World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Amerika Birleşik Devletleri

Yazıcıya hazırla

Hayal kırıklığına uğramış ve hoşnutsuz seçmenler

Joseph Kishore
14 Kasım 2012
İngilizce’den çeviri (8 Kasım 2012)

Salı günkü başkanlık seçimlerinin sonuçlarına ilişkin bir ilk tahlil, Amerikan medyasında pek belirtilmeyen ağır basan bir unsuru gözler önüne sermektedir: seçimlere katılımda, özellikle de Başkan Barack Obama’ya verilen oylarda gözlenen çarpıcı gerileme. Bu, her şeyden önce, hayal kırıklığına uğramış ve bütün bir iki partili siyasi sisteme giderek yabancılaşmış bir seçmen kitlesinin ifadesidir.

Medya, özellikle de Demokratik Parti’nin liberal ve "sol" destekleyicileri, Obama’nın yeniden seçilmesini büyük bir zafer olarak selamlamakta acele ettiler. Örneğin, Uluslararası Sosyalist Örgüt (ISO), başyazısında "Barack Obama, Demokratik Parti’nin ana destekleyicilerinin, başkanın kazanmak için ihtiyaç duyduğu her yerde güçlü katılımı sayesinde seçimleri kazandı" diye yazdı.

Gerçekte, Obama, milyonlarca Amerikalının bu seçimlerde oy kullanmamasıyla, kapsamlı bir oy kaybı yaşadı. Obama’nın Bush yönetimine yönelik yaygın bir düşmanlık dalgasının üzerinde iktidara geldiği 2008’deki coşkudan geriye pek birşey kalmadı.

Obama’nın 69,5 milyondan 60,5 milyona düşen -ya da yüzde 13 azalan- toplam oyu, 2008’de almış olduğundan tahminen 9 milyon daha az. Romney ise yalnızca 57,5 milyon; 2008’de McCain’in almış olduğundan hemen hemen 2,5 milyon daha az oy topladı. Yani Obama, dört yıl önceki Cumhuriyetçi rakibinden biraz daha fazla oy almıştır.

Seçimlerin en önemli özelliği, dokuz ay boyunca, sonu gelmez reklamlara ve medya yorumlarına milyarlarca doların akıtılmasıydı. Geçtiğimiz dört yıl içinde seçmen sayısında çarpıcı bir artış yaşandı. Bununla birlikte, sonuçta, oy verenlerin sayısı yaklaşık 11 milyon azaldı. Toplam oyların 2008’deki 13,2 milyondan 2012’de yalnızca 9,2 milyona düştüğü ve Obama’nın 2004’teki Demokrat aday John Kerry’den bir milyondan daha az oy aldığı Demokratik Parti’nin kalesi California’daki durum son derece çarpıcıdır.

Amerikan Üniversitesi’nin Amerikan Seçmen Araştırmaları Merkezi’nden Curtis Gans’a göre, katılım bütün eyaletlerde düştü. Gans, "bu, seçimlere katılımda ulusal düzeyde yaşanan önemli bir düşüştür"diyor.

Obama’nın oylarında ikinci dönem için seçilirken yaşanan keskin düşüş, Amerikan siyasi tarihinde neredeyse görülmemiş bir şey. Gerçekte, bir başkanın birinci seçimde almış olduğundan daha az oyla yeniden seçilmesi son derece seyrek rastlanan bir durum. Örneğin, George W. Bush, 2000 seçimlerinde 50 milyon olan oyunu 2004’te 62 milyona çıkarmıştı. Clinton da aldığı oy sayısını 1992’de 45 milyondan 1996’da 47,5 milyona yükseltmişti. Yine, Reagan’ın oyları, 1980’de 44 milyon iken 1984’te 54,5 milyon olmuştu.

Bir başkanın oy sayısı azalarak yeniden seçilmesi en son 1940 ve 1944 seçimlerinde yaşanmıştı. O zaman, Franklin Delano Roosevelt, 1932’de halkın ezici çoğunluğunun oyunu alarak seçilmesinin ardından üçüncü ve dördüncü dönemler için seçilme girişiminde, Cumhuriyetçi rakipleri karşısında bir şekilde önemli bir avantaja sahipti.

Yine de, Roosevelt’in oylarıyla bir karşılaştırma yapmak, Obama’nın gerilemesinin boyutunu ve önemini anlamada yol gösterici. Roosevelt 1936’da, Büyük Bunalım’ın ortasında ve Wall Street’in 1929’daki çöküşünden yedi yıl sonra ikinci bir dönem için seçildi. Roosevelt o seçimlerde, oylarını yüzde 20’den fazla arttırarak 23 milyon’dan 28 milyona çıkarmıştı. Onun Cumhuriyetçi rakibi Alf Landon, oyların yalnızca yüzde 36,5’ini; iki eyalette (Vermont ve Maine) ise sadece toplam sekiz delege oyu kazanmıştı. Sonraki iki seçimde, Roosevelt’in oyları önce 27,3 milyona, ardından da 25,6 milyona gerilemişti.

Obama, Roosevelt’in durumunda olduğu gibi derin bir ekonomik ve toplumsal kriz koşullarında, başkanlığı ABD tarihinin en fazla nefret edilen başkanı George Bush’tan aldı. Bununla birlikte, o, Cumhuriyetçi rakipleri karşısında sahip olduğu, neredeyse bütün avantajları har vurup harman savurmayı becermiştir.

İki adayın farklı seçim eğrileri çizmesinin ardındaki başlıca etmen, toplumsal devrim korkusuyla hareket eden ve Amerikan kapitalizminin önemli kaynaklarına güvenen Roosevelt’in önemli bir sosyal reform programı başlatmış olması; buna karşılık Obama‘nın, görevdeki dört yılını öncelinin sağcı politikalarını genişletip derinleştirerek geçirmesidir.

Sonuç olarak Obama, Büyük Bunalım’dan bu yana yaşanmış en büyük ekonomik krizin sorumlusu olan mali aristokrasinin açgözlülüğünün en kaba ve çıplak biçimini temsil eden Cumhuriyetçi bir rakibi güçlükle yanilgiye uğratabilmiştir.

Seçim sonucu, yalnızca Obama yönetiminin siyasi iflasının değil; bir bütün olarak iki partili sistemin krizinin bir ifadesidir. Her iki parti de, Amerikan halkına yoksulluktan, savaştan ve demokratik hakların ortadan kaldırılmasından başka sunacak bir şeyi olmayan dar bir mali aristokrasinin çıkarlarına hizmet etmeye adanmıştır.

Kimin seçildiğinden bağımsız olarak, aynı politikalar sürdürülüyor. Obama Bush’un politikalarını sürdürüyor ve eğer bu seçimleri Romney kazanmış olsaydı, ana hatlarıyla Obama’nın politikalarını sürdürecekti.

Gerçekte, seçimlerin hemen ardından, medyadaki ve bizzat Obama’dan başlayarak siyaset çevrelerindeki egemen tema, her iki partinin işçi sınıfına karşı ortak saldırısı anlamına gelen "iki partililik" çağrısıdır. Seçimlerin, "ulusun sorunlarını çözmek" üzere bir araya gelmeleri için Demokratlara ve Cumhuriyetçilere verilmiş halk "yetkisi" olduğu iddia ediliyor.

Obama, Salı gecesi yaptığı açıklamasında, "bütçe açığını azaltmak"tan başlayarak, "yalnızca birlikte üstesinden gelebileceğimiz zorlu görevleri yerine getirmek üzere her iki partinin önderleriyle temas kurmak ve onlarla birlikte çalışmak için sabırsızlanıyorum" dedi. Obama, "ilk gündem maddesi"nin "bütçe uçurumu"na yanıt olarak Medicare’de, Medicaid’de ve diğer sosyal programlarda trilyonlarca dolarlık kesintiler uygulamada bir anlaşmaya varmak olacağını açıkladı. Çarşamba günü, Cumhuriyetçi önderler, kendilerinin de bir anlaşmaya varmak istediklerini belirterek yanıt verdiler.

Amerikan siyasetinin resmi yorumuna göre, hem "sol" hem de sağ tarafından paylaşılan bir yorum, halkın bütün kimlik konularında (ırk, cinsiyet, etnisite, cinsel yönelim) bölünmüş olduğu. Bu tahlile göre, Obama, "kadınların oyunu" ya da "İspanyolca konuşanların oylarını" alabildiği için kazandı. Ama en temel sorun bu.

Salı günkü seçimin en önemli çıkarımı, işçi sınıfının bütün siyasi yapıya yabancılaşmış olmasıdır. Haklı olarak! ABD içinde, 1920’lerden bu yana tanık olunmadık düzeyde hüküm süren toplumsal eşitsizlikten kaynaklanan devasa toplumsal gerilimler var. Ama bu gerilimler, seçim süreçleri içinde herhangi bir çıkış yolu bulamamaktadır.

ABD’de önümüzdeki aylarda işçi sınıfı mücadeleleri patladığında, onlar, başlıca işlevi Demokratik Parti’nin siyasi egemenliğini desteklemek olan liberal ve sahte sol örgütler ağı da dahil, bütün siyasi sistemle giderek daha fazla doğrudan çatışmaya gireceklerdir. Muhalefet bir başka biçim alacaktır ve alması da gerekiyor: İşçi sınıfının sosyalist bir program üzerine kurulu bağımsız siyasi hareketinin ortaya çıkması.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır