World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Kerry’nin “gaf”ı, Obama’nın savaş yönelimini geciktirir ama ona son vermez

Bill Van Auken
11 Eylül 2013
İngilizce’den çeviri (10 Eylül 2013)

Obama yönetiminin yetkilileri, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin -belli ki düşünülmeden yapılmış- açıklamasının Moskova ve Şam tarafından memnuniyetle karşılanmasının ardından, Washington’ın Suriye’ye yönelik savaş bahanesini korumaya çabaladılar. Kerry, Cumhurbaşkanı Esad’ın elindeki kimyasal silahları teslim etmesi durumunda, ABD saldırısının önlenebileceğini söylemişti.

John Kerry, Britanya Dışişleri Bakanı William Hague ile Londra’da düzenlenen ortak basın toplantısında, CBS muhabirinin Suriye’ye karşı planlanmış ABD savaşını önleyebilecek bir şeyin olup olmadığı sorusuna şu yanıtı vermişti: “Kesinlikle. O [Beşar Esad], sahip olduğu kimyasal silahların tamamını önümüzdeki hafta uluslararası topluma teslim edebilir. Onların tamamını gecikmeksizin teslim etsin ve eksiksiz sayımına olanak sağlasın. Ama o bunu yapacak durumda değil; bunun yapılamayacağı açıkça ortada.”

Kerry bu öneriyi alelacele hesap dışı bıraktı ama o, Suriyeli meslektaşı Velid El Muallim ile düzenlediği bir toplantının ardından “Eğer o ülkedeki [Suriye] kimyasal silahlar üzerinde uluslararası denetimin kurulması saldırıları önleyecekse, bu konuda Şam ile birlikte çalışmaya hemen başlayacağız.” açıklamasını yapan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından hemen benimsendi. Lavrov, müttefiki Suriye’den bütün kimyasal silahları uluslararası denetime açmasını, onların imhasını kabul etmesini ve bu silahları yasaklayan uluslararası anlaşmaları imzalamasını isteyeceğini söyledi.

Öneri, bunun ardından, Muallim ve Suriye yönetimi tarafından da benimsendi. Suriye Dışişleri Bakanı, yaptığı bir açıklamada, “Suriye, Rusya’nın önerisini, Suriye halkının iyiliği ve ülkemizin güvenliği adına ve halkımıza yönelik Amerikan saldırısını engellemeye çalışan Rusya yönetiminin bilgeliğine inandığı için memnuniyetle karşılamaktadır.” dedi. Bu pozisyon, hemen, Şam yönetiminin resmi haber ajansı SANA’nın web sitesinde yeraldı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon da, aynı gün içinde, kimyasal silahların teslim edilmesine ve imhasına yönelik önerinin uygulanması için planlar hazırladığını ve Güvenlik Konseyi’ni onları oylamaya çağıracağını açıkladı.

Kamuoyu yoklamalarına göre Amerikan halkının en az üçte ikisinin ve dünyadaki insanların ezici çoğunluğunun karşı çıktığı bir savaşın önlenmesi umudunu arttıran bu belirgin hamle, Obama yönetimi ve ABD egemen çevreleri tarafından, açıkça, bir felaket olarak görülmektedir.

Önde gelen bir ABD yetkilisi, CNN’e, Kerry’nin, Başkan Obama’nın Suriye’ye yönelik yoğun bombardıman saldırısının önünü açacak bir Askeri Güç Kullanımına İlişkin Yetki Belgesini onaylaması için Kongre’ye baskı yapmaya yönelik büyük bir tanıtım kampanyasının hemen öncesinde yaptığı açıklamaların “büyük gaf” anlamına geldiğini ve “açıkça hesap dışı” olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü, Kerry’nin yalnızca “belagat yapar şekilde” konuşmuş olduğunu vurguladı. O, Rusya ile Suriye’nin tepkisini, “derin kuşku” ile karşılanması gereken bir “oyalama taktiği” olarak bir kenara bıraktı ve ekledi: “Kongre’nin Başkan’a Suriye’deki yönetime ait hedeflere yönelik askeri harekat yetkisi vermesi çok daha önemli”.

Bu yanıt, gazetecilerin, Suriye’ye karşı savaşın Esad yönetiminin ne yaptığından bağımsız “bir emrivaki” olup olmadığı ve ABD’nin “her durumda Suriyelileri cezalandırmak” isteyip istemediği biçimindeki sorularına yol açtı. Bir gazeteci, Kerry’nin “blöf yapmış ve Ruslar ile Suriyeliler’in bu blöfü görmüş” olup olmadığını sordu.

Gazetecilerin sinik bir şekilde Kerr’nin “öneri olmayan belagatı” olarak betimlediği ilk resmi tepki, yalnızca, kimyasal silahlara ve Suriye yönetiminin 21 Ağustos’ta onları kullandığına ilişkin iddiaların bir provokasyondan ve ABD emperyalizminin kendi yağmacı çıkarları için peşinde koştuğu bir savaşın bahanesinden başka bir şey olmadığının açığa çıkmasına hizmet etmiştir.

Obama yönetimi, 21 Ağustos saldırısını yönetimle ilişkilendirmek için, iddialardan ve suçlamalardan başka hiçbir şey sunmamaktadır. Rusya, önceki bir kimyasal silah saldırısının “asiler” denilen Suriye’de savaşan Batı destekli ve El Kaide bağlantılı milisler tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu gösteren kanıtlarını sunmuş ve geçen ayki saldırıyla benzerlikler kurmuş durumda.

Son aylarda bir dizi askeri yenilgiye maruz kalmış olan yönetim karşıtı unsurlar, öncelikle onların yararına olacak bir ABD askeri müdahalesine bahane sağlayan bir provokasyonun bütün özelliklerini taşıyan bu saldırıdan, her yönden kazançlı çıktılar.

Esad, Charlie Rose ile yaptığı ve Pazartesi gecesi PBS televizyon kanalında yayımlanan bir röportajda, bizzat Suriye yönetiminin askerlerinin kimyasal silah saldırısına uğramış olduğunda ısrar ederken, Obama yönetimine, savaş yanlısı tutumunu destekleyecek “tek bir kanıt bile” sunamadığı suçlamasında bulundu.

O, Obama yönetiminin iddialarını, hoşa gitmeyecek şekilde, “Colling Powell’ın savaşa girmeden önce Irak’taki kitlesel imha silahları konusunda tüm dünyaya uydular üzerinden söylediği büyük yalan” ile karşılaştırdı. Esad, Powell’ın en azından “sahte kanıtlar” sunmuş olduğunu ama Kerry ile Obama’nın elinde sunabilecekleri hiçbir şey olmadığını söyledi.

Pazartesi günü geç saatlerde, Obama büyük televizyon ağlarına ve kablolu haber kanallarına röportajlar verirken, yönetim çizgisini yeniden gözden geçirdi. Nüfusun ezici çoğunluğunun savaşa karşı olduğunu, Beyaz Saray’ın Kongre’den Askeri Güç Kullanımına İlişkin Yetki Belgesi alma girişiminde karşı karşıya olduğu açık zorluğu ve uluslararası yalıtılmışlığını göz önünde bulunduran yönetim, Kerry’nin “öneri olmayan” sözlerinin Rusya ve Suriye tarafından kabul edilmesini açıkça reddetmeye karar vermenin savunulamaz olduğu sonucuna vardı. Kerry’nin açıklaması, bunun yerine, askeri saldırı tehditi sayesinde elde edilmiş olumlu bir gelişme olarak sunulacaktı.

CNN’de konuşan Obama, kimyasal silah meselesinin uluslararası bir anlaşma yoluyla çözülmesi “benim tercihim olur” iddiasında bulundu. O, bunun ardından, “Öte yandan, inandırıcı bir askeri baskıyı sürdürmez ve o olmaksızın yol alırsak, görmek istediğim türde bir anlaşmaya varabileceğimizi düşünmüyorum” diye ekledi.

Obama, benzer biçimde, Fox News haber kanalına, Kongre’nin Suriye’ye bir ABD saldırısına yetki vermesinin her zamankinden daha önemli olduğunu anlattı. O, “onlara ciddi olduğumuzu anlatmak söz konusu olduğunda, ayağımızı gazdan çekmememizin önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Pazartesi günkü gelişmeler, Bush yönetiminin, Saddam Hüseyin’in -ABD’nin beklentilerinin tersine- bir ABD istilasının önüne geçme çabası içinde BM silah denetçilerinin Irak’a dönmesine izin verdiği ve her zamankinden ağır bir denetleme sistemini kabullendiği 2002 sonu ve 2003 başındaki entrikalarını anımsatmaktadır.

Sonunda, Bush yönetimi, denetçilerin kapsamlı bir işbirliğiyle karşılaştıklarını ve kitlesel imha silahlarına ilişkin herhangi bir kanıta rastlamadıklarını belirttikleri açıklamaları da dahil, o girişimi bir kenara atmış ve kitlesel imha silahlarıyla ya da terörizm ile hiçbir ilişkisi olmayan amaçlar peşinde işgale başlamıştı.

Büyük ölçüde Amerikan halkının yalanlar üzerine kurulu bu savaşa karşı olması sayesinde seçilmiş olan Obama, şimdiden aynı yolu tutmuş durumda. O, aynı önceli gibi, ABD emperyalizminin Basra Körfezi ile Orta Asya’daki petrol zengini stratejik öneme sahip bölgeler üzerinde egemenlik kurma stratejik hedefi peşinde, sahte iddialar üzerinden bir savaş kışkırtmaya kararlı. Aynı zamanda Suriye’nin müttefikleri İran ile Rusya’ya yönelik olan bu savaş, Irak’tan çok daha fazla, bölgesel hatta küresel bir askeri çatışma tehlikesi oluşturmaktadır.

Kimyasal silahsızlanmaya ilişkin Rusya-Suriye önerisi ve ABD’nin tepkisi, bir savaş tehlikesini azaltmamıştır. Önümüzdeki haftalarda, ABD’nin her türlü barışçıl çözümden kaçınma yönündeki çabalarına ve gerekirse El Kaide “asiler”inin askeri müdahaleyi hızlandırmaya yönelik bir başka provokasyonuna tanık olunacak.

Yeni ve çok daha yıkıcı bir Ortadoğu savaşı, yalnızca, çalışanların, öğrencilerin ve gençliğin Obama yönetimine ve militarizmin, toplumsal eşitsizliğin ve demokratik haklara yönelik aralıksız saldırının kaynağı olan kapitalist sisteme karşı mücadele içinde, iki büyük partiden ve kongreden bağımsız seferberliği üzerine kurulu gerçek bir savaş karşıtı hareketin canlanmasıyla engellenebilir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2012
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır