World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Nathan Steinberger 94 yaşında öldü

Faşizme ve Stalinizme karşı mücadeleye adanmış bir yaşam

Verena Nees
23 Mart 2005
İnglizce’den çeviri (9 Mart 2005)

Nathan Steinberger 26 Şubatta, 94 yaşında, Berlin’de bir hastanede aramızdan ayrıldı. Karısı Edith dört yıl önce ölmüştü. Nathan ve Edith Steinberger, devrimci ayaklanmaların ve işçi hareketinin trajik yenilgilerinin damgasını vurduğu bir dönem boyunca yaşamış olan bir kuşağın son temsilcilerindendiler. Yaşamları, faşizmin ve Alman Komünist Partisi (AKP) üyeleri olarak yaşadıkları Sovyetler Birliği’nde canlarını zorlukla kurtardıkları Stalinist terörün korkunç deneyimleriyle iç içe geçmişti.

1910 yılında Berlin’de Ortodoks bir Yahudi ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Nathan nispeten yoksulluk içinde büyüdü. Dünyaya ilişkin ilk izlenimleri savaş, açlık ve Berlin işçilerinin birbirini izleyen devrimci mücadeleleri tarafından belirlendi. Aynı zamanda 1920’lerin kültürel yükselişinden de etkilendi. Beş yaşındayken büyük kız kardeşine opera ya da tiyatro bileti satın almak için kuyruklarda bekledi. Büyük erkek kardeşi Dadacı bir tiyatro grubu ile evde provalar yapıyordu. Nathan’ın kendisi cep harçlığını çeşitli sahne eserlerinde figüranlık yaparak çıkarttı ve edebiyat ve resim konusundaki bilgisiyle arkadaşlarını ve ziyaretçilerini şaşırtmaktaydı, ki bu durum yaşamının sonuna kadar devam etti.

Birinci Dünya Savaşı başladığında Nathan dört yaşındaydı; Ekim Devrimi olduğunda ise yedi. 90 yaşındayken çocukluk anıları sorulduğunda Nathan şunları hatırlamıştı: "Rus Devrimi Berlin’i heyecana boğmuştu. Herkes Lenin ve Trotskiy’den söz ediyordu. Geriye dönüp bakınca şunu söyleyebilirim, Rusya’daki olaylar Berlin’deki ve bütün Almanya’daki hayat üzerinde kesinlikle muazzam bir etki yarattı."

1918 Kasım Devriminin kimi büyük gösterileri ve sokak savaşları Steinberg ailesinin evinin tam dibinde gerçekleşti. Nathan ve küçük kardeşi Leo genellikle, Spartakusbund(daha sonra Alman Komünist Partisi’nin esas bileşenlerini oluşturacak olan, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’nin önderliğindeki devrimci Spartaküs Ligası) taraftarları ile Freikorps askerleri (gerici paramiliter örgütler) arasındaki silahlı çatışmalar mola verdiği sırada topladıkları boş mermi kovanlarıyla oynuyorlardı. Nathan okuldan sonra genellikle kitlesel gösterilere katılır ve akşamları, evlerinin yakınındaki salonlarda yapılan tartışma toplantılarında, AKP’li, ABSDP’li (Alman Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi) ve SPD’li (Sosyal Demokrat Parti) işçilerin yaptıkları hararetli siyasi tartışmalara katılmak için evden kaçardı.

Daha sonra, Mauthausen toplama kampında Naziler tarafından öldürülecek olan büyük ağabeyi Adolf’un etkisi altında, Nathan kısa sürede komünist harekete katıldı. 14 yaşında Komünist Gençlik Federasyonu’nun bir üyesi oldu ve KoPeFra’nın (Kommunistische Pennälerfraktion - Komünist Lise Öğrencileri Fraksiyonu) ve önderliği içinde bulunduğu Sosyalist Öğrenci Federasyonu’nun (SÖF) kurulmasında yer aldı.

