World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Dördüncü Enternasyonal’in 75. Yıldönümü

David North
11 Eylül 2013
İngilizce’den çeviri (4 Eylül 2013)

Dördüncü Enternasyonal, bundan 75 yıl önce, Paris’in kenar mahallesinde düzenlenen bir konferansta kuruldu. Riskli güvenlik koşullarından dolayı, konferansın bir gün içinde tamamlanması gerekiyordu. Konferans öncesi 12 ay boyunca, Troçkist hareket aralıksız bir saldırı altındaydı. Lev Troçki, Meksika’da sürgünde yaşıyor olmasına karşın, Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist rejim tarafından en tehlikeli siyasi karşıt olarak görülüyordu. Stalin, Troçki’nin 1927’de partiden ihraç edildikten ve 1929’da SSCB’den çıkartıldıktan sonraki on yıl içinde kurmuş olduğu uluslararası hareketi imha etmeye kararlıydı.


Lev Troçki

Eylül 1937’de, Troçki’nin siyasi sekreteri Erwin Wollf, Sovyet gizli polisi GPU’nun ajanları tarafından İspanya’da öldürüldü. Aynı ay içinde, GPU’dan kaçan ve Troçki tarafından kurulmakta olan yeni Enternasyonal’e bağlılığını açıklayan Ignace Reiss, İsviçre’nin Lozan kentinde bir suikaste uğradı. Şubat 1938’de, Troçki’nin büyük oğlu ve Avrupa’daki en önemli siyasi temsilcisi Lev Sedov, GPU tarafından Paris’te katledildi. Nihayet, Temmuz 1938’de, kuruluş konferansından yalnızca altı hafta önce, hareketin Uluslararası Sekreterliği’nin önderi Rudolf Klement, Paris’teki dairesinden kaçırıldı ve öldürüldü.

Sedov, Wolf ve Klement, konferansın onur başkanları olarak seçilmişlerdi. Fransız Troçkist Pierre Naville, delegelere, “Klement’in trajik ölümünden dolayı resmi bir rapor sunulmayacağı” bilgisini verdi ve “Klement, [delegelere] dağıtılmak üzere ayrıntılı, yazılı bir rapor hazırlamıştı ama bu rapor diğer belgelerle birlikte ortadan kayboldu. Mevcut rapor yalnızca bir özet olacak” dedi.

Konferansın toplandığı cehennemi koşullar, uluslararası işçi sınıfının karşı karşıya olduğu siyasi durumu yansıtıyordu. Almanya’da ve İtalya’da faşist rejimler iktidarı almıştı ve Avrupa savaşın eşiğindeydi. Britanya ve Fransız emperyalistlerinin Çekoslovakya’yı -Prag’daki kapitalist hükümetin rızasıyla- Hitler’e teslim ettiği adı çıkmış Münih Konferansı, yalnızca birkaç hafta sonra toplanacaktı. Stalinistler ve anarşist önderliklerin ihanetine uğramış olan İspanyol Devrimi, iki yıldan uzun süren iç savaşın ardından hızla yenilgiye yaklaşıyordu. Fransa’da, 1936-38 Halk Cephesi Hükümeti, işçi sınıfını siyasi olarak demoralize etmek için elinden gelen herşeyi yapmıştı. Sovyetler Birliği’nde, 1936’da Stalin tarafından dizginlerinden boşaltılmış olan terör, bütün Yaşlı Bolşevikler kuşağını fiilen ortadan kaldırmıştı. Stalinistlerin ve Sosyal-Demokratların ihanetleri, ikinci emperyalist savaşın patlamasını önleyebilecek tek aracı; yani işçi sınıfının sosyalist devrimini sabote etmişti.

