoğunlukla reddetmesinden sadece üç gün sonra gelen Hollandadaki "hayır" oyu Avrupa burjuvazisinin - büyük şirketlerin kâr dürtüsüne anayasal bir ilke olarak ayrıcalıklı yer veren bir belgeye dayalı - kıtanın siyasi birliğini güçlendirme planlarına bir başka darbe vurdu.
Öyleki, anayasanın geniş kitlelerce reddedilmesinin esas nedeni belgenin "son derece rekabetçi bir sosyal piyasa ekonomisi" yaratma konusundaki ısrarına duyulan karşı çıkıştı. Avrupa hukukunun bir çok sosyal konuda Hollandanınkinden çok daha az özgürlükçü olacağına ilişkin korkular - bu anayasanın hem sağcı hem de solcu muhalifleri tarafından dile getirilen bir endişeydi - euronun para birimi olarak benimsenmesinden bu yana artan fiyatlara ve büyük çaplı sosyal saldırı gerçekleştiren ve ABDnin başını çektiği Iraka karşı savaşı desteklemiş olan hükümete duyulan öfkeyle birleşti.
"Hayır" oyu sadece Başbakan Jan Peter Balkenendenin başında bulunduğu iktidardaki sağcı koalisyona değil, fakat "evet" oyu verilmesi çağrısı yapmış olan ana muhalefet partilerine de yönelik bir terslemeydi.
"Evet" kampı hem iktidardaki Hıristiyan Demokratlardan (CDA), artı koalisyon ortaklarından, Özgürlük ve Demokrasi Partisinden (VVD) ve Demokratlar 66dan (D66) hem de muhalif Sosyal Demokrat Emek Partisinden (PvdA) ve Stalinistlerin başını çektiği Yeşil Soldan oluşuyordu. Bu partiler Hollanda parlamentosundaki milletvekillerin yüzde 80inin tamamını - 150 milletvekilinden 128ini - oluşturuyordu.
Anayasaya ve hükümete muhalefet sağcı Pim Fortuyn Listesi (LPF) ve eski bir VVD üyesi olup, LPFye benzer şekilde yabancı düşmanlığını temel alan rakip bir popülist örgüt kurmaya çalışan Geert Wilders tarafından sömürüldü. LPF, Müslüman karşıtı görüşlerini, Hollandanın liberal sosyal geleneklerinin bir savunması gibi gösterdi. Kendi payına Wilders, Türkiyenin AB üyesi olmasına karşı Müslüman karşıtı duyarlılığı, anayasaya karşı yönelttiği saldırılarının merkezine koydu. Her ikisi de ana sorunun Hollandanın ulusal egemenliğini korumak olduğunu vurguladılar.
Bu konuda, anayasaya karşı çıkışlarında neo-liberal ekonomik gündemi ve emperyalist bir Avrupa militarizmi yaratma projesi olarak tanımladıkları şeye muhalefetlerini de vurgulayan eski Maocu Sosyalist Parti (SP) ile birleştiler.
Ne var ki, "hayır" oyu bütün bu partilerin siyasi etkilerinin bir arada üretebileceğinden çok daha geniş ve büyüktü. Öyle ki, hayır oyları LPF ve VVDnin resmi "hayır" kampanyasının elde ettiği bir sonuç olmaktan çok, daha fazla liberal piyasa reformunun yaşam standartları üzerinde yaratacağı etkilere ilişkin korkulardan - özellikle koalisyon hükümeti tarafından daha şimdiden sosyal harcamalarda yapılan indirimlerin yarattığı öfke göz önüne alındığında - kuvvetle etkilenmiş olması gerekir.
Referandum bağlayıcı değildi ve bugün sonuçları tartışmak için toplandığında parlamento tarafından hâlâ görmezlikten gelinebilir. Hükümet seçime katılım oranının yüzde 30u aşması durumunda - ki seçim günü katılım bu oranın iki katından fazlaydı - referandumun sonucuna saygı göstereceği sözünü vermişti. Ancak oylamanın hemen sonrasında Balkenende kişisel olarak "çok büyük hayal kırıklığına uğradığını" ve onaylama sürecinin diğer ülkelerde devam etmesi gerektiğini söyledi.
Hollanda, 16 milyon nüfusuyla Avrupa Ortak Pazarının altı kurucu üyesinden biriydi ve o zamandan bu yana Avrupa Birliği projesinin temel taşlarından biri oldu. Bu ülkenin verdiği "nee" [Flamancada hayır anlamına gelir ve "ney" olarak okunur - ç.n.] oyu, belki Fransada verilen "non" [Fransızcada hayır anlamına gelir ve "no" olarak okunur - ç.n.] oyu kadar dramatik değil. Ancak ortaya çıkan sonuç Avrupanın geniş işçi kitleleri ile her ülkedeki egemen seçkinler arasındaki uçurumun büyüdüğünü açıkça gösteriyor ve egemen seçkinlerin siyasi birlik, ekonomik karşı-reform ve ordu kurma planlarını suya düşürüyor.
Alman Şansölyesi Gerhard Schröder de onaylama sürecinin devam etmesi çağrısı yaptı ancak anayasa 25 AB üyesinin tamamı tarafından onaylanmadan uygulamaya sokulamıyor. 16-17 Haziranda Avrupa Konseyi, Fransadaki ve Hollandadaki oylamaların ardından ne yapmak gerektiğini ve anayasadan vazgeçip geçmemek konusunda tartışmak üzere bir zirve toplantısı düzenleyecek.
Dünya Sosyalist Web Sitesi daha sonra Hollanda referandumunun sonucuyla ilgili olarak daha detaylı bir değerlendirme yazısı yayınlayacak.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|