World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Avrupa’da sınıf savaşı

Julie Hyland
12 Nisan 2013
İngilizce’den çeviri (4 Nisan 2013)

Kıbrıs’a dayatılan cezalandırıcı önlemler, Avrupa burjuvazisinin sınıf savaşı saldırısının niteliksel bir derinleşmesini belirtmektedir.

Avrupa Birliği (AB), Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan troykanın dayattığı koşullar altında, 10 milyar avroluk banka kurtarma kredisi, bu küçük Akdeniz adasındaki yaşamın ekonomik temellerinin imha edilmesine bağlı kılındı. Kıbrıs’ın başlıca bankaları, AMB’ye geri ödenmek üzere 100.000 avrodan büyük hesaplardan yüzde 60’a varan kesintilerle, ya tasfiye ediliyor ya da kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılıyor.

Bunun, mali sermayenin güçlü kesimlerinin gerçekleştirdiği bir yağmalama operasyonu olduğu, Kıbrıs hükümeti ile troyka arasındaki taslak "mutabakat anlaşması"nın sızdırılmasıyla açıklığa kavuştu.

"Hassas" damgalı anlaşma, Kıbrıs’ın, emeklilik yaşını yükseltmeyi, kamu sektörü işlerinin azaltılmasını, kapsamlı özelleştirmeleri ve ülkenin doğal enerji kaynaklarının bulunması için bir "piyasaya açılım planı" ile "piyasa organizasyonu"nu içeren acil "yapısal reformları" uygulaması gerektiğini şart koşmaktadır.

Kıbrıs’ın, aynı zamanda, "ekonominin rekabet edebilirliği" ile "orantılı bir ücret sistemi" oluşturması gerekiyor. Bu, Kıbrıs’ın GSYH’sının yüzde 25’e kadar düşmesinin ve işsizliğin gelecek iki yıl içinde ikiye katlanmasının öngörüldüğü koşullarda, vahşice bir ücret kesintisi demektir.

Egemen seçkinler böylesi bir siyasi suçu nasıl açıklıyor? Avrupa Komisyonu üyesi Maria Damanaki, Kıbrıs’taki kriz kendini göstermeye başladığında Vima FM radyo kanalına verdiği bir röportajda, bunun gerekçesini "Geçtiğimiz bir buçuk-iki yıl boyunca, Avrupa Komisyonu’nun strajejisi, Avrupalı şirketlerin Doğu Avrupa ve Asya’daki rakipleri karşısında rekabet edebilirliğini arttırmak için emek maliyetlerini düşürmek olmuştur." sözleriyle açıklamıştı.

AB’nin Kıbrıs’a, Yunanistan’a ve tüm Avrupa ülkelerine dayattığı toplumsal olarak yıkıcı kurtarma paketlerinin altında bu ana gündem yatmaktadır. Eğer AB tüm ülkeleri harap etmek istiyorsa, bunun nedeni, onun ana gündeminin, Avrupalı sermayenin uluslararası rakipleri karşısında rekabet edebilirliğini güvence altına alma adına, Avrupalı işçi kitlelerini yeniden yoksulluğa döndürmek olmasıdır.

Damanaki’nin Çin’e ve Doğu Avrupa’ya karşı rekabet etme ihtiyacına yaptığı rastlantısal göndermenin ardında yatan anlam, Avrupa mali aristokrasisinin kârlarını arttırmak amacıyla, Avrupa işçi sınıfının 1930’lardan bu yana görülmedik koşullara geri dönmesidir.

Çin’de, resmi aylık asgari ücret, bölgelere göre 60 ile 200 avro arasında değişiyor. Ama aylık asgari ücretin Romanya’da 157 avro, Bulgaristan’da 159 avro, Çek Cumhuriyeti’nde 312 avro ve Polonya’da 377 avro olduğu Doğu Avrupa, onun çok uzağında değildir.

Bu sefalet düzeyindeki ücret oranları, Sovyetler Birliği’nin ve onun uydusu devletlerin çöküşünün ardından Doğu Avrupa’da 1990’larda uygulanmış olan "şok terapi"nin doğrudan ürünleridir.

Bu ülkelerin sanayi ve toplumsal altyapıları, Almanya’nın büyük şirketlerinin ve bankalarının özenle seçilmiş güvenilir temsilcileri tarafından yönetilen özelleştirme kuruluşu Treuhand’ın Doğu Almanya’da başını çektiği o süreçte, ya kapatılmış ya da yok pahasına satılmıştı.

Bölge, milyonlarca işsizle, işyeri açmak için oraya akın eden ulusötesi şirketler adına bir ucuz emek deposuna dönüştürüldü. Şimdi, tüm Avrupa burjuvazisi, Doğu Avrupa "model"ini tüm kıtada yeni standart olarak yerleştirmek için küresel ekonomik krizden yararlanıyor.

Sovyetler Birliği’nin tasfiyesinden yaklaşık yirmi yıl sonra, egemen seçkinler, bir "sosyal Avrupa"da refahın er geç artacağı numarasına başvurmuyorlar. Bunun yerine, işçilerin hakları, Avrupa sermayesinin rekabet edebilirliğinin önünde, rekabet içinde acımasızca ortadan kaldırılması gereken engeller olarak mahkûm ediliyor.

Bulgaristan’da bulunan süper-sömürü düzeylerine ulaşmak için, bütün ülkelerin "başarısız durum"da olduğu ilan ediliyor, onların ekonomileri yağmalanıyor ve işsizlik artıyor.

German Foreign Policy.com’un geçen yıl bildirdiği gibi, "devlete ait dış ticareti geliştirme kurumu ‘Almanya Ticaret ve Yatırım’ (GTAI), Yunanistan’da, Mart ayının sonundan bu yana bütün Yunan devlet varlıkları üzerinde mülkiyet hakkı olan ve onları satmaya hazırlanan ‘Yunanistan Cumhuriyeti Varlıkları Geliştirme Fonu’nun (HRADF) danışmanı gibi davranmaktadır."

Web sayfası, "Almanya Ekonomi Bakanı’na göre, Alman Treuhand’ı örnek alan"HRADF’nin, "yeni biçimlendirilen Alman eyaletlerinin özelleştirilme ve yeniden yapılanma sürecindeki Alman deneyiminden yararlanıyor"olduğunu yazmıştı.

Özel ekonomik bölge planlarını, özelleştirme kuruluşlarını, çalışma yaşamına ilişkin reformların ortadan kaldırılmasını ve sosyal yardım kesintilerini içeren aynı örnek, İspanya’da, Portekiz’de ve başka yerlerde ortaya konuyor.

Sonuç olarak, bir konferans grubu olan Conference Board, Ocak ayında -işçilerin emeklilik ve tazminat gibi sosyal haklarını hesaba katan- birim emek maliyetinin, bu ülkelerde 2011 ve 2012 yılları arasında "tepetaklak" olduğunu ve Yunanistan’da neredeyse yüzde 10 kadar gerilediğini bildirdi.

Bu, yalnızca başlangıçtır. Asgari ücretin geçen yıl yüzde 25 indirilip 25 yaş altındakiler için 510 avroya, diğerleri için de 740 avroya gerilediği Yunanaistan’da, şirket yöneticileri, açıkça, onun 250 avroya indirilmesini talep ediyorlar.

İşçilerin ücretlerini ve yaşam koşullarını imha etmeyi amaçlayan bu yönelim, AB’nin Kıbrıs’la ilgili acımasızlığını açıklamaktadır. O, Avrupa’nın egemen seçkinlerinin, bu amaca ulaşmada engel tanımayacağı yollu bir uyarısı olarak düşünülmektedir.

Onun bu denli fütursuzca davranmasının sorumlusu, sendikalar ile -Yunanistan’daki SYRİZA gibi- AB’nin en keskin savunucusu işlevini gören ve işçi sınıfı içindeki siyasi muhalefeti bastıran sahte-solcu gruplardır. Üst-orta sınıfın ayrıcalıklı bir tabakasını temsil eden bu örgütlerin, Avrupa sermayesinin rakipleri karşısında üstünlük elde etmesinde çıkarları vardır.

Avrupa’da sürmekte olan toplumsal karşı-devrim, yalnızca sınıf mücadelesi yönetemleriyle bozguna uğratılabilir. Her şey, AB’ye, onu oluşturan hükümetlere ve onların siyasi savunucularına karşı, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadelede kıta çapında birleşmiş bir saldırının gelişmesine bağlıdır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır