Ankara Hollanda’nın Türk yetkililere yasağı üzerinden milliyetçiliği kışkırtıyor

Halil Çelik
16 Mart 2017

Hollanda hükümetinin Türk yetkililerin Hollanda’da konuşma yapmalarını engelleyen provokatif yasağı, Türkiye’deki en sağcı siyasi güçlerin ekmeğine yağ sürüyor.

Yasakların görünüşteki amacı, Türk yetkililerin, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından teklif edilen ve cumhurbaşkanına devlet yönetiminin tüm dalları üzerinde geniş yetkiler veren bir anayasa değişikliği üzerine yapılacak olan 16 Nisan referandumu için “evet” oyunu savunmasını engellemek. Şu andaki anketler, seçmenlerin yüzde 52’lik küçük bir çoğunluğunun, Erdoğan’ın Türkiye’yi etkin bir şekilde bir başkanlık diktatörlüğüne dönüştürecek olan gerici referandumuna hayır oyu vereceğini gösteriyor.

Hollanda ve diğer Avrupa hükümetleri, yasakları, Türk hükümetinin Avrupa’da yaşayan Türkiyelileri referandumda “evet” oyu vermeye teşvik eden toplantılar organize etmesinin ardından getirdiler. Avrupa’da, sadece Almanya’daki oy verme hakkına sahip 1,4 milyon seçmeni içeren yaklaşık 5 milyon Türkiyeli yaşıyor. Bu seçmenler, referandumun sonucunu belirleyebilir.

Şimdi, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, “evet” oyunu yükseltmek için Avrupa genelinde kışkırtılan Müslüman karşıtı histeriye dikkat çekiyor, referandumu Müslüman ve Türk karşıtı nefretin hedefi gibi sunuyor.

Ankara, dün, Hollanda hükümetinin Türk bakanların hafta sonu Rotterdam’daki toplantılarda konuşmasını engelleyen provokasyonunun ardından, olayları protesto eden diplomatik notalar gönderdi. Dışişleri Bakanlığına göre, Hollanda’ya verilen ilk nota, Aile Bakanı Betül Sayan Kaya’ya ve Türk diplomatlara yönelik kötü muameleyi kınıyordu. İkinci nota, “Rotterdam’da barışçıl gösteri haklarını kullanan Türk topluluğuna ve vatandaşlarına yönelik kötü muamele”ye değiniyordu.

Pazar günü İstanbul’da Uluslararası İyilik Ödülleri töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çeşitli Avrupa ülkelerindeki yasakları, “Avrupa'da yükselen faşizmin, ırkçılığın, İslam düşmanlığının sadece birer işaretidir.” diye tanımladı. AB Bakanı Ömer Çelik de, Twitter hesabında, Hollandalı yetkilileri “resmen faşizm” diyerek eleştirdi.

Erdoğan ve yandaşları, AKP’yi yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa karşı bir demokrasi savunucusu olarak sunma girişimlerinin yanı sıra, “hayır” kampanyası ile Avrupa hükümetlerinin gerici yasaklarını özdeşleştirmek için de ellerinden geleni yapıyorlar.

Kanal 24’e konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Almanya’yı, Hollanda’yı, Avusturya’yı ve diğer Avrupa ülkelerini Türkiye’deki anayasa değişikliğinin karşıtları olarak tanımladı ve onlar, “bu referandumda Hayır tarafındalar” dedi.

Bu açıklamalar, hükümetin ve faşizan Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) “hayır” oyu çağrısı yapan siyasi güçleri şeytanlaştırma yönündeki bir başka girişimi idi.

Onlar, daha önce, “hayır” kampanyasının, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) ve yasaklı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir eklentisi olduğunu iddia etmişlerdi. AKP ve MHP, HDP’yi, PKK’nin “yasal uzantısı” olmakla suçladılar ki bu, başkanlık sistemine karşı oy veren herkesi teröre yardım ve yataklıkla damgalamak için tasarlanmıştı.

Avrupa devletlerinin AKP yetkililerinin Avrupa’da konuşmalarını engellemeye başlamasından beri, medyadaki AKP sözcüleri, Erdoğan hükümetinin referandumunu Avrupa’nın Türkiye karşıtı bir kampanyasının mağduru olarak sunmak için hiç zaman kaybetmediler. İlnur Çevik, AKP yanlısı Daily Sabah gazetesindeki bir makalede, Türk hükümetinin, “kıtayı modern tarihte uygarlığın bir merkezi yapmış olan ‘yüce kutsal değerler’”in savunucusu olduğunu ileri sürdü.

Çevik, AKP hükümetini devirip Erdoğan’ı öldürmeyi amaçlayan, Washington ve Berlin destekli 15 Temmuz darbe girişimine dikkat çekti. “Avrupa kıskançlığa ve ırkçılığa esir, Türkiye kurban” başlıklı yazısında, “Almanya’nın önderlik ettiği ülkeler koalisyonunun Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde yükselen bir yıldız haline gelmesinden son derece mutsuz olduğu ve bunu durdurmak için bir askeri darbeyi desteklemek dahil her şeyi denedikleri ama başarısız oldukları ortada” diye belirtti.

Türk milliyetçiliğine başvuran yazar, Türk bakanların Hollanda’daki ve Avrupa’nın başka yerlerindeki konuşmalarına yönelik yasakları, Türkiye’deki yaklaşan referandumda “hayır” oyuna destek olarak gösterdi.

Erdoğan hükümetinin anayasa referandumundaki “evet” oyu kampanyasının ve Suriye’deki askeri müdahalesinin başlıca müttefiki olan faşizan MHP de AKP’ye destek verdi.

12 Mart’ta, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Türkiye’nin Hollanda’ya ve diğer Avrupa ülkelerine karşı daha ciddi adımlar atması gerektiğini belirtti. Yalçın, “Bundan yana bir endişemiz yoktur. MHP, alınacak ve alınması planlanan tedbirlerin yanında olacaktır. Bunu da buradan alenen ilan ediyoruz. Arkadaşlarımız kendi tavırlarını Avrupa ülkelerinde ortaya koyacaklardır.” diye ekledi.

Türk hükümet yetkililerinin ve onların medyadaki sözcülerinin nutukları gericidir ve temel bir siyasi yalana dayanmaktadır. Avrupa devletleri, Türk yetkililere yönelik şovenist ve İslamofobik yasakları, son tahlilde Avrupa ve uluslararası işçi sınıfını hedef alan daha geniş bir militarizm, toplumsal karşı-devrim ve aşırı sağ milliyetçiliğin yükseltilmesi gündeminin parçası olarak uygulamaktadırlar.

Bununla birlikte, Erdoğan’ın referandumu, milliyetçiliğe, kemer sıkmaya ya da savaşa karşı değildir. Aksine, bu referandum, Suriye’nin ABD önderliğindeki emperyalist paylaşımına askeri müdahalesini ve HDP’yi, PKK’yi ve Türkiye içindeki her tür siyasi muhalefet odağını ezme hamlelerini sürdürülebilmesi için, tüm yetkileri Erdoğan’ın elinde toplamayı amaçlamaktadır.

Erdoğan’ın anayasa değişikliklerini geçirmeye çalışırken sahip olduğu başlıca avantaj, onun burjuva muhaliflerinin iflasıdır. Referandumda “hayır” oyunu destekleyen, Avrupa Birliği (AB) yanlısı Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa’daki yasaklara AKP’nin milliyetçi söylemini benimseyerek tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu, saçma bir şekilde, Avrupa’daki yasakların “referandumla bir ilgisi yok” iddiasında bulundu. O, “Bu milli bir meseledir. Sağcısı, solcusuyla Türkiye'nin çıkarlarını savunmak her siyasi partinin ortak görevidir. Biz bu görevi yerine getirmeye hazırız.” diye devam etti.

Kılıçdaroğlu, 12 Mart’ta Adana’daki bir toplantıda yaptığı konuşmada, “Hükümete çağrıda bulunuyoruz. Lafla peynir gemisi yürümez. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanını Hollanda'ya sokmuyorlarsa, bakan, kendi büyükelçiliğine gidemiyorsa Hollanda'yla ilişkilerimizi askıya alın. Her türlü desteği vereceğiz.” dedi.

CHP’nin milliyetçi söylemi, onun AB’ye ve NATO ittifakı ile ABD emperyalizmine uzun süreli desteğiyle el ele gitmektedir.

NATO güçleri Erdoğan’ın referandumdaki olası yenilgisini, AKP hükümetinin yerine daha AB yanlısı bir hükümeti geçirmek için bir fırsat olarak görüyorlar. Bu, Türkiye’deki demokrasiyi savunmayacak, tersine tehdit edecek tümüyle gerici bir çabadır. Washington ve başlıca AB güçleri, Türkiye’deki dört başarılı askeri darbeyi (1960, 1971, 1980 ve 1997) desteklediler ve 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığına öfkeyle karşılık verdiler.

Bununla birlikte, AB’nin, Türkiye’de ve Avrupa genelinde onların toplumsal karşı-devrim ve militarizm politikalarına yönelik artan halk öfkesinin ortasında gerici milliyetçiliği kışkırtması, şimdilik, Türkiye’de Erdoğan’ın elini güçlendiriyor.