Kuruluş konferansına katılan delegelerin karşı karşıya olduğu başlıca görev, taslağı Lev Troçki tarafından yazılmış olan bir belgeyi tartışıp kabul etmekti. Bu belge, “Kapitalizmin Can Çekişmesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Görevleri” başlığını taşıyordu. Onun, siyasi literatür tarihindeki en önemli ve etkili cümleler arasında yer alan başlangıç cümlesi şunu belirtti: “Bir bütün olarak dünya siyasi durumu, asıl olarak proletaryanın önderliğinin tarihsel kriziyle karakterize edilmektedir.”

Troçki, bu sözcüklerle, yalnızca 1938’de varolan durumu değil ama aynı zamanda modern tarihin merkezi siyasi sorununu da özetliyordu. Kapitalizmin yerini sosyalizmin almasının nesnel gereklilikleri; yani üretici güçlerin uluslararası gelişmesi ve devrimci sınıfın varlığı mevcuttu. Ama devrim, sadece nesnel ekonomik koşulların otomatik ürünü değildi. O, işçi sınıfının, tarihsel sürece sosyalist bir program üzerine kurulu ve özenle hazırlanmış stratejik bir planla donanmış, bilinçli siyasi müdahalesini gerektiriyordu. İşçi sınıfının devrimci politikaları, devirmeye çalıştığı kapitalist sınıfın karşı-devrimci politikalarından daha az bilinçli olamazdı. Devrimci partinin tarihsel önemi burada yatmaktadır.

Ama devrimci partinin, Rus işçi sınıfı Lenin ile Troçki’nin önderliğinde kapitalist sınıfı devirip tarihteki ilk işçi devletini kurduğu Ekim 1917’de olumlu bir biçimde sergilenmiş olan belirleyici rolü, 1920’lerin ve 1930’ların yenilgileriyle, olumsuz yönde doğrulandı. Bir dizi devrimci fırsat, işçi sınıfının bağlılığına sahip kitlesel Sosyal-Demokrat ve Komünist (Stalinist) partiler tarafından yaşama geçirilen yanlış politikalar ve bilinçli ihanetler eliyle yitirilmişti.

İkinci Enternasyonal’in Sosyal-Demokrat partilerinin siyasi iflası ve gerici rolü, daha önce, onların enternasyonalist programlarını reddettikleri ve kendi egemen sınıflarının savaş politikalarını destekledikleri 1914’te açığa çıkmıştı. Komünist (ya da Üçüncü) Enternasyonal, Ekim Devrimi’nin ardından, Sosyal-Demokrasi’nin ihanetine karşı kurulmuştu.

Ama Sovyetler Birliği’nde devlet bürokrasisinin yükselmesinin ve Rusya Komünist Partisi’nin yozlaşmasının, Komünist Enternasyonal üzerinde kapsamlı sonuçları oldu. 1923’te, Rusya Komünist Partisi’nin bürokratikleşmesine karşı mücadele etmek amacıyla, Troçki’nin önderliği altında Sol Muhalefet oluşturulmuştu. Ancak kendi çıkarlarının ve ayrıcalıklarının temsilcisini Stalin’de bulan bürokrasi, Marksist muhaliflerine karşı kıran kırana bir direniş sergiledi. 1924’te, Stalin ile Buharin, Lenin ve Troçki’nin Ekim 1917’de iktidarın Bolşevikler tarafından ele geçirilmesini üzerinde yükseltmiş oldukları sosyalist enternasyonalizm -yani Sürekli Devrim- programını reddeden “tek ülkede sosyalizm” programını ilan etti. Stalin ile Buharin’in programı, uluslararası işçi sınıfının çıkarlarının pratikte Sovyet bürokrasisinin ulusal çıkarlarına tabi kılınmasına anti-Marksist bir teorik mazeret sundu.

Marksist kuramda yapılan bu önemli değişikliğin, Üçüncü Enternasyonal’in ve ona bağlı partilerin pratiği üzerindeki etkisi felaket oldu. 1920’ler boyunca, ulusal Komünist partilerin Moskova’nın talimatlarına uymayan önderleri bürokratik yollarla görevlerinden alındı ve onların yerine uysal ve beceriksiz uşaklar getirildi. Üçüncü Enternasyonal’i her zamankinden açık bir şekilde dünya sosyalist devriminin partisi olarak değil de Sovyet dış politikasının bir aracı olarak gören Stalin tarafından belirlenmiş politikalarla yönünü şaşırmış olan Komünist partiler, bir felaketten diğerine savruldular. 1926’da Britanya Genel Grevi’nin, bir yıl sonra da Çin Devrimi’nin yenilgisi, Üçüncü Enternasyonal’in yozlaşmasındaki kritik dönüm noktaları oldu.

Orta Asya’daki Alma Ata’ya sürgüne gönderilmiş olan Troçki, 1928’de, örgütün Altıncı Kongresi’nin öngününde, Komünist Enternasyonal’in Program Taslağının Eleştirisi’ni yazdı. Bu belge, Komünist partilerin önceki beş yıl boyunca uğramış oldukları yenilgilerin kuramsal ve siyasal nedenlerine ilişkin ayrıntılı bir incelemeydi. Troçki’nin eleştirilerinin ana hedefi, Stalin ile Buharin’in “tek ülkede sosyalizm” kuramıydı:

Dünya ekonomisinin ve politikasının mali sermayenin egemenliği altında olduğu günümüzde, emperyalizm çağında, tek bir komünist parti bile, programını, yalnızca ve asıl olarak kendi ülkesindeki koşullardan ve gelişmelerden hareketle oluşturamaz. Bu, SSCB sınırları içinde devlet erkini elinde tutan parti için de bütünüyle geçerlidir. 4 Ağustos 1914’te, gelmiş geçmiş bütün ulusal programların sonu gelmişti. Proletaryanın devrimci partisi, yalnızca, çağımızın -kapitalizmin en yüksek gelişme ve çöküş çağının- karakterine uygun uluslararası bir programa bel bağlayabilir. Uluslararası komünist bir program, hiçbir şekilde, ulusal programların toplamı ya da onların ortak özelliklerinin bir bileşimi değildir. Uluslararası program, doğrudan doğruya, bütün ilişkileri ve çelişkileriyle -yani ayrı parçalarının karşılıklı olarak çelişkili bağımlılığıyla- bir bütün olarak dünya ekonomisinin ve dünya siyasi sisteminin koşullarının ve eğilimlerinin çözümlemesinden hareket etmelidir. İşçi sınıfının ulusal yönelimi, çağımızda, geçmişte olduğundan çok daha fazla, yalnızca bir dünya yöneliminden kaynaklanmalıdır ve kaynaklanabilir; tersi geçerli değildir. Komünist enternasyonalizm ile ulusal sosyalizmin bütün türleri arasındaki temel ve başlıca ayrım burada yatar.

Troçki’nin dünya yöneliminin önceliğine yaptığı merkezi vurgunun basitçe genel kuramsal değerlendirmelerden değil ama onun -1923-24 yıllarında geliştirmiş olduğu- ABD’nin başlıca emperyalist güç olarak ortaya çıkmasının küresel sonuçlarına ilişkin çözümlemesinden kaynaklandığını anımsamak önemli.

Troçki’nin Komünist Enternasyonal’in toplantılarına katılması, elbette, yasaklanmıştı. Onun yazıları, bir süredir bütün Komünist Partiler’de yasaklanmıştı. Bununla birlikte, kimi aksiliklere karşın, Troçki’nin Eleştiri’si İngilizce’ye çevrildi ve Amerikan Komünist Partisi’nin delegesi olarak Altıncı Kongre’ye katılmış olan James P. Cannon’un eline geçti. Troçki’nin Eleştiri’sine ikna olan Cannon, Kanadalı delege Maurice Spector’un yardımıyla, belgeyi gizlice Sovyetler Birliği’nin dışına kaçırdı. Cannon -Max Shachtman’ın, Martin Abern’in ve Komünist Parti’nin önde gelen birkaç üyesinin katılımıyla- Program Taslağının Eleştirisi’nde sunulan çözümlemeye dayanarak, Troçki’nin düşünceleri uğruna Sovyetler Birliği dışında mücadele başlattı. Kısa süre sonra Komünist Parti’den ihraç edilen Cannon ve Shachtman, Uluslararası Sol Muhalefet’in doğmasında önemli bir rol oynayan Amerika Komünist Birliği’ni kurdu.

