|
DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler
Yazıcıya hazırla
Anayasa Mahkemesi Türkiyenin iktidar partisinin kapatılmamasına karar verdi
Sinan İkinci
7 Ağustos 2008
İngilizceden çeviri (2 Ağustos 2008)
Türkiyenin Anayasa Mahkemesi, 30 Temmuzda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, iktidardaki İslamcı AKPnin (Adalet ve Kalkınma Partisi) temelli olarak kapatılması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğana, Cumhurbaşkanı Abdullah Güle ve AKPnin diğer 69 önde gelen üyesine beş yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesi talebini reddetti.
Bununla birlikte mahkeme AKPnin "laiklik karşıtı fiillerin odağı haline gelme" belirtileri gösterdiği sonucuna vardı ve partiye yapılan hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verdi.
AKPye yönelik kapatma davası, 14 Martta, Türkiyenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkayanın, AKPyi "laiklik karşıtı fiillerin odağı haline gelmek" ve "ülkeyi bir İslam devleti haline getirmeye çalışmakla" suçlayan bir iddianame hazırlamasıyla birlikte açıldı.
Anayasa Mahkemesinin kararı, mahkemenin başkanı olan Haşim Kılıç tarafından bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Kılıç yaptığı açıklamada mahkemenin altı üyesinin partinin kapatılması lehinde oy kullanırken, diğer dört üyenin AKPnin "laiklik karşıtı fiiller"le olan ilişkisinin partinin kapatılmasını gerektirecek kadar ağır olmadığı sonucuna vardıklarını söyledi. Bir siyasi partinin kapatılabilmesi için en az yedi üyenin oyuna ihtiyaç duyuluyor. Kılıçın kendi oyu, AKPnin kapatılmasına karşı kullanılmış olan tek oydu.
Kılıç, "Parti kapatılmamıştır ama çok ciddi bir ihtar söz konusudur" dedi ve AKPnin bu sonuç üzerinde çok dikkatli bir biçimde düşünmesi ve gerekli dersi çıkarması gerektiğini ekledi.
Kimi medya kuruluşları kararı AKP için bir zafer olarak yorumlarken ve Avrupalı hükümetler hep birlikte rahat bir nefes alırlarken, diğer kimi yorumcular kararın ne anlama geldiği konusunda çok daha ihtiyatlı bir tutum aldılar.
Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi mahkemenin kararının AKPnin tepesinde "Demoklesin kılıcı gibi" sallanacağı sonucuna vardı ve şöyle yazdı: "Ne yazık ki, şundan endişe duymak gerekir ki yargıçlar bu kararı, AKPnin cumhuriyetin geleneksel otokratik çerçevesine müdahale etmekten kaçınması gerektiği şeklinde yorumlayacaklardır. Ya da daha farklı bir biçimde ifade etmek gerekirse - tıpkı daha önce, reformları hayata geçirmeye istekli olan diğer birçok partinin de yapmış olduğu gibi - bu partinin kendisini eski sisteme uydurması gerekiyor."
AKP hali hazırda Hazineden 45,6 milyon YTL (39 milyon dolar) yardım alıyor. Bu tutarın yarısının kaybedilmesi -22,8 milyon YTL- parti için ciddi bir gelir kaybı anlamına geliyorsa da, Türk burjuvazisinin İslamcı fraksiyonunun siyasi temsilcisi olarak AKP, bu kaybı görece olarak kolay bir biçimde karşılayabilecektir.
Anayasa Mahkemesinde açılan dava, kısa bir süre önce ortaya çıkan kanıtların da altını çizdiği gibi, demokratik olarak seçilmiş bir hükümetin, Türk ordusu ve Türkiyedeki Kemalist düzenin kurumları tarafından, hukuki yollardan devrilmesine yönelik bir girişimi temsil ediyordu.
Şimdi artık, 4 Mart akşamı, Anayasa Mahkemesi başkan vekili Osman Paksütün Kara Kuvvetleri Komutanı General İlker Başbuğla gizli bir görüşme yapmış olduğu kamuoyunca biliniyor. Bu toplantı, iki Kemalist partinin, AKPnin Meclisten geçirdiği ve üniversitelerde kız öğrencilerin başörtüsü takmalarına izin veren anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmalarından hemen sonra gerçekleşti. Bundan bir ay sonra mahkeme AKPye karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açtığı davayı görüşmeyi oybirliğiyle kabul etti.
Türkiyede yayınlanan günlük gazetelerden Taraf genelkurmayın kamuoyunu AKPye karşı harekete geçirmek, hükümeti istikrarsızlaştırmak ve devirmek için uygulamaya koyacağı bir dizi önlemi ayrıntılı bir biçimde ortaya koyan, "Bilgi Destek Planı ve Bilgi Destek Planı Faaliyet Çizelgesi" başlıklarını taşıyan iki belge yayınladı. Bu plan AKPnin yüzde 47 oy alarak kazandığı 22 Temmuz seçimlerinden hemen sonra, 2007 yılının Eylül ayında yürürlüğe konulmuş. AKPnin 2007 yılının sonbaharında yeniden seçilmesi, orduya ve sivil işbirlikçilerine vurulmuş ağır bir darbe olmuştu.
"Faaliyet Çizelgesi", gerek Paksüt-Başbuğ görüşmesinin gerekse de Türk yargısının en üst makamlarının kısa bir süre önce yaptıkları, yargı ile hükümet arasında söz düellosuna yol açan ve siyasi gerilimleri daha da tırmandıran sert açıklamaların arka planında nelerin yattığını ortaya koyuyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından AKPye karşı dava açıldığı zaman kamuoyunda oluşan genel beklenti iktidar partisinin kapatılacağı yönündeydi. AKPnin kimi önde gelen üyeleri bile, kimi basın kuruluşlarına isim vermeden yaptıkları açıklamalarda partinin geleceğinin karanlık olduğunu söylüyorlardı.
Davada bir ara yolun bulunabileceğine dair ilk belirti, 16 Temmuzda, Washington'da, Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezinde Türkiyenin içinde bulunduğu siyasi krizle ilgili olarak düzenlenen bir toplantıda konuşan, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parristen geldi. Parris "bir ay öncesine oranla kapatmanın önüne geçecek bir çözümün ortaya çıkması olasılığını daha yüksek gördüğünü," söyledi.
Parrisin Türkiyede yüksek düzeydeki kanallarla sürekli iletişim içinde olduğu herkesçe biliniyor ve sözleri, davanın kaderinin en az üç hafta öncesinden değişmeye başladığını gösteriyor. Parris konuşmasında dinleyicilere ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Riceın ABD yönetiminin Erdoğan hükümetiyle mükemmel ilişkilere sahip olduğunu söylediğini ve Bush yönetiminden diğer üst düzey yöneticilerin, Washingtonın AKPnin kapatılmasına karşı çıktığını açıkça ortaya koyduklarını hatırlattı. Aynı zamanda önde gelen Avrupa Birliği temsilcileri de, Türkiyenin ABye tam üyeliğinin önünde bir başka engel oluşturacağını belirterek, AKPnin kapatılmasına karşı çıktıklarını açıkça ortaya koydular.
Parrisin sözlerinin ardından kimi Türk köşe yazarları da benzer tahminleri dile getirmeye başladılar. JPMorgan Chase gibi kredi derecelendirme kuruluşları ve mali kuruluşlar da aynı yönde hareket ettiler. JPMorgan mahkemenin kararının açıklanmasından önce yayımladığı bir bilgi notunda AKPnin yüzde 80 olasılıkla kapatılmayacağını vurguladı ve yatırımcılarına Türk borsasından hisse senedi almalarını tavsiye etti. Gelen bu tür bilgiler sonucunda, Anayasa Mahkemesinin AKPyi kapatmayacağı beklentisiyle, Türk borsa endeksi Çarşamba günü yüzde 5,59 oranında artış gösterdi. Mahkemenin kararını açıklamasından sonra borsa endeksi daha da yükseldi.
Mahkemenin kararını açıkladığı gün, Vatan gazetesinin Ankara temsilcisi, tanınmış gazeteci Bilal Çetin köşesinde, kendisini telefonla arayan ve Duyum değil, kesin bilgi. Ama yazabilir misin bilmem, diyen "çok güvenilir" bir haber kaynağının önceki gün kendisine verdiği bilgiyi aktardı.
Çetine göre kaynağı sözlerini şu şekilde sürdürmüştü: "Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesi AKP'nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelip gelmediği yönünde uzun tartışmalar yapacak. Ve sonuçta kapatma eğilimi ağır basacak ve oylamaya geçilecek. Oylama sonunda da karar, 6'ya 5 kapatma yönünde çıkacak. Ama tabii ki Anayasa gereği nitelikli çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmayacak. AKP kapatılmayacak ama ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğratılacak. Toplum ve kamuoyu nazarında sicili zedelenmiş olacak. Çok ciddi bir uyarı almış olacak. Bundan sonraki süreçte iktidar partisi imajını düzeltebilmek, laikliğe duyarlığı kesimlerin güvenini yeniden kazanabilmek için daha dikkatli hareket etmek, imajını düzeltmek zorunda kalacak..."
Anayasa Mahkemesinde Çarşamba günü alınan kararın hukuki titizlikle pek bir ilişkisi yok. Bu karar açıkça siyasi bir nitelik taşıyor. AKPnin kapatılmasına yönelik dış muhalefetin yanı sıra diğer iki etken de, bu kararın alınmasında önemli bir rol oynadı.
Kemalist düzenin kurumları ve ordu AKPnin kapatılmasına yönelik halk içinde çok az bir destek olduğunun gayet iyi farkındaydı. İslamcı olmayan medyanın büyük bölümü bile partinin kapatılmasını açıkça destekleyemedi. Ayrıca Türkiyedeki Kemalist muhalefet partileri çok büyük bir itibar kaybına uğramış durumdalar ve hâlâ 2007 seçimlerinde aldıkları darbenin etkisinden kurtulamadılar. Bu partiler AKPnin kapatılması durumunda bunun sağlayacağı avantajdan yararlanabilecek durumda değiller.
Partinin kapatılması konusunda dengeleri değiştiren ikinci önemli etken AKP yönetimi tarafından son aylarda Kemalist muhalefete verilen bir dizi ödün oldu.
Erdoğan, 2007nin Temmuzunda yeniden seçildikten hemen sonra, milli birliği sağlayacağını taahhüt ederek ve bütün Türkleri temsil etme arzusunda olduğunu söyleyerek, Kemalist muhalefete bir zeytin dalı uzattı. Daha sonra Erdoğan, bu yılın bahar aylarında, Türk ordusundan gelen baskıya karşılık vererek, ordu birliklerinin komşu kuzey Irakın içlerinde Kürtlere karşı harekâtlar düzenlemelerine izin verdi. Türk Hava Kuvvetleri, son birkaç ay boyunca, bu izne dayanarak Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) kuzey Irak dağlarındaki kamplarına karşı düzenli sortiler yapıyor.
Erdoğan, Anayasa Mahkemesinin kararını vermesinden hemen önce, Kemalist rakiplerini rahatlatmak için PKK kartını bir kez daha oynadı. Geçtiğimiz Pazar günü Güngören ilçesinde yaşanan terörist bombalamaların hemen sonrasında, Erdoğan bu korkunç saldırının sorumluluğunu -PKKnın bombalamayla ilişkileri olmadığını kamuoyuna duyurmuş olmasına karşın - PKKya yükledi.
Erdoğan, Türk burjuvazisinin, Anadolu kanadı olarak adlandırılan kesimi adına, konu işçi sınıfının bastırılmasına geldiğinde, Kemalist düzenle aynı öncelikleri paylaştığını defalarca, açık bir biçimde ortaya koydu.
Türk ekonomisinin üzerinde kara bulutlar birikirken ve enflasyon yükselmeye devam ederken, Türkiye işçi sınıfı, işini ve yaşam standartlarını korumak için birçok kez eyleme geçti. AKP grevleri ve gösterileri bastırma konusunda verdiği tepkinin, kendisinden önce hükümette yer almış olan Kemalist seleflerininkiyle eşit ölçüde acımasız olduğunu gösterdi.
Şubat ayında grev yapan tersane işçilerine polis vahşice saldırdı. Daha sonra polis bu yılki geleneksel 1 Mayıs gösterisinde protestocuları biber gazı ve coplarla dağıttı. 1980de iktidarı ele geçiren askeri cunta 1 Mayısı, "sol eylemciliğe" elverişli bir ortam sunduğu gerekçesiyle ulusal bayram günü olmaktan çıkarmıştı. AKP hükümeti 1 Mayıs gösterilerinin Taksimde yapılmasına getirilmiş olan yasağı kaldırmayı reddetti.
Nihayet Temmuz ayının ortasında Türk çevik kuvvet polisi İstanbulda barışçıl bir protesto gösterisi düzenlemek isteyen 2.000 belediye işçisine saldırdı.
Kemalist seçkin ve Türk ordusu, AKPnin örgütlü işçi sınıfına duyduğu düşmanlığı paylaşıyor ve AKP tarafından uygulamaya konulan baskıcı önlemleri olumlu bularak bir kenara not ediyor.
Bu etkenler Anayasa Mahkemesinde dengenin değişmesinde etkili oldu. Mahkeme AKPyi hemen kapatmak yerine, iktidar partisinin, uzun yıllardır hüküm süren Kemalist düzenin ayrıcalıklarına ya da iktidarına el uzatan daha başka adımlar atmaktan geri durmasını söyleyen, açık bir ihtarda bulundu.
Mahkemenin aldığı bu karar burjuvazinin Kemalist ve İslamcı kanatları arasındaki gerilimin ilk başta soğumasına yol açabilecek olsa da, varılacak herhangi bir ateşkesin kısa ömürlü olacağını gösteren çok sayıda belirti var. İsrail ya da ABD tarafından İrana yapılacak herhangi bir askeri saldırı ülkeyi ciddi bir biçimde istikrarsızlaştıracaktır ve Ankara ile Kuzey Iraktaki ve bizzat Türkiyenin içindeki Kürt isyancılar arasındaki çatışmalar yoğun bir biçimde sürüyor. Aynı zamanda Türk ekonomisi büyüyen bir dış açık ve artan bir enflasyonla, çok zor bir döneme giriyor.
Britanyalı The Economist dergisi mahkemenin aldığı karar temelinde AKPye eski Kemalist muhafızlara daha fazla ödün vermeyi ve Türk ekonomisinin liberalizasyonunu hızlandırmayı tavsiye etti: "Erdoğanın hükümeti aynı zamanda ekonomiye daha fazla dikkat göstermeli. AKP ekonomi alanında iyi bir sicile sahip, ama bu kısmen dünyadaki ekonomik durumun yumuşak olması sayesinde gerçekleşti. Şu anda zor bir dönemden geçiliyor ve Türkiye büyüyen bir cari açık ve artan enflasyonla birlikte yine daha kırılgan görünüyor. Daha fazla liberalleştirme, ekonominin rotasından çıkmamasına yardımcı olacaktır."
Bu arka plan çerçevesinde, Türk burjuvazisinin anlaşmazlık içindeki fraksiyonları arasında yaşanan rekabet her an yeni bir çatışma halini alabilir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kısa bir süre içinde 21 üniversitenin rektörlerini ve önümüzdeki iki yıl içinde de Anayasa Mahkemesinin üç üyesini atayacak. İslamcı olduğu bilinen isimlerin yeni rektörler olarak atanması bile siyasi gerilimleri yeniden canlandırmaya ve yeni bir krizin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Sayfanın başı
Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.
Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır
|