www.wsws.org/tr/2007/jul2007/turk-j24.shtml
22 Temmuzda yapılacak genel seçimler yaklaşırken Türk ordusu siyasi yaşama giderek daha açık bir biçimde müdahale ediyor.
Ordu komutası, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın yönetimindeki ılımlı İslamcı AKPye (Adalet ve Kalkınma Partisi) karşı kampanyasında giderek daha açık önlemlere başvuruyor. Kürt azınlığa karşı şovenist duyguları körüklüyor ve aşırı sağcı MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ile bağlantılı olan Ülkücü hareketin faşist unsurlarına sesleniyor.
Ordu, AKP hükümetini Kürt "bölücülüğüne ve terörizmine" boyun eğen hainler olarak göstererek bir gözdağı verme ortamı yaratmaya çalışıyor. Üst düzey komutanların kullandıkları kuzey Iraktaki Kürtlere müdahale etme ve savaş tehditlerinin arkasında da bu dürtü yatıyor.
Ordunun 22 Temmuzda AKPnin bir seçim zaferi elde etmesini önleyememesi durumunda, bir askeri darbe olasılığı göz ardı edilemez.
Mecliste büyük bir çoğunluğa sahip olan AKP ile ordu ve sivil destekçileri arasındaki iktidar mücadelesi Nisan ayının sonlarındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde şiddetlendi.
Mecliste yer alan orduyla bağlaşık ana muhalefet ve kimi diğer muhalefet partilerinin üyeleri cumhurbaşkanlığı seçimini boykot etmiş, bunun ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün cumhurbaşkanı seçilmesine yönelik ilk tur oylamanın geçersiz sayılması için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştu. Buna paralel olarak yaşanan bir başka gelişme ise ordunun hükümete saldırması ve AKP adayı Gülün cumhurbaşkanı seçilmesi durumda hükümeti bir darbeyle tehdit etmesi oldu. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi hukuksal olarak gülünç bir karar alarak yapılmış olan cumhurbaşkanlığı birinci tur oylamasını iptal etti ve oylamanın üçüncü ve son turunda seçilmesi kesin olan Gülün seçilmesini engelledi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanamamasının ardından, Başbakan Erdoğan 22 Temmuzda genel seçim yapılacağını açıkladı. Seçim anketlerine göre AKP mecliste çoğunluğu elinde tutmaya yetecek desteğe sahip. Cumhurbaşkanlığı makamı için ordu ve onun "silahsız kuvvetleri" (yani ordu ile bir şekilde bağlantısı olan Kemalist partiler ve federasyonlar, dernekler ve sendikalar) ile AKP arasındaki iktidar mücadelesi ertelendi ancak çözülmedi.
Muhalefet, Salı günü Erdoğanın, belli ki ordu ile uzlaşma girişiminin bir parçası olarak gündeme getirdiği, uyuşma yoluyla bir cumhurbaşkanı adayı belirleme önerisini kabul etti. Ne var ki bu önerinin bir çözüme ulaşılmasını sağlayıp sağlamayacağı henüz belli değil. Şu ana kadar hükümet tarafından herhangi bir isim önerilmiş değil ve kimin cumhurbaşkanı seçileceği sorunu seçimler sonrasına kadar ertelenmiş durumda.
"Silahsız kuvvetler" denilen güçler, -güvenlik, yargı ve idari aygıtın denetimi de dahil- Türkiyede iktidarın kilit noktalarına egemen olmuş Kemalist düzeni temsil ediyorlar. Diğer yanda ise "Anadolu burjuvazisinin" çıkarlarını temsil eden ve büyük şehirlerle az gelişmiş kırsal bölgelerdeki daha yoksul katmanların desteğine sahip olan AKP yer alıyor.
Kemalistler, büyük şehirlerde eğitimli orta sınıf katmanlarını seferber edebilmek için "laikliği savunma" sloganını kullanarak, yüzbinlerce insanın katıldığı bir dizi milliyetçi kitlesel gösteri düzenlediler.
Kemalistler bu kampanyalarında, büyük şehirlerin yoksul semtlerinde ve kırsal bölgelerde bir yankı uyandırmakta büyük ölçüde başarısız kaldılar. AKP bu bölgelerde Uluslararası Para Fonu ve Avrupa Birliği tarafından dayatılan serbest piyasacı politikaları uygulaması nedeniyle işçiler ve çiftçiler arasındaki etkisini yitirmiştir; ancak Kemalist düzen çok daha fazla itibar kaybetmiş durumda. Bu duruma yanıt olarak, Kemalist düzenin kurumları kendi çıkarlarını koruyabilmek için giderek daha fazla şovenizme ve Kürt karşıtlığına başvuruyor.
Yasal Kürt partisinden siyasetçiler yalnızca konuşmaları sırasında PKKnın hapisteki önderi Abdullah Öcalan hakkında saygı belirten sözcükler kullandıkları için ya da belediye başkanlıklarını ellerinde tuttukları yerlerde resmi duyuruları Kürtçe yaptıkları için kovuşturmaya uğruyorlar.
Yargıtay, kısa bir süre önce, 2005 yılında Şemdinlide birkaç insanın ölümüyle sonuçlanan bir silahlı saldırı düzenlerken yakalanan iki astsubayın mahkûmiyet kararını bozdu. 2004 yılında 12 yaşındaki bir Kürt çocuğunu "terörle mücadele" sırasında sırtından vurarak öldüren askerler de beraat ettiler. AKP ve Meclisteki muhalefet, son anda yaptıkları bir yasa değişikliğiyle, Kürtlerin partisi DTPnin (Demokratik Toplum Partisi) seçime bağımsız adaylarla katılmasını daha da güçleştiren bir düzenleme yaptılar. Yüzde onluk seçim barajını aşamamış olan DTP Mecliste temsil edilmiyor.
AKP, ordunun yürüttügü milliyetçi kampanyaya uyarlanma ve ödünler verme yoluyla karsilik veriyor. Iktidar partisi "terörle mücadele" adina polise çok genis yetkiler veren bir yasayi meclisten hizla geçirdi. Erdogan, aralarinda Meclis Baskani Bülent Arinçin etrafindaki kati dinci kadrolarin büyük bir bölümünü içeren isimleri bu seçimlerde yeniden milletvekilli adayi olarak göstermekten de kaçindi.
Ancak bütün bunlar, saldırılarına yeniden hız vermiş olan "silahsız kuvvetler" için yeterli olmadı. PKKnın yandaşları ya da öyle olduğu iddia edilenler tarafından askerlere ve sivillere yapılan saldırılar ve saldırı girişimleri, toplu katliam türü bir histeriyi körüklemek için kullanılmakta.
Televizyon kanalları ve büyük gazetelerin çoğu, haftalardır, ağlayan annelerin, bayrağa sarılı tabutların ve ellerinde bayraklar sallayıp milliyetçi sloganlar atan kalabalık grupların görüntüleriyle dolu. Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıtın da aralarında yer aldığı çok sayıda yüksek rütbeli subay saldırıların yapıldığı yerleri ziyaret ettiler; bir yandan orduyu överken, taziyelerini ifade ederken ve hatta yas tutan annelerin yanı başında ağlarken, terörizmin tehlikelerine karşı uyarılarda bulundular.
Ordu kuzey Irak sınırına büyük sayıda asker kaydırmış, nüfusunun büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu sınıra yakın bazı illeri, bölgede uzun süre uygulanmış olan sıkıyönetim yıllarını anımsatan biçimde "geçici güvenlik bölgesi" olarak ilan etmiş durumda. Emekli generaller medyada yaptıkları yorumlarda "teröre" fırsat verdiği iddia edilen AKP hükümetinden yakınırlarken, aynı zamanda ordu, bir grup seçilmiş gazeteciyi bölgede düzenlediği bilgilendirme turlarına katılmaya davet etti. Hatta kimilerince AKP hükümeti bir "cinayet hükümeti" olmakla bile suçlandı.
Ülkücü militanlar, PKKyı lanetleyerek ve hükümetin devrilmesi çağrısı yaparak kurbanların cenaze törenlerinde en ön saflarda yer alıyorlar.
Bu kampanyanın önemli bir parçasını kuzey Iraka yönelik bir saldırı yapılması talebi oluşturuyor. Ordu komutası, Türk hükümeti ile Iraklı Kürtler arasında herhangi bir anlaşmayı sabote etmek amacıyla kuzey Iraktaki Mesut Barzaninin bölgesel Kürt hükümetine karşı sistematik bir kampanya yürütüyor.
Türk generaller, hükümetin gerekli izni vermesi durumunda kuzey Iraka girmeye hazir olduklari tekrarlayip duruyorlar. Aslinda böyle bir müdahale, her seyden önce, Iraki isgal altinda tutmaya devam edebilmek için Kürt örgütlerinin sadik destegine bagimli olan ABD tarafindan reddediliyor. NATOnun dogu kanadinda kilit bir rol oynayan Türk ordusu, kendi adina yaptigi darbeleri sürekli olarak destekleyen ve ona askeri araç gereç saglamada bas rolü oynayan ABDye borçlu ve bagimli konumda. Bu kosullar altinda ordu, en önemli destekçisinin kendisini terslemesinin ve bir Türk-Kürt savasinin sorumlulugunu almanin verdigi huzursuzlugu yasiyor. Yine de bu durum, ordunun yüksek komutasini Erdogan hükümetinin üyelerini bir saldiriya izin vermedikleri için hainler olarak suçlamaktan alikoymuyor.
Bu askeri kampanyanın doruk noktası Genel Kurmayın Internet sitesinde yayınlanan ve Türk halkının, terörizme ve gerçekte terörü desteklediği halde "barış, özgürlük ve demokrasi"nin ardına saklananlara karşı "ortak tepkisini" göstermesi için yapılan çağrı idi. Bu açıklamada Türkiyenin ulusal birliğinin tehlikede olduğu ve Türk ulusunun buna sokağa çıkıp protesto ederek tepki vermesi gerektiği söyleniyordu -aslında bu, seçimle göreve gelmiş hükümetin devrilmesine yönelik üstü örtülü bir çağrıydı.
Bu çağrıya anında tepki geldi. Bir gün sonra Türkiyenin batısında iki işçi, sağcı bir güruh tarafından öldüresiye dövüldü. Dövülen bu iki işçinin suçu, üzerinde müteveffa Kürt şarkıcı Ahmet Kayanın resmi bulunan tişörtler giymeleriydi. Ordu tarafından faşist unsurlara yapılan bu tür çağrılar, ülkeyi iç savaşın ve Iraka karşı bir bölgesel savaşın içine sürükleme tehlikesini yarattığından ateşle oynamak anlamına geliyor.
"Anadolu burjuvazisi"nin temsilcisi olarak AKP, Türk ordusu tarafından temel demokratik haklara karşı yapılan saldırılara karşı çıkmayı ne istemektedir ne de bunu yapabilecek durumdadır. Erdoğan kuzey Iraka yapılacak bir saldırıyı tamamen dışlamadı ve orduyla olan dayanışmasını vurguladı. "Teröre karşı mücadelenin" kuzey Iraktan önce Türkiyenin içinde verilmesi gerektiğini belirtti. AKP bunun polise daha fazla yetki tanımak anlamına geldiğini daha şimdiden ortaya koymuş durumda. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül kısa bir süre önce, ordunun resmi olarak talepte bulunması durumunda -ki Genelkurmay bugüne kadar bunu yapmayı reddetti- hükümetin kuzey Iraka karşı askeri harekata izin vermek için Meclisi özel bir oturuma çağırmaya hazır olduğunu tekrar etti.