Almanya askeri uçaklarını Türkiye’den çekiyor

Johannes Stern
13 Haziran 2017

Almanya bakanlar kurulu, Tornado keşif uçakları ve bir tanker uçağı ile birlikte 260 dolayında Alman askerini Türkiye’deki İncirlik hava üssünden Ürdün’e aktarma kararı aldı.

Savunma Bakanı Ursula von der Leyen (CDU, Hıristiyan Demokratik Birlik), Çarşamba günkü bakanlar kurulu toplantısının ardından, “Türkiye’nin halen Alman milletvekillerinin İncirlik’i ziyaret etmesine izin vermemesini göz önünde bulunduran bakanlar kurulu, bugün, Bundeswehr’i [Silahlı Kuvvetler] İncirlik’ten Ürdün’e taşımamızı kararlaştırdı” dedi.

Leyen, Bundeswehr’in 2015’in sonundan beri dahil olduğu ve aynı zamanda Suriye’deki Beşar Esad hükümetini hedef alan IŞİD karşıtı operasyonun sürdürülmesi konusunda bir meclis oylamasının gerekli olmadığını söyledi. “[Mevcut] yetki bir üs olarak İncirlik’i değil ama konuşlanma bölgesini belirttiği ve Suriye-Irak ve komşu devletler ile ilgili olduğu için, ortak görüş, yeni bir yetkiye gerek olmadığı yönünde.” Savunma bakanı, Suriye ile Irak’taki Alman askeri konuşlanmasının Ürdün’den devam edeceğini söyledi.

Alman askerlerinin Türkiye’den çekilmesi, dış politikada bir dönüm noktasıdır. NATO üyesi bir devlet, ilk kez, kuvvetlerini, siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle, bir başka üye ülkedeki destek üssünden çekmektedir.

ABD önderliğindeki askeri ittifak [NATO], Bundeswehr’in planlanan çekilmesi konusunda eleştireldi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “bu konuda Türk ve Alman hükümetleri ile düzenli temas halinde” idi ve bir NATO sözcüsü, Alman gazetesi Die Welt’e, “bu meselenin başka türlü çözülememesi üzücü” dedi.

Almanya’nın çekilmesinin resmi gerekçesi, AKP hükümetinin Almanya Federal Meclisi (Bundestag) milletvekillerine İncirlik’i ziyaret etme konusunda uyguladığı yasaktır. Bu yasak, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Pazartesi günkü Türkiye ziyaretinin ardından da kaldırılmadı.

AKP hükümeti, bu siyasi tutumu, Almanya’nın Temmuz 2016’daki başarısız darbeye karışmış Türk subaylara sığınma hakkı vermesine atıfta bulunarak gerekçelendirdi. AKP hükümetinin darbenin parçası olduklarından kuşkulandığı toplam 414 asker, diplomat, yargıç ve memur, Almanya’ya sığınma başvurusu yapmış durumda. Alman hükümetinin serbest bırakılmasını talep ettiği Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in Türkiye’de tutuklu olması da Ankara için bir “terör” ve casusluk” meselesi.

Almanya-Türkiye ilişkileri, Erdoğan’a karşı Amerikan ve Alman egemen çevrelerindeki bazı kesimlerin en azından örtülü destek sağladığı başarısız darbe girişiminden önce bile derin bir kriz içindeydi.

Bundestag, Haziran 2016’da, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yaklaşık 1,5 milyon Ermeni’nin toplu olarak katledilmesini bir “soykırım” olarak tanımlayan bir yasa tasarısını kabul etmişti. Erdoğan, o zaman, bu girişimin “iki ülke arasındaki diplomatik, ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilere zarar verebileceği” uyarısında bulunmuş ve Bundestag üyelerinin İncirlik’te bulunan Alman askerlerini ziyaret etmesini yasaklamıştı.

Son aylarda, Almanya ile Türkiye arasındaki siyasi çatışmalar yoğunlaştı. Alman yetkililer, Türkiye’deki anayasa referandumu öncesinde, AKP hükümeti üyelerinin çeşitli kentleri ziyaret etmesini yasakladı; Alman politikacılar ve medya, Almanya’daki Türkiyelilere karşı adeta bir nefret kampanyası örgütledi. Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’e (AfD) ve Hıristiyan Sosyal Birlik’e (CSU) ek olarak, Yeşiller ve Sol Parti de bu kampanyada özellikle öne çıkmıştı.

Sözde muhalefet partileri, şu anda bile hükümetin kararını destekliyorlar. Sol Parti’nin Bundestag Savunma Komitesi’ndeki temsilcisi Alexander Neu, partisinin gazetesi Junge Welt’te, hükümetin [çekilme] duyurusunu, “çok geç kalmış bir adım” olarak niteledi. Neu, şöyle yazdı: “Hükümet, bitmek bilmez ikircikli tavrın ardından, şimdi, Bundestag milletvekillerinin İncirlik’teki Alman askerlerini ziyaret hakkı konusundaki anlaşmazlıkta, Bundeswehr’i oradan çekmekten başka alternatifi olmadığı sonucuna varmış gibi görünüyor.”

Yeşillerin, ARD kanalına konuşan lideri Cem Özdemir, Türkiye’ye silah sağlanmasının da durdurulmasını talep etti: “Tek olası yanıt, şimdi askerlerimizi çekiyor olduğumuzu açıkça belirtmek olmalıdır. Ben, bu hükümete, yalnızca onlar [birlikler] çekildiğinde inanırım. Artık İncirlik’e destek verilmesin ve Türkiye’ye silah tedariki derhal durdurulsun.”

Bundeswehr’in Türkiye’den çekilmesinin ardında, kapsamlı jeopolitik sorunlar yatmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin çöküşü ve büyük güçler arasında artan anlaşmazlıklar bağlamında, Alman emperyalizmi, ateşli bir şekilde, kendisini bağımsız bir büyük güç olarak geliştirmeye ve Ortadoğu stratejisine yeniden yön vermeye çalıyor.

Özellikle Yeşillerin ve Sol Parti’nin temsilcileri, uzun süredir, Ankara ile çok yakın bir işbirliğinin Alman emperyalizminin operasyonlarını sınırladığına inanıyorlar. Onlar, Almanya’da yasaklanmış olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ilişkili olan ama Suriye’deki rejim değişikliği savaşındaki bir vekil güç olarak önemli bir rol oynayan PYD/YPG gibi Kürt milisler ile daha açık işbirliği yapılmasını savunuyorlar.

Bu bağlamda, Sol Parti’nin sözcüsü Katja Kipping şu uyarıda bulundu: “Tornadolar Ürdün’den havalansa bile, hiç kimse, onların keşiflerinin sonuçlarının NATO çerçevesi içinde Türk ordusuna aktarılmasını ve IŞİD terörüne karşı gerçek bir kale duvarı olan Suriye’deki Kürt birliklerine saldırmak için kullanılmasını göz ardı edemez.”

“Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak kalıp kalmayacağını ciddi olarak tartışmamız gerekiyor.” diyen Kipping, aynı zamanda, “derin bir siyasi kriz içinde” olan Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması hakkında düşünülmesini talep etti. Erdoğan “apaçık bir güvenlik riski” doğuruyor ve “Türkiye’deki hukukun üstünlüğünü ve özgürlüğü” yok etmekle kalmayıp, “aynı zamanda Suriye ile Irak’taki kendi yayılmacı planlarıyla, askeri krizi teşvik ediyor”du.

Sol Parti’nin Alman emperyalizmini ve NATO’yu Erdoğan’ın barışçıl bir alternatifi olarak pazarlama girişimi gülünçtür. Almanya, son 25 yılda, defalarca NATO’nun ve ABD’nin saldırganlık savaşlarında yer almıştır ve şimdi, savaş tehlikesini daha da arttırarak, giderek artan bir şekilde Amerikan “müttefiki”ne karşı hareket etmeye hazırlanmaktadır.

Gabriel, Washington’a son ziyareti sırasında, Almanya’nın sadece İncirlik’teki Tornado keşif uçaklarını değil, Konya’daki NATO “Awacs” keşif uçaklarındaki Alman personeli de çekeceği tehdidinde bulunmuştu. Ona göre, anlaşmazlık, “iki taraflı bir sorun”dan çok fazlasıydı. Amerikalılar, “eğer Bundeswehr’in oradan çekilmesi gerekirse, bunun IŞİD ile savaşta ne kadar ciddi sonuçları olacağının farkında” idi.

Dün [7 Haziran], Gabriel, Katar’a yönelik, ABD Başkanı Trump’ın desteklediği ve nihayetinde İran’ı hedef alan Suudi saldırısına ilişkin şiddetli bir kınama yayınladı. Gabriel Katar’a destek verdi ve Ortadoğu’nun “Trumplaştırılması”na karşı uyarıda bulundu. Açıklamaya göre, “Amerikan Başkanı Trump’ın Körfez monarşileri ile yaptığı son büyük silah anlaşmaları” yeni bir silahlanma yarışı riskini arttıracaktı. Bu, “tamamen yanlış bir politika ve kesinlikle Almanya’nın politikası değil”di.

Trump ve Suudiler Tahran ile bir çatışmaya doğru ilerlerken, Alman hükümeti İran’ın Ortadoğu’daki Alman ihracatı için yeni enerji kaynakları ve pazarlar geliştirmek üzere açılmasına bel bağlıyor. Berlin, kendi çıkarlarını dayatmak için, bölgede kendi askeri ittifaklarını oluşturmaya giderek artan oranda hazırdır.