|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Amerika Birleşik Devletleri
Yazıcıya hazırla
ABDnin büyüme oranı küresel yavaşlamaya işaret ediyor
Nick Beams
6 Mayıs 2005
İngilizceden çeviri (2 Mayıs 2005)
Amerika Birleşik Devletlerinde ekonomik büyüme, dünya ekonomisinin bir bütün olarak yavaşlama dönemine girdiğine dair işaretlerin bulunduğu bir sırada, son iki yıldaki en düşük düzeyine geriledi. Geçen hafta yayımlanan rakamlar, Mart çeyreğinde ABD ekonomisinin beklenilen yüzde 3,5 oranının oldukça altında, yıllık bazda yüzde 3,1 oranında büyüdüğünü gösteriyor.
Satılmamış, stokta bekleyen mallar büyümenin 1,2 puanını veya başka bir deyişle yüzde 40ını oluşturduğundan, ABD ekonomisinin yavaşlaması toplam rakamların gösterdiğinden daha önemli. Sadece satışlar baz alındığında büyüme oranı 2004 yılının son çeyreğinde ulaşılan büyüme oranının yarısı kadar, yüzde 1,9 düzeyinde. Ekonomiyi son üç yıldır ayakta tutan tüketim harcamaları düşmeye başladı; yılın ilk çeyreğinde tüketim harcamalarının artışı yüzde 4,2den yüzde 3,5e geriledi.
Gelecekte yaşanacakların bir göstergesi olarak, sermaye yatırımlarının artış hızı bir önceki çeyrekte yüzde 14,5ten yüzde 4,7ye düştü. Diğer bir veri, dayanıklı tüketim malları siparişlerinin Nisan ayında yüzde 2,8 oranında düştüğünü gösteriyor; bu durum otomobil, bilgisayar ve uçak siparişlerinin de düşmesiyle birlikte ekonomik yavaşlamanın kötüye gittiğine işaret ediyor -bu iki yıl içinde görülen en kötü durum.
Bu rakamların daha geniş çerçevedeki etkileri üzerinde yorum yapan The Economist,küresel büyümeye birkaç yıldır ABD ekonomisinin ve özellikle de Amerikan tüketici harcamalarının itki sağladığını belirtti. Şimdi enflasyonun yükselmeye başladığı bir zamanda, lokomotif hız kaybediyor gibi görünüyor. Durum hiçbir şekilde 1970lerin stagflasyonu [durgunluk içinde enflasyon -ç.n.] kadar ciddi olmamakla birlikte, "ortada hâlâ endişelenmek için iyi nedenler var".
Makale ABDnin yüzde 5,2 oranındaki görece düşük işsizlik oranının aldatıcı olduğunu belirtiyor. İşsizlik oranı, iş aramaktan vazgeçen insanların sayısında büyük bir artış yaşandığı için düşük kaldı. "İstihdam durumuna ilişkin daha iyi bir ölçüt, 2001 yılının Şubat ayında ulaştığı zirve noktasını ancak bu yılın Ocak ayında geride bırakabilen bordrolu çalışan sayısıdır. Dört yıl boyunca çalışma yaşındaki nüfus artmaya devam ettiğinden bu durum istihdam alanında tablonun hâlâ kesinlikle iç açıcı olmadığı anlamına geliyor."
ABD ekonomisinin altında yatan yapısal sorunlarının bir başka göstergesi de 2002 yılından bu yana tüketici harcamaları -1975 ile 2000 arasındaki dönemdeki yüzde 67 oranı ile karşılaştırıldığında - rekor kırarak Gayrı Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYİH) yüzde 71ine ulaşırken, iş çevriminin şu anki toparlanma evresinin ilk 39 ayında, özel sektörde reel ücret ve maaş ödemeleri sadece yüzde 5 oranında arttı. Daha önceki beş iş çevrimi sırasında özel sektörde reel ücret ve maaş ödemeleri ortalama yüzde 15 oranında artmıştı.
İş sayısının ve ücret ödemelerinin güçbela artış göstermesi, artan tüketim harcamalarının bütünüyle borçlanmanın artmasıyla finanse edildiği anlamına geliyor. En son verilerin gösterdiği gibi ABDde ilk çeyrekte bireysel tasarruf oranı, 2001 yılının son çeyreğindeki yüzde 0,5lik orandan sonra kaydedilen ikinci en düşük düzey olan yüzde 0,6ya düştü.
ABDnin büyüme verilerinin açıklanmasından bir gün sonra Avrupadan gelen haberler daha iyi değildi. Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan bir rapora göre ekonomik güven bölgenin tamamında geriliyor. Komisyon "ekonomik duyarlık" endeksinin 2003 yılının Ekim ayından bu yana en düşük düzeye gerilediğini, bunun "2005in ilk yarısında üretimde belirgin bir yavaşlamaya" işaret ettiğini söyledi.
AB ekonomi ve finans sözcüsü Amelia Torres "şu anda durumun güllük gülistanlık olduğu söylenemez" dedi. Almanya gibi ülkelerdeki büyüme yönelimli politika değişikliklerinin "meyve vermesinin zaman aldığını" belirtti. Bu, işsizlik ödeneklerinde büyük çaplı kesintilere yol açan ve işsizlik düzeyinin 5 milyonun üzerine çıkmasında rol oynayan yeni düzenlemelere yapılmış bir göndermeydi.
Londradaki BNP Paribasda ekonomist olarak görev yapan Ken WattretInternational Herald Tribunee rakamların Avrupa ekonomisinin başının dertte olduğunu gösterdiğini söyledi. "Sanayinin daha iyi sonuçlar elde edeceğini öngörerek hizmetlerin toparlanacağını düşünüyorduk ve bu nedenle gerçekten de karamsarlık günümüze damgasını vuruyor."
Komisyon sanayiyi, perakende satışları, inşaatı, hizmetleri ve tüketici güvenini içeren ekonomik duyarlılık endeksindeki en büyük düşüşlerin Birleşik Krallıkta görüldüğünü, onu Fransanın izlediğini söyledi. Fransada işsizlik oranı son beş yılın en yüksek düzeyine çıkarak yüzde 10,2 oranına ulaşırken, bir rapor iş dünyasının güveninin Nisan ayında son 18 ayın en düşük düzeyine gerilediğini gösteriyor. Bu araştırma kapsamında görüşülen iş çevreleri özellik ihracat beklentileri konusunda karamsarlar.
Geçen ay Almanyada işsizlik oranı küçük bir düşüş gösterirken, geçen hafta yayımlanan gözden geçirilmiş veriler, 2004 yılında iki çeyrekte üst üste eksi büyüme gösteren ekonominin teknik olarak resesyonda [durgunluk -ç.n.] olduğunu ortaya koyuyor. Hem Alman hem de İtalyan hükümeti ekonomik büyüme tahminlerini aşağıya doğru revize ederek, sırasıyla yüzde 1,6dan yüzde 1e ve yüzde 2,1den yüzde 1,2ye indirdiler.
Almanyada iş çevrelerinin güveni üç ay üst üste geriledikten sonra, 2003 yılının Şubat ayından bu yana görülen en düşük düzeye inmiş durumda. Tüketici güveninin de düşmekte olduğu bildiriliyor.
Çin ekonomisindeki sürmekte olan hızlı büyümeye karşın, Asyanın tamamında çok az bir iyileşme söz konusu. Japon Merkez Bankası, geçen hafta, dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olan Japon ekonomisinde, son üç yıldır dur-kalk şeklinde yaşanan büyümeye karşın ekonominin hâlâ deflasyona saplanmış durumda olduğunu kabul etti. Mart ayına kadar olan dönemde fiyatlarda görülen yüzde 0,2 oranındaki düşüş, geçen iki yılda yaşanan yüzde 0,8 oranındaki düşüşten daha az olmakla birlikte, banka fiyatların 2007 yılına kadar artmaya başlamasını beklemiyor.
Son veriler Japonyanın 1990ların başlarında gayrimenkul ve hisse senedi balonunun patlamasından bu yana sekiz yıldır deflasyon yaşadığı anlamına geliyor. Faiz oranları yüzde sıfır düzeyindeyken ve ortada bol miktarda likidite varken, mali yetkililerin ekonomiyi canlandırmak için yapabilecekleri fazlaca bir şey yok. Herhangi bir uzun dönemli toparlanma sağlamamış olan, Japonyayı gayrı safi yurtiçi hasılasının yüzde 160ı oranında kamu borcuyla baş başa bırakan devlet harcamalarının artırılması da söz konusu değil.
Geçtiğimiz yıllarda reel iç talebin yıllık olarak ortalama yüzde 0,9 oranın artış gösterdiği Japon ekonomisi esas itibariyle durgunluk içinde. Oluşan büyüme büyük ölçüde aynı dönemde yüzde 7,4 oranında artan ihracata, özellikle Çine yapılan ihracata dayanıyor. Ancak ABD ekonomisindeki yavaşlamanın sonucu olarak Çinin büyüme oranı düşmeye başlarsa o zaman büyümenin bu kaynağı da kuruyabilir.
Çin ekonomisinin ABD ekonomisine ve diğer yabancı pazarlara olan bağımlılığı kendisini ihracatın GSYİH içindeki payıyla ortaya koyuyor: Bu oran 1999da yüzde 20den 2004 yılında yüzde 35e yükseldi. Bu ihracatın üçte biri ABDye yapılıyor. Bütün Asyada tablo aynı görünüme sahip.
Morgan Stanley ekonomistleri tarafından yapılan hesaplamalara göre son beş yıl içinde Japonya dışındaki Asya ülkelerinden yapılan ihracat yılda ortalama yüzde 15,3 oranında artış gösterdi; bu aynı dönemde yurtiçi tüketimin gösterdiği yıllık yüzde 4,9 oranındaki artışın üç katından fazla.
Bu rakamlar Çinin ve diğer Asya ülkelerinin Amerikan pazarının genişlemesine gittikçe daha fazla bağımlı hale geldiklerini vurguluyor ve ABD ekonomisinde görülecek herhangi bir uzun süreli yavaşlamanın sadece bir resesyona değil, bunun çok daha ötesine geçen sonuçlara yol açacağını gösteriyor.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|