1923’te kurulduğu zaman, Sol Muhalefet’in amacı Komünist Parti’nin devrimci enternasyonalizmin programı temelinde reformdan geçirilmesi ve parti içinde demokratik merkeziyetçilik ilkelerine uygun açık tartışmanın yeniden kurulmasıydı. Troçki, dünyanın dört bir yanında hızla taraftar edinen Uluslararası Sol Muhalefet’in kurulmasıyla, Komünist Enternasyonal’in reformunu gerçekleştirmeye çalıştı. Troçki, Stalin’in yıkıcı politikalarının, Komünist Parti ve Üçüncü Enternasyonal içinde büyüyen muhalefet dolayımıyla gözden geçirilmesi ihtimali olduğu sürece, yeni bir enternasyonal çağrısı yapmaktan uzak durmuştu.

1930 ve 1933 yılları arası Almanya’daki durum, Troçki’nin hesaplarında büyük bir yer tutuyordu. Alman ekonomisinin 1929 Wall Street kırılmasının ardından çökmesiyle birlikte, Hitler’in Ulusal Sosyalist (Nazi) partisi kitlesel bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Hitler’in iktidara gelip gelmeyeceği Alman işçi sınıfının iki kitlesel örgütü Sosyal-Demokrat Parti (SPD) ile Komünist Parti’nin (KPD) politikalarına bağlıydı. Bu iki parti, milyonlarca Alman işçisinin bağlılığına hükmediyordu ve Nazi’leri yenilgiye uğratacak güce sahipti.

1929 yılında İstanbul - Büyükada’ya (Türkiye) sürgüne gönderilmiş olan Troçki, Almanya’daki krizi çözümleyen ve iki işçi sınıfı partisine Hitler’in iktidar yürüyüşünü durdurmak için birleşik eylem çağrısı yapan çok sayıda yazı yazdı. Ama burjuva devlete itaat eden ve işçi sınıfının her türlü bağımsız siyasi eylemine karşı çıkan SPD, Naziler’e karşı savunma amaçlı bir mücadeleyi bile onaylamayacaktı. Bunun yerine, Alman işçi sınıfının yazgısı, Weimar rejiminin, Hitler’i iktidara getirmeyi planlayan müflis ve cani burjuva politikacılarının eline terk edilecekti. KPD’ye gelince, o, körü körüne, Sosyal-Demokrasi’nin “sosyal faşist” -yani Nazi partisine eşdeğer- olduğuna ilişkin Moskova dayatması tanıma yapıştı. Stalinistler, Troçki’nin Hitler’e karşı SPD’nin ve KPD’nin Birleşik Cephesi için yaptığı çağrıyı reddettiler. Kendi pasifliklerini gerekçelendiren Stalinistler, tarihteki en feci hesap hataları arasında sayılması gereken bir siyasi tahminle, Nazi’lerin zaferini, kısa süre içinde, Komünist Parti’yi iktidara getirecek bir sosyalist devrimin izleyeceğini iddia ettiler. Stalinistlerin sloganı, “Hitler’den sonra biz!” idi.

Trajik sonuç, 30 Ocak 1933’te ortaya çıktı. Yaşlı Devlet Başkanı Hindenberg tarafından başbakanlığa atanan Hitler, tek bir kurşun sıkılmaksızın, yasal olarak iktidara geldi. Her biri milyonlarca üyeye sahip olan SPD ve KDP, Naziler’in zaferine karşı koymak için hiçbir şey yapmadı. Artık devlet aygıtını kontrolleri altına almış olan Naziler, birkaç gün içinde, terör uygulamaya başladılar. SPD, KPD, sendikalar ve işçi sınıfının diğer kitlesel örgütleri, birkaç ay içinde paramparça edildi. Avrupalı Musevilerin büyük çoğunluğu da dahil, milyonlarca yaşama malolacak 12 yıllık kabus başlamıştı.

Troçki, Hitler’in iktidara gelmesinin ardından, Almanya’daki felaketin KPD’den arda kalanlar arasında ve Üçüncü Enternasyonal içinde protestolara ve muhalefete yol açıp açmayacağını görmek için aylarca bekledi. Ama tam tersi gerçekleşti. Almanya’daki ve Enternasyonal içindeki Stalinist örgütler, Sovyet bürokrasisi tarafından dayatılmış olan siyasi çizginin doğruluğunu yeniden onayladılar.

Almanya’daki akibet, Troçki’yi, Komünist Enternasyonal’in düzeltilmesi için herhangi bir ihtimal olmadığına ikna etti. Bu nedenle, Troçki, Temmuz 1933’te, Dördüncü Enternasyonal’in kurulması yönünde açık bir çağrı yaptı. Üçüncü Enternasyonal’e ilişkin politikadaki bu köklü değişim, Troçki’nin daha ileri bir sonuca varmasına yolaçtı. Eğer Komünist Enternasyonal’i reformdan geçirme olasılığı yoksa, reform perspektifi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi için de artık geçerli değildi. Stalinist rejimin politikalarını değiştirmek, onun yıkılmasını gerektirecekti. Bununla birlikte, bu yıkma, Ekim 1917’nin ardından kurulmuş olan toplumsallaştırılmış mülkiyet ilişkilerinin değiştirilmesini değil ama savunusunu amaçlayacağı için, Troçki’nin savunduğu devrim, toplumsal değil ama siyasi karakterdeydi.

1933 ile 1938 yılları arasında yaşananlar, Troçki’nin yeni yöneliminin doğruluğunu kanıtladı. Hitler’in iktidarı almasını izleyen beş yıl boyunca, Stalinist rejim, uluslararası işçi hareketi içindeki en tehlikeli karşı-devrimci güç olarak ortaya çıktı. Kremlin bürokrasisinin politikalarının yol açtığı yenilgiler, hataların değil ama bilinçli politikaların ürünüydü. Stalinist rejim, toplumsal devrimin herhangi bir ülkedeki zaferinin Sovyet işçi sınıfı içindeki devrimci ateşin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden korkuyordu.

Troçki, Dördüncü Enternasyonal’in resmi kuruluşu için sistematik olarak çalışırken, başlıca iki muhalefet biçimiyle karşılaştı.

Bunlardan birincisi, sınıf mücadelesinin uluslararası deneyimlerinden ve Stalinizm ile Sosyal-Demokrasi’nin ihanetlerinden herhangi bir ilkesel sonuç çıkarmayı reddeden eğilimlerin ve bireylerin muhalefetiydi. Onlar, arada bir, Troçki’nin çözümlemelerinin şu ya da bu yanına ilgi duyduklarını ya da katıldıklarını ifade ederken, kendilerinin ya da örgütlerinin yeni bir devrimci enternasyonal uğruna mücadele etme vaadinde bulunmayı reddettiler. Troçki’nin “merkezci” olarak tanımladığı bu eğilimler, devrim ile karşı-devrim arasında güvenli bir orta yer bulmaya çalıştılar. Onların ilkesiz manevralarının altında, baştan sona oportünist hesaplar yatıyordu. Onlar, enternasyonalist programı ve ilkelerin kendi ulusal taktiklerini etkilemesini engellemeye kararlıydılar. Ulusal oportünizmin bu türüne örnek oluşturan partiler, Almanya’daki Sosyalist İşçi Partisi (SAP), İspanya’daki Marksist Birlik Partisi (POUM) ve Britanya’daki Bağımsız İşçi Partisi (ILP) idi. Fenner Brockway (sonradan Lord Brockway) önderliğindeki ILP, sözde Londra Bürosu’nun kurulmasında önemli bir rol oynadı.

Dördüncü Enternasyonal’in kurulmasına karşı ikinci argüman, onun ilanının zamanından önce gerçekleşmiş olduğuydu. Bir enternasyonalin, yalnızca başarılı bir devrim anlamına gelen “büyük olaylar”dan doğabileceği iddia edildi. Bu düşünce, kuruluş kongresinde, tutanaklarda adı Karl olarak geçen ve yeni bir enternasyonalin yalnızca “devrimci yükseliş” döneminde kurulabileceğini savunan Polonyalı bir delege tarafından öne sürüldü. Ona göre, “yoğun gericilik ve baskı” koşulları, Dördüncü Enternasyonal’in ilanı için bütünüyle uygunsuzdu. Bu delege, “Dört’ü oluşturan güçler, onun göreviyle orantısız şekilde küçük” ve “bu yüzden, uygun bir zamanı beklemek ve zamanından önce davranmamak gerekiyor” dedi.

Troçki, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş belgesini hazırlarken, Polonyalı delegenin argümanlarını önceden görmüştü:

Kuşkucular, “İyi de, Dördüncü Enternasyonal’in kurulma zamanı geldi mi?” diye soruyorlar. Onlar, “yapay” olarak bir enternasyonal kurmanın mümkün olmadığını; onun yalnızca büyük olaylardan doğabileceğini vb. söylüyorlar. Bütün bu itirazlar, yalnızca, kuşkucuların yeni bir enternasyonalin inşasında bir işe yaramadığını göstermektedir. Onlar, hemen hemen hiçbir işe yaramamaktadırlar.

Dördüncü Enternasyonal, zaten büyük olaylardan; proletaryanın tarihteki en büyük yenilgilerinden doğmuştur. Bu yenilgilerin nedenleri eski önderliğin yozlaşmasında ve ihanetinde yatmaktadır. Sınıf mücadelesinin kesintiye tahammülü yoktur. İkinci’nin ardından, Üçüncü Enternasyonal de devrimin amaçları adına ölmüştür. Yaşasın Dördüncü Enternasyonal!

Troçki, Ekim 1938’de, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşunu belirgin bir heyecanla karşıladığı bir yazı kaleme aldı.

Sevgili arkadaşlar, biz diğer partiler gibi değiliz. Bizim arzumuz, yalnızca daha fazla üyeye, daha fazla yayına, kasada daha fazla paraya, daha fazla parlamentere sahip olmak değil. Bütün bunlar gereklidir ama yalnızca araçlar olarak. Bizim amacımız, ezilenlerin ve sömürülenlerin sosyalist devrim yoluyla tam maddi ve manevi kurtuluşudur. Bizden başka hiçkimse onu hazırlamayacak, ona yol göstermeyecek. Eski enternasyonaller (İkinci, Üçüncü ve Amsterdam enternasyonalleri -ki bunlara Londra Bürosu’nu da ekleyelim) baştan aşağı çürümüştür.

İnsan soyunun üzerine saldıran büyük olaylar, bu zamanını doldurmuş örgütlerden geriye taş üstünde taş bırakmayacak. Yalnızca Dördüncü Enternasyonal geleceğe güvenle bakmaktadır. O, Sosyalist Devrimin Dünya Partisi’dir! Dünyada bundan daha büyük bir görev olmadı. Her birimizin üzerine devasa bir tarihsel sorumluluk düşmektedir.

Bir yüzyılın dörtte üçünü bulan perspektifle, tarihin Troçki’nin değerlendirmesini doğrulayıp doğrulamadığına karar vermek mümkün. Siyasi yıkımları Troçki tarafından öngörülmüş olan Stalinist, Sosyal-Demokrat ve merkezci eski örgütlerden geride ne kaldı? İkinci Enternasyonal, yalnızca işçi sınıfına karşı faaliyetlerin ve CIA ile başka devletlerin istihbarat örgütleri tarafından yönlendirilen komploların merkezi olarak varlığını sürdürüyor. Üçüncü Enternasyonal, 1943’te, Stalin tarafından resmen dağıtıldı. Sonraki on yıllar boyunca, SSCB’nin 1991’de dağılmasına kadar, Kremlin bürokrasisinin yörüngesinde dönmeye devam eden Stalinist partiler, tüm dünyada tarihin çöplüğüne atıldı.

Hayır, abartmayalım. Rus Komünist Partisi, oldukça küçülmüş de olsa varlığını sürdürüyor. O, Moskova’da, Rus milliyetçileriyle ve faşistleriyle birlikte, üzeri gamalı haçla süslenmiş bayrakların yanında Stalin’in resimlerinin bulunduğu pankartlarla gösteriler düzenliyor. “Komünist Parti”nin Çin’de iktidarda olduğu doğru. O bu ülkede, dünyadaki en büyük ikinci kapitalist ekonominin başında duruyor ve polis devleti rejimi, işçi sınıfından edinilmiş süper karların ABD’nin ve Avrupa’nın ulusötesi şirketlerine aktarılmasını garanti altına alıyor.

Dördüncü Enternasyonal, böylesi uzun bir tarihsel dönemin sığ sularında ve akıntılarında başarıyla giden biricik devrimci örgüttür. O, elbette, yoğun siyasi mücadelelerden ve bölünmelerden geçti. Bu iç çatışmalar, sürekli değişen uluslararası sosyo-ekonomik koşullar altında sınıf mücadelesinde yaşanan değişiklikleri ve bu değişikliklerin etkisi altında sınıfsal güçlerde (yalnızca işçi sınıfı içinde değil ama aynı zamanda orta sınıfın farklı tabakaları arasında da) yaşanan taban kaymasını yansıtıyordu.

Eski ve sahte-sol akademisyenlerin mikroplu havası içinde bolca mayalanan siyasi sinikler, Dördüncü Enternasyonal içindeki bölünmelere dikkat çekmeye çok meraklı. Her yıl oy verdikleri kapitalist partilerin suçlarına sessizce boyun eğen bu insanlar, siyasetin sınıfsal dinamikleri konusunda hiçbir şey anlamıyorlar. Onlar, kişisel düzeyde, herhangi bir insanın herhangi bir yerde neden ilkesel konularda kararlı ve uzlaşmaz bir siyasal mücadeleye soyunduğunu da anlayamıyorlar.

Dördüncü Enternasyonal’in kurulmasından 15 yıl sonra, Kasım 1953’te, Stalinizm yandaşı bir eğilimin ortaya çıkması, onun içinde sınıfsal yönelime, tarihsel perspektife ve siyasal stratejiye ilişkin önemli meselelerle ilgili bir bölünmeye yol açtı. Kapitalizmin savaş sonrası yeniden istikrar kazanmasının, Stalinist bürokrasinin muazzam siyasi etkisinin ve büyüyen orta sınıfın artan siyasi özgüveninin ortak basıncı, ifadesini, oportünizmin yeni bir türünün gelişmesinde buldu. Onun en tanınmış savunucusu Michel Pablo’dan hareketle Pabloculuk olarak bilinen bu yeni oportünizm, Troçki’nin Sovyet bürokrasisine ve Stalinizm’e ilişkin karşı-devrimci tanımlamasını reddetti. O, sosyalizmin, yüzyıllar boyunca sürecek ve bu bürokrasi ile ona bağlı Stalinist partilerin önderlik edeceği devrimler dolayımıyla gerçekleşeceğini öngördü. Dahası, bu oportünizm, nükleer bir dünya savaşının sosyalist devrimin zaferi için uygun koşullar yaratacağını bile iddia etti. Pablocu teori, aynı zamanda, özellikle de sömürgelerdeki ve “Üçüncü Dünya” ülkelerindeki çok sayıda burjuva ulusal ve küçük-burjuva radikal harekete, Troçki tarafından reddedilmiş olan devrimci yetenekler atfetti.

Marksist kurama ve Troçkist perspektife ilişkin Pablocu revizyonun asıl içeriği, işçi sınıfının sosyalist devrimdeki merkezi rolünün inkarıydı. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, 1953’te, James P. Cannon’ın inisiyatifiyle, siyasi mantığı ve pratiği -karşı konulmaması durumunda- devrimci bir işçi sınıfı partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’in tasfiyesine yol açacak olan Pablocu oportünizmin etkisine karşı mücadele etmek için kuruldu.

Dördüncü Enternasyonal içinde, Pablocu oportünizmin etkisine karşı verilen siyasi mücadele, 30 yıldan uzun süre kızıştı. Bu mücadele, Uluslararası Komite’nin öğretiye bağlı Troçkistleri Dördüncü Enternasyonal’in önderliğini yeniden ele geçirdiğinde, 1985 yılında, başarıyla sonuçlandırıldı. Bu zafere katkıda bulunan nesnel etmenler, kapitalizmin derinleşen küresel krizi, Stalinist bürokrasinin derin krizi ve ulusal reformist programlar üzerine kurulu bütün işçi örgütlerinin belirgin iflasıydı.

Bununla birlikte, bir başına bu nesnel etmenler yeterli olmayacaktı. Revizyonistlerin ve oportünistlerin Uluslararası Komite’nin öğretiye bağlı Troçkistleri tarafından yenilgiye uğratılması, bu sonuncuların, faaliyetlerini Troçki’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in büyük siyasal ve kuramsal mirası üzerine kurmuş olmasıydı. On yıllar içinde geliştirilmiş ve yaratılmış olan bu miras, devasa bir siyasi güç kaynağıydı. Son tahlilde, kapitalizmin dünya krizinin gidişatı ve sınıf mücadelesi, Troçki ile Dördüncü Enternasyonal tarafından geliştirilmiş olan perspektif doğrultusunda gelişti.

75 yıl (bir yüzyılın dörtte üçü) azımsanmayacak bir zaman dilimidir. Açıkçası, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş kongresinden bu yana çok şey değişmiş durumda. Ama kapitalist toplumun temel yapıları ve çelişkileri varlığını sürdürüyor. Bütün teknolojik yeniliklere rağmen, modern kapitalizmin karşı karşıya olduğu durum, 1938’de olduğundan daha az vahim değil. Gerçekte, daha kötü. Troçki Dördüncü Enternasyonal’in kuruluş belgesini yazdığında, başı üstesinden gelinemez bir ekonomik krizle belada olan dünya burjuvazisi demokrasiden vazgeçiyor ve savaşa doğru koşuyordu. Bugün, biz Dördüncü Enternasyonal’in 75. kuruluş yıldönümünü kutlarken, başı üstesinden gelinemez bir ekonomik krizle belada olan küresel kapitalizm, demokrasiden vazgeçiyor ve savaşa doğru koşuyor.

Troçki’nin 75 yıl önce yazmış olduğu şu sözler, olağanüstü önemini korumaktadır:

Sosyalizmin tarihsel koşullarının henüz “olgunlaşmamış” olduğu anlamına gelen bütün laflar, cahilliğin ya da bilinçli aldatmacanın ürünüdür. Proleter devrimin nesnel önkoşulları “olgunlaşmak”la kalmamış, kısmen çürümeye başlamıştır. Sosyalist devrimin olmaması durumunda, önümüzdeki tarihsel dönemde, tüm insanlık kültürünü bir felaket tehdit etmektedir. Şimdi sıra proletaryada, yani asıl olarak onun devrimci öncüsünde. İnsanlığın krizi, devrimci önderliğin krizine indirgenmiştir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır