|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz
Yazıcıya hazırla
Almanya: İşten çıkarılan Opel işçisi mağdur edilmeye karşı mücadele ediyor
Wolfgang Weber ve Andreas Kunstmann
22 Haziran 2005
İngilizceden çeviri (15 Haziran 2005)
Almanyada, Bochumdaki Opel fabrikası işçileri geçtiğimiz Ekim ayında şirketin binlerce işçiyi işten çıkarma kararı alması üzerine iş bırakmıştı. General Motorsun yan şirketi olan Adam Opel AG grevin sona ermesinden sonra iki işçiyi derhal işten çıkardı: Richard Kaczorowski ve iş konseyi üyesi olan Turhan Ersin. Bochum İş Mahkemesi halihazırda iki işçinin işten çıkarılmalarına karşı ayrı ayrı açmış oldukları davaları görüşüyor.
Bochumdaki Opel fabrikasının bütünüyle durmasına yol açan greve binlerce işçi katılmıştı. Fabrika kapatma ve kitlesel işten çıkarmalar yapılacağına dair açıklamaya karşı yapılan protestolar Opel fabrikalarında çalışan işçilerden ve genel olarak halktan geniş destek gördü. İşçiler üzerinde büyük baskı kurularak ve sendikanın ve iş komitesinin kullandığı sinsi taktikler sayesinde grev, sorunların hiçbiri çözüme bağlanmadan sona erdirilmişti.
Bir ibret örneği oluşturmaları ve bütün çalışanlara gözdağı vermek üzere iki işçi kurban seçildi ve keyfi bir biçimde işten çıkarıldılar. Turhan Ersin iş komitesi üyesi olduğundan ve işten çıkarılması iş komitesi üyelerinin işten çıkarılmasını düzenleyen kurallara uymadığından, şirket İş Mahkemesine gitmek zorunda kaldı ve bu süreç birkaç hafta önce başladı. (Bkz "Almanya: mağdur edilen Opel işçisinin davası mahkemece görülmeye başlandı".)
Bunun aksine Richard Kaczorowski işten çıkarılmasına karşı böyle bir korumaya sahip değil. Onun işten çıkarılması derhal uygulamaya kondu. Kaczorowski Opelde 24 yıl çalıştıktan sonra - bunun 18 yılık bölümünü üretim hattında geçirdi - birden bire kendisini sokakta buldu. Ardından Alman İstihdam Ajansı, "kendi hatası nedeniyle işten çıkarıldığı" gerekçesiyle Kaczorowskiye ilk üç ay boyunca işsizlik yardımı ödemesi yapmadı. İşten çıkarılmasının yasal olmadığını kanıtlamak için Kaczorowskinin ulusötesi şirkete karşı dava açması gerekti.
Bochum İş Mahkemesi davayı 10 Mayısta, sulh hakimi van der Leeden başkanlığında görmeye başladı. Çok sayıda iş arkadaşı davayı izlemek ve Kaczorowskiyi desteklemek için geldi.
Opel hem dünya üzerindeki en büyük hukuk şirketlerinden biri olan Baker & McKenzie LLP hem de Bochumdaki personel komitesinden Elmar Eising tarafından temsil edildi. Duruşma sırasında Opel, Kaczorowskiye gönderdiği işten çıkarma ihbarnamesinde yer alan aynı iddiaları öne sürdü. Şirket Kaczorowskinin (şiddet kullanma tehdidiyle) baskı yaparak ve gözdağı vererek diğer Opel işçilerini greve katılmaya zorladığını öne sürdü.
Kaczorowski ve Opel tarafından getirilen beş tanığın sorgulanması yaklaşık olarak dört saat sürdü. Duruşma hakim van der Leedenin, Kaczorowskiye o gün neler olduğunu sormasıyla başladı. Kaczorowski diğer işçilere greve katılması için hiçbir biçimde baskı yapmadığını açıkça ifade etti.
Bununla birlikte Kaczorowskinin ifadesini tamamlamasının ardından hakim Opelle uzlaşmayı kabul etmesini önerdi. Van der Leeden, sadece "sembolik tazminat" öneriliyor olmasına karşın Kaczorowskinin anlaşma teklifini kabul etmesi durumunda daha kazançlı çıkacağını söyledi.
Opelin avukatı Kaapenhagen davanın Opel için iyi ve Kaczorowski için kötü göründüğünü belirtti ve şöyle dedi: "Burada insanlar üzerinde baskı kurmaktan söz ediyoruz, bu nedenle sembolik bir tazminat verilmesi sorun yaratacaktır." Personel komitesinden Eising de anlaşmayı ancak herhangi bir tazminatın söz konusu olmaması durumunda kabul edebileceğini belirtti ve davanın Opel açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Buna karşılık Van der Leeden iki tarafı uzlaştırmaya çalıştı ve davaya kısa bir ara verildikten sonra iki seçenekli bir öneride bulundu - her iki seçenek de derhal işten çıkarmayı belirli bir bildirim süresine dönüştürmeyi içeriyor. Buna göre işten çıkarma bildirimi 31 Ekim 2004 tarihinden itibaren geçerli olacak ve Kaczorowski - Opeldeki 25 yıllını doldurmuş olacağından - 20.000 euro gibi gülünç miktarda bir para alabilecek.
Kendisine avukat tutmak için parası olmayan ve Alman ulusal sendikalar örgütü DGB Hukuki Yardımın hukuk sekreterine güvenmek zorunda olan Richard Kaczorowski her iki anlaşma önerisini de reddetti. Şirketin suçlamalarının bütünüyle temelsiz ve işten çıkarılmasının yasadışı olduğunu açıkladı ve bu açıklama izleyenlerin alkışlarına ve destekleyici izleyenlerin alkışları ve yüreklendirici davranışlarıyla karşılandı. Kaczorowski mahkemeye "Şirketteki işime geri dönmek istiyorum," dedi.
Daha sonra mahkeme başkanı van der Leeden Cumartesi günü yapılacak olan duruşmada Opel adına şahitlik yapacak olan beş kişinin mahkemeye çağrılmasına geçti. Opel işten çıkarma mektubunda, bu tanıklara dayanarak, Kaczorowskinin iş arkadaşlarını şiddet kullanma tehdidiyle "korkuttuğunu" ve üretim planlamacısı "W"yi ve fabrika yöneticisi "R"yi (her iki isim de kamuoyuna açıklanmadı) işi bırakmaya zorladığını belirtiyordu.
Buna karşılık 14 Mayısta yapılan bir sonraki duruşmada sadece yönetici W ifadesine sadık kaldı ve Kaczorowskinin yüksek sesle diğer işçileri tehdit ederek "fabrikadaki donanımı parçalayacağını!" ve "çeteyi içereye sokacağını, ardından da başlarının belaya gireceğini!" söylediğini iddia etti.
Ne var ki Wnin olaylarla ilgili ifadesi sadece Kaczorowskinin anlattıklarıyla değil, fakat aynı zamanda tamamı üretim bandında çalışan diğer dört şahidin ifadeleriyle de çelişiyordu. Diğer dört işçi korkmadıklarını ya da tehdit edilmediklerini söylediler. Kaczorowski ile tanıklardan biri birbirlerine yüksek sesle seslenmişlerdi ancak bunun mantıklı bir nedeni vardı, bu iki kişi arasında üretim bandı makinesi bulunuyordu. Wnin Kaczorowskinin grevdeki iş arkadaşlarından "çete" olarak söz ettiği iddiası da açıkça saçmaydı.
Dört tanıktan hiçbiri Kaczorowski tarafından rahatsız edildiklerini düşünmüyorlardı. Her grevde olduğu gibi kimileri zaman zaman sesini yükseltmiş ve bağırmıştı. Kimi tanıklar dava konusu olan fabrikadaki genel grev durumuyla ilgili olarak şuna işaret ettiler: üretim aynı zamanda genellikle Cumartesi günleri de çalışılan tamir ve bakım bölümlerinde de durmuştu. Her halükarda her dört tanık da şirketin işin durmasına yol açanın Kaczorowskinin davranışı olduğu iddiasını kabul etmediler.
Dört fabrika işçisi ifadelerini verirlerken mahkeme başkanı van der Leeden çeşitli yorumlarla ve tanıkların sözlerini keserek sürekli olarak müdahale etti, çünkü verilen ifadeler Opel tarafından, şirketin kendi "soruşturmasını" yürütürken toplanmış olduğu "kanıt" ve "tanık ifadelerine" uymuyordu. Dört tanıktan biri şu soruyu sordu, "Burada geçerli olan hangisi: Opel tarafından üretilen açıklamalar mı yoksa şu anda mahkemede verilen ifadeler mi?" Mahkeme başkanı şöyle cevap verdi: "Burada, mahkemede verilen ifadeler!"
Verilen ifadelerin hiçbir biçimde baskı kurma ve tehdit etme suçlamalarını kanıtlamamasına karşın, mahkeme derhal bir karar almaya ve işten çıkarma kararının geçersiz olduğuna hükmetmeye hazır değildi. Sonunda mahkeme başkanı van der Leeden sadece Kaczorowskinin tanıklarını dinlemeye ihtiyaç olmadığını söyledi. Duruşmaya, davanın bütün taraflarının ifadeler üzerinde düşünebilmeleri için, yaklaşık dört haftalık bir ara verdi. Van der Leeden kişisel olarak davanın bir uzlaşma ile sonuçlanacağını düşündüğünü söyledi.
Duruşmanın ilk gününde ortaya çıkan sonuçlar sadece Richard Kaczorowski üzerindeki, bütün taraflardan - Opelden, sendika ve iş komitesinden - gelen baskının yoğunlaşacağı anlamına geliyor. Opel yönetimi hâlâ işten çıkarmayı onaylayan bir karar elde etmek konusunda kararlı. Şirket yönetimi bir tazminat ödemesiyle bile olsa varılacak bir uzlaşmayı başarı olacak görecek çünkü bu işten çıkarmanın yürürlükte kalması ve diğer işçileri sindirmek için bir örnek olarak kullanılabilmesi anlamına gelecek.
Kaczorowskinin 24 yıldır üyelik aidatı ödediği sendikanın ve Kaczorowskiyi iş yerinde temsil eden iş komitesinin dava karşısında aldıkları tavır ise aşağıdaki gerçekler göz önünde bulundurularak değerlendirilebilir:
Birincisi, grev sırasında, binlerce işçi makinelerin başından ayrılmışken ve çalışmayı bırakmışken, iş komitesi işçileri arkadan vurdu ve Cumartesi günü fazla mesai yapma konusunda daha önceden yapılmış olan anlaşmayı iptal etmeyi reddetti. Bu tutum gerçekte grev kırıcılığa onay vermekti ve 16 Ekim Cumartesi günü yaşanan, şirket tarafından Kaczorowskiye karşı kullanılan cezai önlemler için bahane oluşturan atışmaya yol açan koşulları yarattı.
İkincisi, 20 Ekimde iş komitesiyle birlikte Almanyanın en büyük sendikası ve bütün Opel fabrikalarında örgütlü olan IG Metall, Opel işçilerinin kitlesel toplantısında grevi sona erdirebilmek için her türlü tehdidi ve hileyi kullandı. Buna ek olarak, Opelle grevcilerin işten çıkarılmasını ve grevcilere karşı cezai yaptırımlar alınmasını engelleyen bir anlaşma yapmak için - ki bu Bochum fabrikasında daha önceki işçi-işveren anlaşmazlıklarında normal olan bir uygulamaydı - çaba göstermediler. Böyle bir anlaşma yapmayı reddetmek, Turhan Ersin ve Richard Kaczorowskinin derhal işten çıkarılmalarına giden yolu açtı.
Üçüncüsü, grev sona erdikten sonra, iş komitesi işten çıkarılmış işçilerin resmi başvurularını desteklemeyi reddetti ve işçileri kendi kaderleriyle baş başa bıraktı. Buna ek olarak iş komitesi bölge halkının toplamış olduğu 23,000 euronun bir sentini bile mali sıkıntı içindeki bu işçilere yardım etmek için vermeyi kabul etmedi.
Bunun aksine Opel çalışanları işten atılan işçilerle muazzam bir dayanışma gösterdiler. İşten çıkarmalara karşı bir dilekçe için 3.000den fazla imza toplandı. Ancak bunun ardından iş komitesi, işten çıkarmalara işaret ederek, Cumartesileri fazla mesai yapmayı bir kereliğine reddetti. İş komitesi ve sendika işten çıkarmaları protesto etmek için yeni fazla mesai taleplerini kolaylıkla reddedebilecek ve (grev sırasında verilen adıyla) "bilgilendirme grev gözcülükleri" oluşturabilecekken, iş komitesi konuyu bu noktada bıraktı.
Daha sonra Bochumda ve Recklinghausende (diğer bir Opel fabrikası) bağımsız dayanışma komiteleri oluşturuldu. Eğer çalışanlardan ve diğerlerinden toplanan bağışlar olmasaydı Richard Kaczorowski işten çıkarıldıktan sonraki ilk üç ayda kirasını ödeyemezdi. Sendikanın ve iş komitesinin geçirdiği her eylemsiz hafta Kaczorowski üzerindeki bireysel, ekonomik ve manevi baskıyı artırdı.
Bu nedenle DSWS Yazı kurulu bütün General Motors fabrikalarındaki işçileri ve bütün okurlarını Richard Kaczorowski ve Turhan Ersini işten çıkarılmalarına karşı savunmaya çağırıyor. İleride bütün işçilerin işlerini ve ücretlerini savunmak için verilecek olan mücadelelere hazırlanabilmek açısından bu saldırıların yenilgiye uğratılması büyük önem taşıyor.
DSWS protesto mektuplarını, dayanışma mektuplarını ve diğer fabrikalarda durumun ne olduğuna ilişkin olarak haberleri yayınlamaya ve Polonyada, İsveçte, Belçikada, Britanyada ve ABDdeki GM işçileri arasında bağlantı kurmaya hazır.
Aşağıdaki adreslere işten çıkarmaları protesto eden ve bunların derhal iptal edilmesini ve Richard Kaczorowski ve Turhan Ersinin işlerine geri alınmalarını talep eden mektuplar gönderin:
Adam Opel AG
Geschäftsleitung Bochum
Opelring 1
44803 Bochum, Germany
ve
Adam Opel AG
Hans H. Demant
Vorsitzender des Vorstands
Friedrich-Lutzmann-Ring
65423 Rüsselsheim, Germany
ve
Adam Opel AG
Rainer Einenkel
Betriebsratsvorsitzender Bochum
Opelring 1
44803 Bochum, Germany
Protesto mektuplarınızın kopyalarını Dünya Sosyalist Web Sitesi yazı kurulan göndermek için lütfen bu formu kullanın.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|