World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Diğer bölgeler

Yazıcıya hazırla

ABD, Obama’nın İsrail’e yaptığı "barış" gezisinin ardından Suriye’ye karşı savaşı hızlandırıyor

Johannes Stern
28 Mart 2013
İngilizce’den çeviri (25 Mart 2013)

ABD Başkanı Barack Obama’nın geçen hafta İsrail’e yaptığı gezinin ardından, ABD ve müttefikleri Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirme ve Batı yanlısı bir yönetim kurma planları doğrultusunda ilerliyor. ABD’nin, Esad’ın Ortadoğu’da yalıtılması ve Lübnan’daki Suriye yanlısı yönetimin devrilmesi yönündeki diplomatik saldırısı sürerken, CIA operasyonları ve muhalefeti silahlandırma çağrıları artıyor.

Wall Street Jurnal’da 23 Mart Cumartesi günü yer alan bir habere göre, CIA, Esad karşıtı seküler eğilimli güçleri "silah kullanımını, kentlerde çatışmayı ve rejimin casuslarına karşı koymayı kapsayan alanlarda eğitimle" desteklemeye yönelik faaliyetlerini genişletiyor.

Obama, 22 Mart Cuma günü, Ürdün Kralı II. Abdullah ile yaptığı ortak basın toplantısında, Suriye’deki aşırı İslamcı güçlerin artan etkisi konusunda uyarıda bulunmuş ve ABD’nin desteğinin seküler güçlere kayacağını açıklamıştı.

Obama, "Suriye’nin aşırılığın egemen olduğu bir yer haline gelmesinden fazlasıyla kaygılıyım; çünkü aşırı unsurlar kaosu arttırıyor"demiş ve sözlerini şöyle sürdürmüştü: "Birşeyleri fiilen kurmak söz konusu olduğunda, onların sunacakları pek birşey yok ama işlerliğini yitirmiş olan durumlardan yararlanmakta çok başarılılar."

Obama, ABD’nin, "onu daha iyi bir yöne yönlendirme sürecini başlatma"yönündeki çabaları desteklediğini ve "uyumlu bir muhalefete sahip olmanın bunda çok önemli" olduğunu söyledi.

Obama yönetimi, geçen yıl, daha seküler muhalefet birliklerini silahlandırmaya yönelik CIA destekli bir teklifi geri çevirmişti. Şimdiye kadar, silah sevkiyatları Esad’a karşı savaşın en önemli kısmını yürüten İslamcı milislere gitti. Türkiye’nin Suriye sınırı yakınında bir CIA merkezini kullanan Washington, uzun süredir, Türkiye’deki ve Basra Körfezi’ndeki bölgesel müttefikleri ile yakın işbirliği içinde, İslamcı güçleri silahlandırma ve güçlendirme işiyle uğraşmıştır.

Batı yanlısı Suriye muhalefeti içindeki seküler unsurlara daha fazla destek verileceğinin açıklanması, ABD’nin ve müttefiklerinin Esad’ı devirip yerine Batı yanlısı vekil bir yönetim yerleştirme yönündeki artan çabalarını yansıtmaktadır. Emperyalist güçler ve onların Batılı müttefikleri, Esad yönetimini devirmek için aşırı İslamcı milislere yaslanırken, El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi gibi güçlerin Esad sonrası bir yönetimde güvenilmez olabileceğinden korkmaktadırlar.

ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki başlıca müttefiki olan İsrail, silahlı İslamcı teröristlerin komşu bir ülkedeki artan etkisinden korktuğu için, muhalefet içindeki seküler unsurların güçlendirilmesi yönünde özellikle baskı yapıyor.Wall Street Journal’a göre, Obama’nın ziyareti sırasında Suriye üzerine yapılan görüşmelere katılmış olan önde gelen bir İsrailli yetkili, "İsrail, ABD’nin Esad sonrası Suriye’yi biçimlendirmedeki etkisini memnuniyetle karşılayacaktır"demiş.

ABD ile İsrail’in Suriye’ye doğrudan askeri müdahale planlarına, her iki ülkenin Esad’ı devirmeye yönelik savaş-yanlısı bölgesel bir ittifakı biçimlendirmeye ve İran’a karşı savaşa hazırlanmaya yönelik diplomatik atağı eşlik ediyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Beyaz Saray tarafından memnuniyetle karşılanan bir hamleyle, Türk meslektaşı Recep Tayyip Erdoğan’a telefon etti ve Türkiye ile normal diplomatik ilişkilerin yeniden kurulacağını açıkladı. O, 2010’da Gazze’ye yardım götüren filoya yönelik İsrail saldırısı sırasında Türk yurttaşlarının ölmesinden dolayı özür diledi. Türkiye, İsrail ile birlikte, Washington’ın en önemli bölgesel müttefiki ve defalarca, Esad’ı devirmek için Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulunulması çağrısı yaptı.

24 Mart Pazar günü, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Irak Başbakanı Nuri el Maliki’ye İran’dan Suriye’ye geçişlerin engellenmesi için baskı yapmak üzere Irak’ı ziyaret edeceğini açıkladı. ABD, İran’ın Esad’ı desteklemek için Irak üzerinden Suriye’ye silah ve savaşçı gönderdiğini iddia ediyor. Maliki’nin Şii yönetimi, yaptıkları incelemelerin, İran uçaklarının Irak üzerinden yalnızca insani yardım taşıdığını gösterdiğini belirtti.

ABD, Esad’ın yerine emperyalizm yanlısı piyon bir yönetim kurma yönündeki artan saldırganlığının bir parçası olarak, Batı yanlısı muhalefetin, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gözetiminde geçtiğimiz Kasım ayında bir araya getirilmiş olan ana cephesi olan İslamcıların egemenliğindeki Suriye Ulusal Koalisyonu’nu (SUK) yeniden yapılandırıyor. SUK, geçen hafta [Istanbul’da] düzenlenen bir toplantıda, ABD vatandaşı ve bilişim şirketi yöneticisi Hasan Hitto’yu sözde "geçici hükümet"in "başbakanı" olarak atadı.

SUK’un önceki önderi Moaz el-Hatip, hatfa sonu, istifasını açıkladı. Şam’daki Emeviler Camisi’nin önceki imamı olan Hatip, El Nusra Cephesi’nin sözünü esirgemeyen bir savunucusuydu. Hatip, ABD, bu grubu resmen yabancı bir terörist örgüt olarak tanımladığında, bunu protesto etmiş ve Washington’ın bu kararını gözden geçirmesini istemişti.

Bununla birlikte, Suriye muhalefeti içindeki seküler güçlerin desteklenmesi, İslamcı milislerle süren işbirliği ile yan yana gerçekleştiriliyor. Washington, seküler güçler ile daha fazla doğrudan işbirliğini açıklarken, El Nusra Cephesi’ne ve diğer İslamcı terörist gruplara, asıl olarak Katar ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinden yapılan büyük silah sevkiyatlarını hoşgörüyor ve denetliyor.

21 Mart Perşembe günü, Suriye’nin başkenti Şam’daki bir camiye düzenlenen bombalı intihar saldırısında, aralarında Sünni din adamı Şeyh Muhammed Said Ramazan’ın da olduğu en az 49 kişi öldü. Suriye Dini Vakıflar Bakanı Abdul-Satar al-Sayyed, bu saldırıdan dolayı Batı destekli terörist güçleri suçladı.

Esad’ı devrimeye yönelik ABD önderliğindeki saldırıya, Fransa ile Britanya’nın Suriye muhalefetini doğrudan silahlandırmaya yönelik ısrarlı çağrıları eşlik ediyor. Britanya Dışişleri Bakanı William Hague ile Fransız meslektaşı Laurent Fabius, 22 Mart Cuma günü, AB dışişleri bakanlarının Dublin’deki toplantısından önce, Suriye’ye silah ambargosunun kaldırılması çağrısında bulundu.

Fransa-Britanya planlarına ilişkin kaygılar artarken, Avrupa devletleri, Suriye muhalefetinin güçlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. AB’nin "ılımlı Suriye muhalefeti"ne olan yardımı nasıl arttırabileceğini tartışmaya devam ettiğini açıklayan AB Dış Politika Şefi Catherine Ashton, Suriye’deki ve bölgedeki durumu "olağanüstü kırılgan" olarak betimledi. Almanya, Avusturya ve İsveç gibi ülkeler, muhalefete doğrudan silah sağlamak yerine onun elinde olan bölgelerde ekonomik yaptırımların gevşetilmesinden yana.

Avrupalı büyük devletler arasında Suriye muhalefetine verilen desteğin kapsamı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, tüm bölgede artan siyasi istikrarsızlıktan duyulan artan kaygıları yansıtıyor. 22 Mart Cuma günü, Lübnan’da, Najib Mikati başbakanlıktan istifa ettiğini açıkladı. Ertesi gün, hükümet istifa etti ve Mikati, köklü biçimde parçalanmış olan ülkeyi yönetmek üzere bir "ulusal kurtuluş" hükümeti çağrısı yaptı.

Batılı büyük devletlerin Suriye’deki vekil savaşı eliyle ateşlenmiş olan mezhepsel bölünmeler, 1975’ten 1990’a kadar, 15 yıl boyunca iç savaşın içine çekilmiş bir ülke olan Lübnan’a yayılıyor.

Mikati’nin istifa kararı, Lübnan’ın ikinci büyük kenti Tripoli’nin Bab al-Tabbaneh ve Jabal Mohsen mahalleleri arasında yaşanan ve 12 kişinin öldürüldüğü büyük çatışmanın ortasında geldi. Bab al-Tabbaneh mahallesindeki Sünni çoğunluk, Suriye’de çoğunluğunu Sünniler’in oluşturduğu Batı destekli muhalefeti destekliyor. Jabal Mohsen ise, Esad yönetimi ile İran’ın müttefiki Lübnanlı Şii siyasi hareketi ve milisi Hizbullah’a sempati duyan -Suriye Devlet Başkanı Esad’ın da geldiği Şii mezhebi- Lübnanlı Aleviler’in egemenliğinde.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır