World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Avrupa Birliği’nin Nobel Barış Ödülü

Peter Schwarz
3 Kasım 2012
İngilizce’den çeviri (15 Ekim 2012)

Nobel Barış Ödülü’nün Avrupa Birliği’ne (AB) verilmesi, bütünüyle siyasi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Onun amacı, AB’yi savunma adına işçi sınıfına karşı 1930’lardan bu yana gerçekleşmiş en sert saldırıları hayata geçirenlere destek sağlamayı amaçlamaktadır.

Norveç Parlamentosu’nun beş kişilik Nobel Komitesi, seçimini, "AB’nin barış, uzlaşma, demokrasi ve insan hakları uğruna başarılı mücadelesi"ne gönderme yaparak haklı göstermeye çalıştı. Komite, "II. Dünya Savaşı’ndaki büyük acılar"ı ve Almanya ile Fransa arasında 70 yıllık bir dönem içinde yaşanmış olan üç savaşı anımsattı; ardından şunu açıkladı: "Bugün, Fransa ile Almanya arasında bir savaş düşünülemez."

Bütün bu savlar dizgesi, gerçekliği tam tersine çevirmektedir. Avrupa Birliği ya da onun önde gelen devletleri, AB’ye zemin oluşturan yirmi yıl önceki Maastricht Anlaşması’ndan bu yana -birinci Irak savaşı, Yugoslavya’nın bombalanması, Afganistan’daki savaş, ikinci Irak savaşı ile daha yakın zamandaki Libya savaşı ve Suriye ile İran’a karşı savaş hazırlıkları dahil- bütün önemli emperyalist savaşlara ve suçlara dahil olmuştur.

Avrupa içinde "düşünülemez" savaşlara gelince; AB tarafından dayatılan acımasız kemer sıkma önlemleri, kıtayı 1914’ten 1945’e kadar iki dünya savaşının alanı ve tarihte tanık olunmuş en kötü suçların işlendiği yer haline getirmiş olan bütün toplumsal ve ulusal gerilimleri yeniden canlandırmaktadır.

AB, "demokrasi ve insan hakları"nı teşvik etmek şöyle dursun, kıtanın her yerinde artan toplumsal eşitsizliklerin, ulusal gerilimlerin ve otoriter egemenlik biçimlerinin başlıca itici gücüdür. Geniş seçmen çoğunluğunun iradesine karşı sosyal kesintileri dayatan; -İtalya’da ve Yunanistan’da olduğu gibi- seçilmiş hükümetler kitlesel direniş karşısında AB’nin dayatmalarını uygulayamadığında onların yerine teknokratları atayan AB, mali sermayenin ekonomik ve toplumsal yaşamın bütün alanları üzerindeki diktatörlüğünü cisimleştirmektedir.

Nobel Barış Ödülü’nün AB’ye verilmesi, Brüksel’in dayatmalarına karşı kendi toplumsal ve demokratik haklarını savunmaya çalışan milyonlarca Avrupalı işçiye hakaret etmektir. Nobel Komitesi’nin kararıyla bağlantılı tehdit ortada: "AB tarafından belirlenmiş politikalara karşı çıkar ve onun geleceğini tehlikeye sokarsanız, Avrupa bir kez daha savaşa ve diktatörlüğe saplanacak."

Doğru olan, bunun tam tersidir. Avrupa’nın birleşmesi ve halkının barış ve refah içinde yaşaması yalnızca mali piyasaların gücünün kırılması ve toplumsal eşitsizliğin üstesinden gelinmesi durumunda mümkündür. Bu, işçi sınıfının Avrupa Birliği’ne karşı birliğini ve seferberliğini; onun yerini Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’nin almasını gerektirir.

Avrupa Birliği, çok sayıda işçi ve genç için işsizlikle, sosyal yardım kesintileriyle ve bürokratik küstahlıkla eş anlamlı hale gelmiştir. Onlar, Nobel Barış Ödülü’nün verilmesine, iğrenme ve nefretle tepki gösteriyorlar.

Medyanın ve bütün resmi siyasi partiler yelpazesinin tepkisi ise fazlasıyla coşkulu. Böylesi saçma bir kararın böylesi ortak -ve ikiyüzlü- bir övgüyle karşılanması pek sık karşılaşılan bir şey değil.

AB’nin önde gelen kişilerinden Herman von Rompuy ve José Manuel Barroso ödülü "savaşın ve bölünmenin üstesinden gelme; barış ve refah üzerine kurulu bir kıtayı birlikte yaratma yönündeki eşsiz çabanın en üst düzeyde tanınması" olarak betimlediler. AB’nin kemer sıkma önlemlerinin itici gücü Almanya Başbakanı Angela Merkel, ödülü, Avro’nun "son tahlilde bir değerler ve barış topluluğu olarak Avrupa düşüncesiyle ilgili olduğu için, bir para biriminden öte bir şey" olduğunun doğrulanması olarak değerlendirdi.

Yeşiller’in Alman Parlamentosu’ndaki önderleri Renate Künast ve Jürgen Trittin, "Avrupa kıtasının tarihindeki en başarılı barış projesi Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirildi" yorumunu yaptılar. Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Solu’nun başkanı Gabi Zimmer, "Avrupa’nın olumlu değerlerini abideleştiren" bir ödül konusundaki sevincini ifade etti.

Nobel Barış Ödülü’nün açıkça siyasi amaçlarla verilmesi ilk defa olmuyor. Gerçekte, bu ödülün 111 yıllık tarihinde siyasi amaçlarla verilmediği bir durum bulmak zor. Dinamiti icat eden ve bombaların, mayınların ve silahların yıkıcı gücünü arttıran -ve bu süreçte bir servet yapan- Alfred Nobel tarafından bağışlanan ödül her zaman ikiyüzlülük ile karakterize edilmiştir.

Bu ödülü alanlar arasında, Henry Kissinger (1973), Menachem Begin (1978) ve F. W. De Klerk gibi siyasi gericilerin yanı sıra dört ABD başkanı (Theodore Roosevelt-1906, Woodrow Wilson-1919, Jimmy Carter-2002 ve Barack Obama-2009) da var.

Ödülün üç yıl önce Obama’ya verilmesi özellikle garipti. O göreve geleli yalnızca dokuz ay olmuştu ve o, öncelinin savaş kışkırtıcısı politikalarını pürüzsüz bir şekilde sürdürüyordu. O zaman yapılan yorumlar, ödülü, George W. Bush’un yolundan uzaklaşması için Obama’ya verilmiş bir "sembolik destek" ve "cesaretlendirme" olarak betimledi. Gerçekte, Nobel Komitesi Obama’ya açık bir çek armağan etmişti. Komite, dünyadaki en güçlü askeri aygıtın başkomutanının dilediğini yapmak için Avrupalı liberal kamuoyunun desteğine sahip olduğunun işaretini verdi.

Bu, o günden bu yana doğrulanmıştır. Obama öncelinin politikalarını sürdürdü. Guantanamo hala açık. Başkan, ABD emperyalizminin muhaliflerini öldürmek için uzaktan kumandalı hava araçlarını kullanıyor. O, aslında Bush önetiminin savaş politikalarını eleştirmiş olanların tamamının desteğiyle, Afganistan’daki savaşı yoğunlaştırdı, Libya’ya karşı yeni bir savaş başlattı; Suriye’ye bir askeri müdahaleye ve İran’a karşı savaşa hazırlanıyor.

Nobel Barış Ödülü’nün AB’ye verilmesi ve medya ile orta sınıfın eski liberal ve sol kesimlerinin coşkulu tepkisi, Avrupa’daki toplumsal ve siyasi kutuplaşmanın boyutunu göstermektedir. Ekonomik kriz derinleştikçe ve işsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik artmayı sürdürdükçe; elbette, artan sayıda işçi bu kurumlarla çatışmaya girdikçe, bu tabakalar, AB’nin ve gericiliğin kalelerinin ardında hizaya giriyorlar. Bu çelişki, kaçınılmaz olarak yoğun sınıf mücadeleleri biçiminde patlayacaktır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır