Dünya çapındaki Bilim Yürüyüşü’nün gündeme getirdiği konular

Bilim ve Sosyalizm

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin açıklaması
21 Nisan 2017

Cumartesi günü, binlerce bilim insanı ve fikir işçisi, kendilerini destekleyen öğrenciler ve emekçiler ile birlikte, dünya çapında Bilim Yürüyüşü’ne katılacak. Gösteri, büyük ölçüde, Trump yönetiminin bilimsel bilgiye ve araştırmaya yönelik saldırılarını protesto etmenin bir yolu olarak görüldüğü için, önemli bir karşılık buldu.

Sosyalist Eşitlik Partisi, bu gösteriyi memnuniyetle karşılamaktadır. Biz, tüm dünyadaki emekçileri, çevrenin dev kimya ve enerji şirketleri tarafından mahvedilmesine; kamusal eğitime yönelik –bütün bir genç kuşağın tüm yönleriyle insan kültürüne erişimini tehdit eden– saldırılara; bilimin egemen sınıfın ve ordunun kar gereksinimlerine tabi kılınmasına ve araştırma ve eğitim üzerindeki tüm sansür ve kısıtlamalara karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.

Bilim Yürüyüşü’nün çağrısı bu konulara değiniyor. Ancak onun açıklamasında yer alan ve bilime yönelik saldırıların “bir partililik meselesi olmadığı” ifadesinde özetlenen belirli sınırlara sahip. Bu sorunun doğru bir şekilde anlaşılması gerekiyor. Bilimin savunusu, yalnızca, kamusal eğitime yönelik saldırıdan, çevrenin bozulmasından, militarizmin yükselişinden ve bilimsel araştırmayı sansürleme ve bastırma çabasından hem Demokratların hem Cumhuriyetçilerin sorumlu olması bakımından “partiye bağlı değil”dir.

Bununla birlikte, bilimin savunusu, tarih boyunca olduğu gibi, Roma Katolik Engizisyonu’nun Galileo Galilei davasına kadar, son derece siyasidir. Her gerici hükümet ve sınıf, bilim insanlarına zulmeder ve bilimi kendi amaçlarına tabi kılmaya çalışır. Bilimin ve aklın ilerlemesi, her zaman, toplumun ve toplumsal ilişkilerin ilerlemesine bağlı olmuştur ve bu siyasi bir meseledir.

Bugünkü sorun, bilime yönelik saldırının kaynağının farkına varmaktır; çünkü bu saldırı, birdenbire Donald Trump’ın sınırlı beyninden çıkmadı. O, sadece, bilim dahil olmak üzere tüm insan faaliyetlerinin özel kara tabi kılındığı bir toplumsal sistemin en kaba ve en geri temsilcisidir. Bilim ve teknoloji toplumsal üretim gücünü muazzam şekilde geliştirmiş olduğu halde, bu üretim özel kapitalist mülkiyetin artan oranda akıldışı biçimleri içinde kapana kısılmış kalmaya devam ediyor.

Bu yüzden, bilimin savunusu, modern toplumdaki başlıca ilerici güç olan işçi sınıfının egemen seçkinlere karşı devrimci mücadelesinden ayrılamaz.

Bilim ve teknoloji, açlığın ortadan kaldırılmasını, hastalıkların tedavisini, cehaletin yok edilmesini ve bu gezegendeki her birey için düzgün bir yaşam standardını güvence altına almayı mümkün kılmış durumda. Fakat kar sistemi altında, devasa servet, bir avuç süper zenginin elinde tekelleştirilmiştir. Milyonlarca insan açlık çeker; milyonlarcası önlenebilir hastalıklardan ölür ve okullar, yollar, su şebekeleri ve diğer kamusal altyapı çökerken, sadece 8 milyarder insanlığın en yoksul yarısından daha fazla serveti elinde bulunduruyor.

Taşımacılıktaki devrimci gelişmelerden internetin icat edilmesine kadar modern teknoloji, insan etkileşiminin önündeki engelleri paramparça etmiş ve tüm insanlığın bütünleşmesini mümkün kılmıştır. Bizzat bilim, küresel işbirliği yoluyla gelişen insan girişimlerinin en uluslararası olanıdır.

Ne var ki, dünyanın ulus-devletlere bölünmüşlüğü nedeniyle, teknoloji baskının ve zulmün aracı haline getirilmiş durumda: dünya genelinde sığınmacıların ve göçmenlerin izinin sürülmesi; ABD-Meksika sınırında göçmenlere karşı duvarlar inşa edilmesi; Çin’in, bir milyar insanı dünyanın geri kalanından ayıran “büyük güvenlik duvarı” ve NSA’in tüm dünya halklarına yönelik devasa küresel casusluk aygıtı.

En kaygı verici olan, bilimin ve teknolojinin, ABD emperyalizminin başını çektiği rakip ulus-devletlerin elinde kitle imha araçları yoluna saptırılmış olmasıdır. 22 Nisan gösterisi, ABD medyasının ve Demokratik Parti’nin desteklediği Trump yönetiminin Suriye’ye füze fırlattığı, Afganistan’a Hiroşima ile Nagazaki’den bu yana en büyük bombayı attığı ve Kuzey Kore’ye karşı önleyici bir askeri saldırı tehdidinde bulunduğu, artan bir dünya savaşı tehlikesi koşullarında gerçekleşiyor.

Nükleer silahlı güçlerin dahil olduğu doğrudan bir askeri çatışma tehlikesi son derece gerçektir. Bilim insanları, bunun -eğer gezegendeki yaşamın değilse- uygarlığın imhası anlamına geleceğini herkesten daha iyi bilmektedir.

Peki, ileriye giden yol ne? Bilimsel çalışmayı savunmak ve ilerletmek isteyenlerin, kendi düşünme biçimlerindeki bir çelişki ile yüzleşmeleri gerekmektedir. Onlar, bilimsel yöntemleri, toplumun işleyişine ya da politikaya değil; doğa süreçlerine uygulamaya alışkınlar.

Bu, kısmen, insan soyu dahil değişkenlerin sayısının bilimsel çözümlemeyi daha karmaşık hale getirdiği sosyal yaşamın büyük karmaşasından kaynaklanıyor. Daha da önemlisi, bu, kendilerine benzersiz bir servet ve ayrıcalık sağlayan bir toplumsal sistemin işleyişine akılcı ölçütlerin uygulanması yönündeki çabalara karşı çıkan şirket egemen seçkinlerinin ideolojik egemenliğini yansıtmaktadır. Akademik çevre içinde, nesnel gerçeğe ve akla yönelik postmodernizmin ve diğer akıldışıcılık biçimlerinin öncülük ettiği saldırı, tüm bilimsel bilgi biçimlerini, her şeyden çok da toplum ve tarih bilimini hedef alıyor.

Bilim insanlarının, aklın modern toplumun gelişmesine uygulanması (ve savaşa ve diktatörlüğe son vermenin tek yolu) olarak sosyalizme yönelen Albert Einstein gibi büyük öncellerinin kavrayışlarına dönmenin yolunu bulmaları gerekiyor. Bu, devrimci politikasını nesnel gerçekliğin ve sınıfsal çıkarların çözümlemesine dayandıran Marksizmi incelemeye girişmek anlamına gelmektedir.

İşçi sınıfı, kapitalizme son verme ve eşitliğe, demokrasiye ve kolektif emeğin yarattığı servetin toplumsal mülkiyetine dayanan sosyalist bir toplum kurma kapasitesine sahip devrimci güçtür. Bu bilimsel kavrayışın doğruluğu, bu yıl 100. yıldönümünü andığımız ve işçi sınıfının Marksist bir parti önderliğinde iktidara geldiği Rus Devrimi’nde, pratikte kanıtlanmıştı.

İşçi sınıfı, bilimin yardımı olmaksızın ilerleyemez. Ama bilimin kendisi de, bilime toplumda gerekli kitle tabanını sağlayacak olan işçi sınıfının ilerlemesine ihtiyaç duyar. Son tahlilde, bilimin ilerlemesi (ve bir bütün olarak insanlığın ilerlemesi), işçi sınıfının yeni bir devrimci hareketinin canlanmasına bağlıdır. Sosyalist hareket, hem tüm biçimleriyle bilimsel gerçek arayışını hem de insanların eşitliği mücadelesini kendi bayrağının altında birleştirmektedir.