Devrim arşivlerinden

Devrimin Eşiğinde

Lev Troçki

Bu makale, 13 Mart 1917’de New York’taki Novy mir (Yeni Dünya) gazetesinde yayınlandı. Yazının Troçki’nin Devrimimiz kitabının 1918 baskısında “Bir Devrimin Öngününde” başlığı altında yayınlanan bir İngilizce çevirisi, M. J. Olgin tarafından düzenlenip çevrildi. Aşağıdaki, makalenin yeni bir çevirisi.

Petrograd sokakları bir kez daha 1905’in dilini konuşmaya başladı. Tıpkı o zamanki Rusya-Japonya savaşı sırasında olduğu gibi, işçiler ekmek, barış ve özgürlük istiyorlar. Tıpkı o zamanki gibi, tramvaylar çalışmıyor, gazeteler basılmıyor. İşçiler buhar makinelerinden buharın boşalmasına izin veriyor, tezgahlarını terk ediyor ve sokaklara dökülüyorlar. Hükümet Kazaklarını gönderiyor. Bir kez daha, 1905’te olduğu gibi, başkent sokaklarında görünen sadece iki güç var: devrimci işçiler ve Çarlık birlikleri.

Hareket, bir ekmek kıtlığı nedeniyle patlak verdi. Bu, elbette, rastlantısal bir neden değil. Gıda tedariki sıkıntısı, savaşan tüm ülkelerde kitleler arasındaki huzursuzluğun ve öfkenin en dolaysız, en keskin nedenidir. Savaşın tüm çılgınlığı, onların gözünde, şu bakış açısından açığa çıkıyor: yaşam araçlarını üretmek olanaksız; çünkü ölüm silahlarını üretmek gerekiyor.

Bununla birlikte, yarı resmi Anglo-Rus telgraf ajanslarının her şeyi geçici bir ekmek kıtlığına ve kar yığınlarına indirgeme girişimleri, tehlikenin yaklaşmasıyla birlikte kafasını kuma gömen devekuşu politikasının en saçma uygulamalarından biridir. Gıda tedariklerinin ulaşmasına geçici olarak engel oluşturan kar yığınları, işçilerin fabrikaları, tramvayları ve matbaaları durdurmasının nedeni değildir. Bu, işçilerin neden Kazaklara karşı koymak için sokaklara döküldüğünü de açıklamaz.

İnsanlar çabuk unutuyor ve -bizim saflarımızda bile- birçok kişi, mevcut savaşın Rusya’yı güçlü bir devrimci kaynama durumunda yakalamış olduğunu unutmayı başarmış durumda. 1908-1911’in berbat karşı-devrimci uyuşukluğunun ardından, Rus proletaryası, iki-üç yıllık endüstriyel yükseliş sırasında yaralarını iyileştirmeyi başarmış; çok geçmeden, Nisan 1912’de Lena Nehri’ndeki grevci madencilerin vurulması, Rus işçi kitlelerinin devrimci enerjisini yeniden canlandırmıştı. Bir grev dalgası ortaya çıktı. Savaştan önceki son yılda, ekonomik ve siyasi grevler dalgası, ancak 1905’te görülmüş olan seviyelere yükselmişti. 1914 yazında, Fransa Cumhurbaşkanı Poincaré (büyük olasılıkla, küçük ve zayıf ulusları nasıl kurtaracakları konusunda Çar ile pazarlık için) Petersburg’a geldiğinde, Rus proletaryası son derece devrimci bir gerilim halindeydi ve Fransa Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, dostu Çar’ın başkentinde İkinci Rus Devrimi’nin ilk barikatlarını kendi gözleriyle görebilirdi.

Savaş, devrimci dalgayı kısa kesti. On yıl önce Rusya-Japonya savaşı sırasında yaşanmış olan şey yineleniyordu. 1903’ün fırtınalı grev hareketlerinin ardından, savaşın ilk yılında (1904) ülkede neredeyse tamamen bir siyasi rehavet gözlemliyorduk: Petersburg işçilerinin savaşta yönünü bulması ve kendi talep ve protestolarıyla sokaklara dökülmesi için, o zaman 12 aya ihtiyaçları vardı. Bu, 1905’in 9 Ocak’ında, ilk devrimimiz resmen başladığında gerçekleştiği söylenebilir.

Şimdiki savaş, Rusya-Japonya savaşından karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Milyonlarca askeri “Anavatanın savunusu” için seferber etmiş olan Çarlık hükümeti, proletaryanın saflarını yalnızca dağıtmamış, onun ileri katmanlarının akıllarına muazzam önem taşıyan yeni sorular yerleştirmişti. Savaşın nedeni ne? Proletarya “anavatanın savunusu”nu üstlenmeli mi? Bir savaş sırasında işçi sınıfının taktikleri ne olmalı?

Bu arada, Çarlık, soyluluğun üst tabakaları ve onunla bağlantılı kapitalistler, savaş sırasında gerçek yüzlerini; sınırsız açgözlülükle gözü dönmüş ve kendi beceriksizlikleriyle felç olmuş cani yağmacı doğalarını bütünüyle açığa vurdular. Egemen seçkinlerin yağmacı iştahı, kitleler onların savaşın en önemli görevlerinin, savaştan kaynaklanmış olan sanayi ve gıda tedariki görevlerinin üstesinden gelmekte tümüyle aciz olduğunu görebilmesiyle aynı ölçüde arttı. Aynı zamanda, kitlelerin acıları birikti, büyüdü ve daha keskin hale geldi (savaşın, “Rasputin” Çarlığının canice anarşisi eliyle katlanmış kaçınılmaz sefaleti).

Savaştaki gelişmelerin etkisi altında, daha önce devrimci ajitasyonun belki de tek bir kelimesinin bile ulaştırılmamış olduğu geniş işçi kesimleri içinde, egemenlere yönelik şiddetli bir hoşnutsuzluk birikmişti. Aynı anda, işçi sınıfının ileri kesimi içinde, yeni olayları eleştirel bir şekilde yeniden işleme süreci yaşanıyordu. Rusya’nın sosyalist proletaryası, Enternasyonal’in en etkili partilerinin milliyetçiliğe sürüklenmesi eliyle indirilmiş olan darbenin etkisinden kurtuluyor ve yeni dönemin, bizi yumuşamaya değil, keskin devrimci mücadeleye çağırdığını anlıyordu. Petrograd ile Moskova’daki güncel olaylar, tüm bu içsel hazırlık çalışmasının sonucudur.

Tepede, aksak, tavizkar, parçalanmış bir hükümet. Tamamen parçalanmış bir ordu. Mülk sahibi sınıflar arasında tedirginlik, belirsizlik ve korku. Halkın alt sınıfları içinde derin hoşnutsuzluk. Olayların ateşi içinde sayıca büyüyen ve sertleşen bir proletarya. Tüm bunlar, bize, İkinci Rus Devrimi’nin başlangıcına tanık olduğumuzu söyleme hakkı veriyor. Umut edelim ki, birçoğumuz onun katılımcısı olsun.

Novy mir, 13 Mart 1917