Nathan aynı zamanda çok erken yaşlarda Alman işçilerinin karşı karşıya oldukları sorunları öğrendi ve Rus Devrimi’nin benzerini Almanya’da gerçekleştirme girişimine tanık oldu.

1923 yılına dönüp baktığında, bu yılın hem Komünist hem de Sosyal Demokrat işçiler arasında büyük bir umut ve gerilim dolu olduğunu söylemişti. O yıl boyunca ardı ardınca grevler meydana geldi. Nathan şunları anımsıyordu: "Havada elle tutulabilir bir his vardı - siyasi olarak bilinçli olan herkes bunun kısa bir süre içinde olacağını hissediyordu! Hepimiz, Berlinli işçiler ve gençler dört gözle Alman Ekim Devriminin gelmesini bekliyorduk. O zaman bunu çok açık bir biçimde hissetmiştim." Alman Komünist Partisi önderliği o kadar uzun süre tereddüt gösterince ve hareketin dorukta olduğu zamanı kaçırınca yaşanan hayal kırıklığı hepsinden büyük oldu. "Bir gün her şeyin bittiğini fark ettim. Aniden, bir duraklama içine girildi. Açıklayabilmek çok zordu ancak birden bütün heyecan kayboldu ve hayal kırıklığı her yanı kapladı. Özellikle AKP’de örgütlü olmayan işçiler hayal kırıklığı içindeydiler. Birkaç gün boyunca boğucu bir sessizlik yaşandı."

1923 yılının ardından, Rus Komünist Partisi içinde Stalin’in hizbiyle, Lev Trotskiy’in önderliğindeki Sol Muhalefet arasında baş gösteren mücadelelerin hemen ardından, AKP içinde de anlaşmazlıklar yaşanmaya başladı. Yaşı, tartışılan siyasi sorunları kavrayamayacak kadar küçük olmasına karşın Nathan ve bütün mahalle örgütü 1926 yılında Komünist Gençlik Federasyonu’ndan (KGF) ihraç edildiler. Buna gerekçe olarak, mahalle örgütünün, parti çizgisinin önde gelen eleştirmenlerinden Karl Korsch’un etkisi altında olması gösterildi.

Nathan Steinberger SÖF içinde aktif olarak çalışmaya devam etti. O ve arkadaşları sadece politik konuları tartışmadılar, fakat aynı zamanda hem Erich Kästner, Arnold Zweig gibi yazarlarla, hem de psikoloji ve cinsellik konularında tartışmalar da düzenlediler. 1929 yılında üniversiteye giriş sınavını kazandıktan sonra Nathan en çok ilgi duyduğu konu olan psikoloji alanında öğrenim görmek umuduyla üniversitede tıp fakültesine kaydoldu ancak daha sonra siyasal iktisada geçti. Tarım bilimi üzerinde uzmanlaştı ve o yıllarda Moskova’daki Uluslararası Tarım Enstitüsü’nün bir temsilcisi olan, ünlü bilim adamı Karl Wittfogel’in gözetiminde çalıştı.

Daha önce Komünist Gençlik Federasyonu’ndan ihraç edilmiş olmasına karşın Nathan 1928 yılında AKP’ye üye oldu. Bu yıla AKP içinde Stalin ve takipçileri tarafından geliştirilen "sosyal faşizm teorisi" konusunda yapılmaya başlanan hararetli tartışma damgasını vurdu. Bu teoriye göre sosyal demokrasi ile faşizm arasında hiçbir fark yoktu. İntihar etmekle eşanlamlı bu politikanın etkisi, faşistlerin artan etkisine karşı Sosyal Demokrat ve Komünist işçilerin herhangi bir ortak mücadele yürütmelerini engellemek oldu.

Nathan sezgisel olarak bu görüşü reddetti. Daha sonra anılarını anlatırken söylediği gibi: "Bu aşırı-sol görüş, siyasi olarak cahil olanlara göreydi. 1918 ve 1923’ün devrimci deneyimlerinden geçmiş olanların ezici çoğunluğu SPD’nin faşistlerle eşitlenmesini reddetti. Ben, hiçbir şekilde, sokakta ajitasyon yaparken asla ‘sosyal faşizm’ tabirini kullanmadım."

Nathan Steinberger, Nazilerin artan etkinliğine karşı AKP ve SPD’li işçilere bir birleşik işçi cephesi kurmaları çağrısı yapan Lev Trotskiy’in yazdıklarıyla ilk kez bu dönemde karşılaştı.

Kısa bir süre sonra Nathan Steinberger’in yaşamı dramatik bir biçimde değişecekti. Karl Wittfogel’in tavsiyesi üzerine, 1932 yılında, henüz eğitimini dahi tamamlamamışken, Moskova Tarım Enstitüsü’ne atandı. Kendisi de AKP’nin aktif bir üyesi olan kız arkadaşı Edith, Nathan’a eşlik etti. Moskova’da iki yıl süreyle kalacaklardı ancak 1933 yılında Hitler iktidara gelince genç çiftin Almanya’ya dönme şansları kalmadı. Sadece tanınmış AKP üyeleri değil, aynı zamanda Yahudi idiler.

Nathan ve Edith işçi hareketinin yenilgisi ve Almanya’da faşizmin elde ettiği zafer nedeniyle mahvoldular. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’deki Stalin rejimi ile, her ikisini de 1920’lerde siyasete çeken devrimci iyimserlik arasında hiçbir ortak tarafın olmadığını farkettiler. Tarım Enstitüsü’nde çalışırken eski meslektaşları Nathan’ı zorla kolektifleştirme döneminde kırsal bölgelerde yaşanan korkunç ve insanlıktan uzak olaylar konusunda bilgilendirdiler. Nathan, bir İsviçreli devrimci ve Lenin’in yakın çalışma arkadaşı Fritz Platten gibi Eski Bolşeviklerle tanıştı ve Platten ve diğer eski parti üyelerinin nasıl gittikçe daha fazla yalıtıldıklarını gördü. Bu aşamada Trotskiy’in taraftarları çoktan sürgüne gönderilmiş ya da hapse atılmışlardı. Nathan’ın katıldığı parti toplantılarında hemen hemen hiç açık siyasi tartışma yapılmıyordu. Parti demokrasisi bürokratizm ve entrikalar tarafından gittikçe daha fazla boğuluyordu.

1935’te Nathan doktora derecesini aldı. "Nasyonal Sosyalizmin Tarım Politikaları" üzerine doktora tezi yayınlandı, ancak kısa süre sonra bilimsel çalışmaları beklenmedik bir şekilde sona erdirildi. Leningrad parti sekreteri Kirov’un öldürülmesinin ardından, tasfiyeler başladı. Sadece tanınmış muhalifler değil, fakat aynı zamanda şimdiye kadar Stalin’in sadık izleyicileri olmuş artan sayıda parti üyesi, Stalinist gizli polis GPU’nun pençesine düştü. Nathan 1936 yılında Tarım Enstitüsü’nden işten çıkarıldı ve ilk başlarda 1935 yılında dünyaya gelen kızı Marianne’le birlikte büyüyen ailesinin geçimini sağlayabilmek için Almanca dersleri vermeye başladı.

İlk göstermelik Moskova duruşmasının ardından tutuklama dalgası Nazilerden kaçmış olan Alman siyasi göçmenleri de içine aldı. Geriye doğru baktığında Nathan şuna dikkat çekiyordu: "Stalin, kendi politikalarını eleştirme potansiyeli taşıyabilecek herkese karşı harekete geçti. Ve Almanya’daki yenilginin her şeyden önce kendi politikalarının sonucu yaşandığını biliyordu."

1937 yılının Bir Mayısının arifesinde Nathan tutuklandı. Karısı Edith 1941 yılında, Sovyetler Birliği’nin Almanya tarafından işgalinin başladığı sırada, aynı kaderle karşılaştı. Altı yaşındaki kızlarını, dostları olan bir başka Yahudi ailenin yanına verdiler.

Bu yıllarda başlayan ıstırap dolu dönem 1956’ya kadar sürecekti. Nathan ilk olarak kötü üne sahip Butyrkiy hapishanesine konuldu ve ardından Sibirya’daki Kolyma’ya nakledildi. "Karşı-devrimci Trotskist faaliyet"le suçlandı, "suçu" başka şeylerin yanı sıra 15 yaşındayken Alman Komünist Gençlik Federasyonu’ndan ihraç edilmiş olması nedeniyle ağırlaştırıldı. Eşi, Kazakistan’da hayatta kalmaya çalışmaktan başka bir şey yapamadığı bir çalışma kampına gönderildi.

Nathan, Butyrkiy hapishanesinde tutuklamaların rastgele bir biçimde yapılmadığını fark etti. Tutuklamalar esas olarak Ekim Devrimi’ne aktif biçimde katılmış, en adanmış parti üyelerini hedefliyordu. İlk hapishane hücresini Sol Muhalefetten Zinoviev’in oğluyla ve Eski Bolşevik ve parti tarihçisi, 1917 devriminin askeri olarak hazırlanmasına Petrograd Devrimci Komitesi’nin bir üyesi olarak katılmış ve Lenin’in başında bulunduğu ilk işçi hükümetinde ulaştırma bakanı olan Vladimir Ivanoviç Nevskiy ile paylaştı. Nathan’ın Butyrkiy’e gelişinden sadece birkaç hafta sonra Nevskiy hapishanedeki hücresinden alındı ve vurularak öldürüldü.

O yıllardaki birçok arkadaşlarından farklı olarak Nathan ve Edith Steinberger bir şekilde hayatta kalabildiler. Kızları ile yeniden bir araya gelen Nathan ve Edith’e 1956 yılında (Doğu) Berlin’e geri dönme izni verildi ancak Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde (DAC) mutlak sessizliğe maruz bırakıldılar. Stalinist hapishane kamplarıyla ilgili tek bir kelime bile söylemelerine izin verilmedi. Ancak DAC çöktükten ve ardından Sovyetler Birliği dağıldıktan sonradır ki Nathan Steinberger Stalinist terör altında yaşadıklarını anlatmaya başlayabildi. Gulagdan kurtulabilen diğer bir çoklarından farklı olarak sağcılaşmadı ve gençliğinin sosyalist ideallerine sadık kaldı.

Nathan kendisine sunulan her fırsatı Stalinizmin sosyalizmle bir tutulamayacağını açıklamak üzere kullandı. Nathan Steinberger bir çok dostu ve tanıdığıyla birlikte kutladığı doksanıncı yaş günü sırasında yaşamından çıkardığı sonuçları şu sözlerle özetledi: "Gençlerin Stalinizmin ne olduğunu anlamalarına yardımcı olmak istiyorum. Sosyalizmin kendisini bundan böyle çarpıtmalardan ve baskılardan kurtarması zorunlu -sosyalizm bundan böyle Stalinizmden arındırılmalı. Sovyetler Birliği’nde ve nüfuz bölgesindeki ülkelerde uygulanan rejimlerin sosyalizmle hiçbir ortak yanı yoktu."

Son yılları Nathan Steinberger için kolay geçmedi. Eşini ve geçen yıl ölen, Sosyalist Öğrenci Federasyonu yıllarından tanıdığı eski okul arkadaşı Max Kahane de dahil, gittikçe daha fazla sayıda eski arkadaşını kaybetti. Yazarken büyük güçlük çekiyordu ve duyma güçlüğü yaşamını zorlaştırıyor ve onu yalnızlaştırıyordu. Buna karşılık, koruduğu mizah duygusu ve yaşamı boyu devam etmiş arkadaşlıklarının yanında, yeni bir kuşağın 1930’ların derslerini çıkaracağına ve kendi kuşağının daha iyi bir toplum uğruna verdiği mücadeleyi devam ettireceğine olan inancını yitirmedi.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orjinali
(9 Mart 2005)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2008
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır