World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Diğer bölgeler

Yazıcıya hazırla

Mısır’da ABD destekli Mursi yönetimine karşı kitlesel mücadeleler patladı

Johannes Stern
3 Temmuz 2013
İngilizce’den çeviri (1 Temmuz 2013)

Mısır, işçi sınıfı mücadelelerinin yeniden yükselişine tanık oluyor. İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin göreve başlamasının birinci yıldönümünde, milyonlarca insan, onun ve Müslüman Kardeşler’in iktidardan ayrılması talebiyle caddeleri ve meydanları doldurdu.

Yaklaşık iki yıl önce Mısır’ın uzun süreli diktatörünü alaşağı eden mücadeleleri hatırlatan görüntülerde, "Defol" ve "Halk yönetimin devrilmesini istiyor" sloganlarını haykıran işçiler ve gençlik, Mısır devriminin simgesel alanlarında toplanıyor.

Kahire’de, Tahrir Meydanı’na doğru çok sayıda yürüyüş düzenlendi. Mursi istifa edene kadar alanda kalacaklarına söz veren göstericilerin sayısı, sabahın erken saatlerinde, bir milyonu buldu. Başkentteki bir diğer kitlesel gösteri, yüz binlerce insanın bir araya geldiği İttihadiya’da, sıkı bir koruma altındaki cumhurbaşkanlığı sarayının önünde gerçekleşti.

Mısır’ın 27 vilayetinde bulunan bütün büyük kentlerde kitlesel gösteriler düzenlendi. Akdeniz kıyısındaki liman kenti İskenderiye’de, Mursi’yi alaşağı etmeye kararlı yüz binlerce insan Sidi Gaber Meydanı’nı doldurdu.

Mısır devriminin merkezlerinden biri olan sanayi kenti Mahalla’da, Mursi karşıtı sloganlar atan on binlerce insan Al Şun Meydanı’nda toplandı. Aktarıldığına göre, devlet mülkiyetindeki Mahalla Misr İplik ve Dokumacılık şirketinde çalışan işçilerin yüzde 90’ı, protestolara katılmak üzere greve çıktı (Bu, 25.000’den fazla işçisiyle, Mısır’ın en büyük fabrikası).

Mansura’da, Damanhur’da, Minya’da, Tanta’da, Şarkiya’da ve Şüveyş Kanalı’ndaki Port Said, Süveyş ve İsmailiye kentlerinde de kitlesel protestolar düzenlendi. Mısır’da yayımlanan El Şoruk gazetesinin bir askeri yetkiliden aktardığına göre, devrimin başlangıcından bu yana gerçekleşen en büyük gösterilerden biri olan bu gösterilerde, 17 milyon kişi sokaklara döküldü.

Century Foundation’ın üyesi ve Mısır uzmanı Michael Hanna, Britanya’da yayımlanan Guardian’a, "Büyüklük ve kapsam olarak bu çapta gösterilere daha önce tanık olunmadı ve görünüşe bakılırsa, bu, Mübarek’i deviren 18 günlük ayaklanmayı aşıyor." dedi.

Protestolar, kimi yerlerde ayaklanma biçimini aldı ve hükümet karşıtı göstericiler ile Mursi yanlıları arasında şiddetli çatışmalar patladı. Kahire’de, protestocular Müslüman Kardeşler’in ulusal merkezine molotof kokteylleriyle saldırdı; binanın içindeki İslamcı militanlar ise kendilerini av tüfekleriyle savundu.

Yukarı Mısır’daki Assiut kasabasında, saldırganlar, Mursi karşıtı binlerce göstericinin iktidardaki Özgürlük ve Adalet Partisi’nin merkezine düzenlediği yürüyüş sırasında, üç göstericiyi öldürdüler.

Kitlesel protestoları kışkırtan şey, 2011’de olduğu gibi, Mısır’daki sarsıcı toplumsal eşitsizlik -ki bu askeri cunta ve Müslüman Kardeşler yönetimi altında artmıştır- ve ABD destekli Mısır devlet aygıtının baskıcı karakteridir.

Tahrir Meydanı’ndaki protestolara katılmak üzere Yukarı Mısır’dan gelen bir heyette yer alan, Mısır’ın güneyindeki Kena vilayetindeki protestoculardan Muhammed Ramazan Badavi, Ahram Online’a şunları anlattı: "Mısırlılar en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Özellikle gençlik içinde büyük bir işsizlik sorunumuz var. Cinayetler, Mursi yönetimi altında sürüyor; tren kazaları ve elektrik kesintilerinde olduğu gibi, devlet işlemiyor. Mısır’da, yoksulluk, insanları çöplerden yiyecek bulmaya itecek noktaya varmış durumda."

Kitlesel öfke, 2011’de olduğu gibi, bir kez daha, Mursi’nin baskıcı İslamcı yönetimini destekleyen başlıca emperyalist devlet olan ABD’ye yöneliyor. Washington, uzun süreli maşası olan Mübarek’in devrilmesinin ardından, tüm Ortadoğu’daki ekonomik ve stratejik çıkarlarını savunmak için, önce askeri bir cuntayı desteklemiş; ardından da desteğini Müslüman Kardeşler’e kaydırmıştı. Batı destekli İslamcı muhalif milislere "maddi ve manevi" destek sözü veren Mursi, Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmek amacıyla sürdürülen ABD destekli savaşın yanında hizaya geçti.

ABD’nin Mısır Büyükelçisi Anne Patterson, yalnızca birkaç gün önce, İslamcılar’a protestoları şiddet kullanarak bastırma konusunda açık çek verecek şekilde, Mursi karşıtı protestoları kınadı.

Patterson, "Kimileri, sokak gösterilerinin seçimlerden daha iyi sonuçlara yol açacağını söylüyor. Açık söylemek gerekirse, hükümetim ve ben [bu konuda] fazlasıyla kuşkucuyuz" dedi ve ekledi: "Mısır’ın, ekonomik durumunu düzeltebilmesi için istikrara ihtiyacı var; sokaklarda daha fazla şiddet, kurbanlar listesine yeni isimler katmaktan başka bir işe yaramayacaktır."

Mısır’da ABD emperyalizmine duyulan yaygın öfkeyi yansıtan göstericiler, Patterson ile Mursi’nin, üzerive çarpı işareti atılmış resimlerini taşıdılar. Patterson karşıtı bir pankartta, "yaşlı cadı, defol" yazılıydı.

Cumhurbaşkanlığı sarayı, hükümet binaları ve diğer önemli yerler, ABD destekli Mısır ordusu tarafından korunuyor. Tanklar ve askerler, özellikle, Mursi karşıtı gösterilerin Mısır devriminin ikinci yıldönümü olan 25 Ocak’tan sonra bir ayaklanma biçimini aldığı stratejik konuma sahip Şüveyş Kanalı’ndaki kentlerde konuşlanıyor.

Kahire üzerinde, devrimin ilk günlerinde olduğu gibi, Tahrir Meydanı’nda ve cumhurbaşkanlığı sarayı önünde toplanan kalabalığı gözleyen ordu helikopterleri uçuyor. Askeri kaynaklara göre, Savunma Bakanı ve Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı General Abdul Fetih Halil El-Sisi, gösterileri özel bir operasyon merkezinden izliyor.

El Sisi, geçtiğimiz Pazar günü yaptığı bir konuşmada, siyasi partilerin bir uzlaşmaya varamaması ve durumun onların denetimi dışına çıkması durumunda, ordunun müdahale edeceği tehdidinde bulunmuştu. Spiegel Online, Kahire’deki Nasır Kenti’nde bir oturma eylemi yapan binlerce İslamcının silahlı birlikler oluşturduğunu bildirdi. Müslüman Kardeşler ile Cemaa İslamiya ve çeşitli Selefi örgütler gibi diğer İslamcı gruplar, ardı ardına yaptıkları açıklamalarda, Mursi’nin "meşruluğu"nu savunmaya and içtiler.

Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu olan Özgürlük ve Adalet Partisi’nin başkan yardımcısı Essam el-Erian, Mursi karşıtı gösterileri, bir "darbe girişimi" olarak kınadı. El-Erian, muhalefeti, "insanları eşkıyalık ya da Mısırlıların değerli kanını dökmek için şiddet gösterilerinde bir araya getirmekle" suçladı.

İşçi sınıfı bir kez daha mücadeleye girerken, devrimci mücadelenin geçtiğimiz iki yılının dersleri son derece önemlidir. İşçilerin demokratik ve toplumsal hakları uğruna mücadele, Mısır burjuvazisinin -ister ordu, ister İslamcılar isterse laik eğilimli muhalefet güçleri- herhangi bir kesimine emanet edilemez. Bu, sosyalist bir perspektif üzerine kurulu bağımsız devrimci bir iktidar mücadelesini gerektirir.

"Tamarod" ("İsyan") kampanyası (Ulusal Kurtuluş Cephesi ile Devrimci Sosyalistler gibi sahte sol grupların desteklediği protestolara verilen ad) tarafından öne sürülen program, Mısır burjuvazisinin kendi egemenliğini yeniden biçimlendirme, ktilesel işçi sınıfı öfkesini etkisizleştirme ve egemen seçkinlerin iktidarını ve servetini zor yoluyla savunma yönündeki bir diğer girişimidir.

Tamarod, Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında siyasi programını açıkladı. Onun kurucularından Muhammed Abdel Aziz, "başlıca görevi, Mısır ekonomisini kurtarmak için acil bir ekonomik plan oluşturmak olan bir teknokratlar hükümeti"ne "bağımsız bir başbakan" çağrısı yaptı. Onun açıklamaları, bunun, uluslararası mali sermayeye hizmet eden ve Uluslararası Para Fonu tarafından talep edilen kemer sıkma politikalarını uygulayan seçilmemiş bir diktatörlük olacağını ortaya koydu.

Abdel Aziz, "Bütün yürütme erki, yargının denetiminde ve uluslararası gözetim altında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ile sona erecek ve parlamento seçimlerinin izleyeceği altı aylık bir geçiş dönemi için başbakana devredildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin başkanı, protokola uygun biçimde, cumhurbaşkanının görevlerini alır." dedi.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır