World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Amerika Birleşik Devletleri

Yazıcıya hazırla

Newtown’da dehşet

Yayın Kurulu
22 Aralık 2012
İngilizce’den çeviri (17 Aralık 2012)

Connecticut eyaletinin Newtown adlı küçük bir kasabasında gerçekleşen dehşet verici katliam tüm ülkeyi sarstı. Aralarında birden çok merminin isabet ettiği ve yaşları altı ile yedi arasında değişen yirmi çocuğun yer aldığı 28 kişi öldü. 14 Aralık Cuma günü gerçekleşen kurşun yağmurunda, silahlı saldırgan kendisini vurmadan önce, altı yetişkin de öldü. Lanza, o günün sabahı erken saatlerde kendi annesini vurarak öldürmüştü.

Cinayetin insanlık dışı karakteri fazlasıyla sarsıcı. Newtown’daki silahlı saldırı, katilin bireysel dürtüsünün ötesinde, Amerikan toplumuna hakim olan vahşiliği açığa vurmaktadır.

Cuma günkü kitlesel katletme, bu tür uzun bir olaylar dizisinin en sonuncusudur. ABD, tarihsel olarak, birbirini izleyen şiddet patlamalarına tanık olmaktadır. Ama geçtiğimiz yirmi yıl, Amerikan standartlarına göre bile alışık olunmadık bir görünüm sergilemektedir. Kitlesel katliamların sıklığı ve çapı, altta yatan bir nedene işaret etmektedir.

Bunların en çarpıcıları, 1995’te Oklahoma kentindeki bombalama (aralarında 19 çocuğun yer aldığı 168 ölü), 1999’da Colorado’daki Columbine katliamı (14 ölü) ve 2007’deki Virginia Tech katliamıdır (34 ölü). Yalnızca bu yıl içinde, Colorado eyaletindeki Aurora’da bir sinema salonunda (12 ölü ve 58 yaralı), Wisconsin eyaletindeki Oak Creek Sih Tapınağı’nda (6 ölü), Minnesota eyaletindeki Minneapolis’te bir imza töreninde (6 ölü), Wisconsin eyaletindeki Brookfield’da bir kaplıcada (3 ölü) ve altı gün önce Oregon eyaletindeki Portland’da bir alışveriş merkezinde (3 ölü) katliamlara tanık olundu.

Amerikan medyasının ve egemen siyasi çevrelerin en son silahlı öldürmelere tepkisi, klişeleşmiş bir yol izlemektedir. "Şeytan"ın anlaşılmazlığına ve duygusuzluğuna ilişkin bayağı açıklamalar yapılıyor. Daha kapsamlı tepkiler, silah denetimi konusunda bir "ulusal sözleşme" ihtiyacı ve ruh sağlığıyla daha fazla ilgilenmeye yönelik boş vaadler üzerinde odaklanıyor (bu, sağlık koruma programlarında geride bir şey kalmayacak kadar kesinti yapılması için ellerinden geleni ardına koymayan politikacılar tarafından yapılıyor).

Amerikan egemen sınıfı, kendi kendisini gözden geçirme kapasitesini yitirmiştir. O, bu ve diğer trajedilerin herhangi bir ciddi çözümlemesinin onu ve onun egemen olduğu toplumu gösterdiğini bilmektedir.

Başkan Obama’nın Pazar gecesi Newtown’daki bir anma törenindeki konuşması tipikti (basmakalıp sözler, rol yapma ve dinsel dualar bileşimi). Obama, söyleyecek zekice bir şeyi olmadığı için, hiçbir şey söylemeseydi daha iyi olurdu.

Tören, öldürülen çocukların anne-babalarına, çocukları cennette olduğu için acı çekmemelerinin ve cesaretlerini yitirmemelerinin söylendiği bir dinsel gericilik provasıydı.

Obama, konuşmasının sonunda, "Tanrı onların hepsini eve geri çağırdı"diye ilan etti. Bu tür açıklamalar yalnızca öldürülenlerin ailelerine karşı duyarsızlık değildir; onlar, aynı zamanda, Amerikan halkının zekâsına da hakaret ediyorlar. Sözcüklerle ifade edilemeyecek böylesi bir trajedi yaşamış olanların üzüntülerini hafifletmek için dine yönelmesi anlaşılabilir. Ne var ki o, devletin elinde, bu tür olayların toplumsal ve siyasal köklerini örtbas etmenin bir aracıdır.

Eğer siyasetçiler dine başvurmada ısrar ettiklerinde, kendilerine Lincoln’ün nasıl bir tepki verebileceğini sorsalar daha iyi ederler. Onaltıncı başkan, önderlik etiği devrimci savaş katliamını betimlerken, "eğer Tanrı, kırbaçla dökülen her damla kanın bedelinin kılıç ile dökülen başka kanla ödenmesini"emrettiyse, o halde, "onun yargısı bütünüyle adildir"demişti.

Lincoln, bu dünyadaki trajedilerin (İç Savaş) dünyevi suçların (köleciliğin) ürünleri olduğunda ısrar etmişti.

Newtown’daki gibi trajediler hangi eylemlerin hesabıdır? Bu cinayet, kavranılmaz olmak şöyle dursun, fazlasıyla anlaşılabilirdir. Onun köklerinin izini sürmek zor değil. Bunlar, daha önce tanık olunmadık eşitsizliklerin olduğu bir toplumda, zerre kadar ilerici içeriğe sahip olmayan bütünüyle geri bir resmi siyasi ideolojide ve hepsinden öte, devlet eliyle uygulanan ve bir bütün olarak toplumun acımasızlaşmasının eşlik ettiği olağanüstü düzeydeki şiddette yatmaktadır.

Toplu cinayetlerin karakteri bu bağlantıya tanıklık etmektedir. Ordu tipi silahların kullanılması, saldırganların -Lanza’da olduğu gibi- savaş sonrası bunalım içinde olmaları, sıkça eski askerlerin dahil olması gibi özellikler düzenli olarak görülmektedir.

Geçtiğimiz yirmi yıl, sonu gelmez savaş yıllarıydı. 1992’de doğmuş olan 20 yaşındaki Lanza, yaşamının önemli bir bölümünü "terörle mücadele"; birbiri ardına yeni sömürgeci işgaller, insansız hava araçlı saldırılar, işkence, hüküm, demokratik haklara yönelik amansız bir saldırı sırasında geçirmişti. Onun, korku ve paranoya; "düşman"ın çok yakında olduğu duygusunu canlandırmaya yönelik sürekli çabalardan etkilenmemesi mümkün değildi.

Obama, ABD yurttaşları da dahil herhangi birini, herhangi bir yerde öldürme hakkını açıkça ileri süren ilk ABD başkanıdır. O, zamanının önemli bir kısmını, sonuçta -kadınlar ve çocuklar da dahil- sivillerin öldürüleceğinin bilincinde olarak, insansız uçakların suikast hedeflerini seçmeye ayırmaktadır. En ihtiyatlı tahminlerle, yalnızca Pakistan’da, aralarında 176 çocuğun bulunduğu 2.265 kişi insansız uçak saldırılarıyla öldürülmüştür.

Hükümet ve medya ABD ordusunun ve askerlerin işlediği cinayetlerden övgüyle söz etmekte ve diğer ulusları istila ve işgal etmek üzere gönderilmiş olan askerleri "kahramanlar" olarak kutsamaktadır. ABD ordusunun kanlı pis işlerini yapan Deniz Komandoları ve Özel Harekât güçlerine övgüler yağdırılıyor.

Bir ülkenin tüm dünyada şiddet uygularken içeride bunun ölümcül sonuçlarına maruz kalmayabileceğine inanmak cidden mümkün mü?

Önümüzdeki günlerde, bu en son toplu cinayet olayının ardındaki özel dürtüleri aydınlatan yeni bilgiler ortaya çıkacak. Eldeki verilere göre, Lanza oldukça sorunlu bir gençmiş. Tersi durumda böylesi bir cinayeti işlemesi mümkün olmazdı. Ama Lanza’nın bireysel psikolojisi ve onun özgün ifadesi, son tahlilde, köklü bir toplumsal hastalığın ürünüdür.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır