KBY referandumu Ortadoğu’daki savaş gerilimini arttırıyor

Jean Shaoul ve Jordan Shilton
26 Eylül 2017

Irak’taki petrol zengini ve nüfusu ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşan Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), bugün, bir bağımsızlık referandumu düzenliyor. Oylamada, KBY’nin bağımsız bir devlet kurma çağrısının kabul edilmesi bekleniyor.

Washington uzun süredir KBY’nin bir koruyucusu işlevi görüyor. Ancak hem o ve Avrupalı emperyalist güçler hem de Irak merkezi hükümeti ile hepsi önemli bir Kürt nüfusunu barındıran Türkiye, İran ve Suriye bugünkü referanduma karşı çıkıyor.

Hükümet yetkilileri Pazar gecesine kadar referandumun düzenlenmesi durumunda ciddi sonuçları olacağı uyarıları yayınlayan Türkiye, KBY’nin referandumu iptal etmesi konusunda son derece kararlıydı. Referandumun Türkiye’nin, Irak’ın ve İran’ın ulusal güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirten Türkiye Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Barzani’yi aklıselime, elindeki ateşi bırakmaya ve bu ateşle oynamamaya davet ediyorum. Çözüm; referandumun iptalidir.” dedi.

ABD, kendi adına, bir Kürt bağımsızlığı girişiminin Bağdat’taki zaten kırılgan olan yönetimi daha da istikrarsızlaştıracağından ve tüm bölgede etnik-dinsel kardeş katliamlarını canlandıracağından; böylece onun, dünyanın bu en önemli petrol ihracatçısı bölgesi üzerinde dizginsiz egemenlik kurma yönelimine (özelinde kendisine bağlı yerel güçleri İran ile cepheleşme ve savaş için seferber etme planlarına) zarar vereceğinden korkuyor

ABD emperyalizmi, kendi yağmacı jeostratejik çıkarları peşinde, geçtiğimiz çeyrek yüz yıl boyunca, Ortadoğu’da, adeta kesintisiz şekilde, toplumları yıkıma uğratan ve devlet yapılarını ortadan kaldıran bir savaş sürdürdü. Bu süreçteki asli unsurlardan biri, Kürt milliyetçiliğinin teşvik edilmesi dahil, etnik ve mezhepsel bölünmeleri kışkırtmaktı.

Washington, George W. Bush’un 2003’te yasadışı bir şekilde Irak’ı istila etmesinin ardından, komşu KBY ile sıkı işbirliği içine girdi. Bu arada, Pentagon ve CIA, komşu Suriye’de, Şam’daki yönetimi değiştirme savaşında Kürtlerin baskın olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) destekledi.

KBY’nin ve Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) Başkanı Mesut Barzani, başkanlık görev süresi iki yıl önce bitmiş olmasına rağmen, referandumu, geçtiğimiz Haziran ayında yayınladığı bir kararname ile ilan etmişti. Referandum, bu ayın başlarında, KBY parlamentosunun toplantı için yeterli çoğunluğu zar zor sağladığı bir oturumunda kabul edildi.

Kürt milliyetçilerinin on yıllardır yaptığı gibi, emperyalist güçler ile pazarlık peşinde koşan Barzani, bugünkü oylamanın yalnızca danışma niteliği taşıdığını ve hemen bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ile sonuçlanmayacağını iddia ediyor.

Barzani’nin KDP’si dışında, Kürt seçkinlerinin çok sayıda kavgalı partisi arasında, Kürdistan İslami Birliği (KİB) referandumu tartışmasız biçimde destekliyor. Irak’ın eski devlet başkanı Celal Talabani tarafından yönetilen ve İran ile bağları olan ikinci büyük parti Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise, referandumu destekleyip desteklememe konusunda bölünmüş durumda.

Artan bölgesel anlaşmazlıklar

ABD’nin ve Avrupalı güçlerin düşüncesini yineleyen Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz Perşembe günü, “Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin gelecek hafta tek yanlı olarak bir referandum düzenleme planlarının olası istikrarsızlaştırıcı etkisi üzerine kaygı” ifade eden bir açıklama yayınladı.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile Savunma Bakanı James Mattis’in yanı sıra Britanya Savunma Bakanı Michael Fallon, Barzani’yi oylamayı iptal etmeye ya da en azından ertelemeye ikna etmek için, geçtiğimiz haftalar içinde KBY’nin başkenti Erbil’i ziyaret etmişti.

ABD emperyalizmi, referandumun yol açacağı siyasi ve muhtemelen askeri çatışmaların, onun Ortadoğu’daki başlıca doğrudan hedeflerine; Tahran’ın Suriye ile Lübnan’daki müttefiklerine yardım sağlayacağı bir koridor oluşturmasını engelleme ve İran ile topyekün bir çatışmaya hazırlanma amacına zarar vereceğinden korkuyor.

Kürt referandumu, Suriye’de ABD ile Esad yönetimi ve onun Rus ve İranlı destekleyicileri arasındaki savaşın, onlar bozguna uğramış IŞİD güçlerinin boşalttığı alanların kontrolünü ele geçirmeye çalıştıkları için yeni ve çok daha tehlikeli bir aşaması ufukta görünürken gerçekleşiyor. Geçtiğimiz hafta, Trump, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasını, İran’ı bir “suçlu” ve “haydut” devlet olarak suçlamak ve İran ile nükleer anlaşmayı önümüzdeki günlerde iptal edebileceğini belirtmek için kullandı.

Kürt referandumuna destek, onu açıkça onaylayan İsrail’deki Başbakan Benjamin Netanyahu’dan geldi. Tel Aviv, on yıllardır, kurulduğundan beri Barzani ailesi tarafından yönetilen KDP ile sıkı ilişkilere sahip. İsrail, İran sınırında bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını Tahran’a yöneltilmiş bir silah olarak görüyor. Erbil ile enerji devi Rosneft’in büyük yatırımlarını da içeren önemli ticari ilişkilere sahip olan Rusya ise, referandumu kınamaktan kaçındı.

Türkiye, kısa süre öncesine kadar, Barzani ve KBY ile sıkı ve kazançlı bir ilişkinin tadını çıkartıyordu. Ancak o, bir bağımsızlık sonucunun, KBY bölgesinde bağımsız bir Kürt devletinin doğması bir yana, Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt milliyetçisi ayrılıkçı güçleri canlandırabileceğinden korkarak referanduma şiddetle karşı çıkıyor.

Türk güvenlik güçleri, 1984 yılından bu yana, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) önderliğindeki başkaldırıya karşı, 40.000 dolayında insanın ölümüne, 40.000 köyün yıkılmasına ve bir milyon kadar insanın zorla yerinden edilmesine yol açan şiddetli bir savaş sürdürüyor.

Cumartesi günü, Türk parlamentosu, olağanüstü bir toplantıda, hükümete “ulusal çıkarlar” adına Suriye’ye ve Irak’a asker gönderme yetkisi tanıyan tezkereyi uzattı.

Ankara, KBY’deki referandumun, aynı zamanda, kuzey Suriye’deki PKK yanlısı YPG’yi (Halk Savunma Birlikleri), Türkiye sınırında denetimi altında tuttuğu özerk bölgeleri bağımsız bir devlete dönüştürmeye teşvik edeceğinden korkuyor. Washington Türkiye’ye Suriye’nin “bütünlüğünü” desteklediği güvencesi verirken, YPG, Suriye’deki ABD destekli vekil güçlerin belkemiği olarak belirmiş durumda.

Cuma günü, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt yetkililer, Washington’ı hiçe sayarak, semt, kent ve bölge düzeyinde planlanmış seçimlerin ilk aşamasını gerçekleştirdiler (onlar, Şam’ın bu seçimleri tanımaması durumunda, bunun bir bağımsızlık girişimine yol açabileceğini söylüyorlar).

Irak’ın mezhepsel bölünmesi

Referandum, yalnızca üç KBY vilayetini (Erbil, Dohuk ve Süleymaniye) değil ama Hanakin, Sincar, Mahmur ve petrol zengini Kerkük gibi “ihtilaflı topraklar”ı da kapsayacağı için özellikle tartışmalı.

“İhtilaflı topraklar” şu anda KBY’nin peşmerge güçleri tarafından kontrol ediliyorlar ama KBY’yi oluşturan kuzeydeki üç vilayetin kabul edilmiş sınırlarının dışında bulunuyor ve büyük bir Arap, Türkmen ve Arapça konuşan dinsel azınlık nüfusunu içeriyorlar.

Bu, Kürt olmayanların bağımsız bir Kürt devletine zorla dahil edilmesi ve şiddetli bir etnik çatışma tehlikesi olasılığını arttırıyor.

Bu, özellikle, İslam Devleti’nin (IŞİD) kuzey ve batı Irak’ta saldırıya geçmesinin ardından 2014’te peşmerge savaşçıları tarafından KBY topraklarına dahil edilmiş olan petrol zengini Kerkük vilayeti için geçerli. Hala IŞİD’in elinde bulunan Arap semti Hawija’nın dışta tutulmasıyla birlikte, Kerkük’te bağımsızlık yanlısı bir sonuç çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Diğer “ihtilaflı topraklar”, önceki Baas rejiminin Kürtlerin yerel etkisini kırmak için planlı olarak buralara Arapları yerleştirmesinin ardından, daha az homojen biçimde Kürtlerden oluşuyor.

Referandumun canlandırdığı kaygılar sonucunda, yerel Türkmen önderler Bağdat’a referandumu engellemek için Kerkük’te sıkıyönetim ilan etme ve askeri birlikler konuşlandırma çağrısı yaptılar.

Referandum, KBY içindeki kimi Kürt kasabalarında da tartışmalı. Bu ayın başlarında, KBY’yi oluşturan üç vilayetten biri olan Divala’da bulunan Mandalı’da düzenlenen ve sert çatışmalara yol açan gösterilerde, kasabanın referanduma dahil edilmesi protesto edildi.

Kürt bağımsızlığından yana olanların bazıları referandumun zamanlamasını sorguluyor ve onun, Barzani’nin Kürdistan’daki gücünü sağlamlaştırmaya ve Bağdat ile pazarlık gücünü arttırmaya yönelik bir taktik olduğunu iddia ediyorlar.

Geçtiğimiz Pazartesi günü, Irak parlamentosundaki referanduma karşı çıkan oylamanın ardından, Irak Anayasa Mahkemesi, referandumun askıya alınmasını ve yasallığının incelenmesi istedi. Irak anayasası, “Irak’ın birliği”ni güvence altına alıyor ve herhangi bir ayrılma hakkı tanımıyor.

Referanduma şiddetle karşı çıkması için siyasi muhaliflerinin giderek artan baskısına maruz kalan Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Irak’ın, “halkımızı, ülkemizin Kürt, Arap, Türkmen ve diğer etnik topluluklarını korumak için” güç kullanmaya başvurabileceğini açıkladı.

Kürt milliyetçiliğinin gerici karakteri

Britanya ve Fransa emperyalistlerinin Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Ortadoğu’ya dayatmış olduğu sınırların yeniden çizilmesi yoluyla bağımsız, kapitalist bir Kürt ulus devleti kurma girişimi gericidir. Bu girişim, bölgenin çok sayıda diğer halkları bir yana, Kürt işçilerinin ve emekçilerinin çıkarlarına hizmet etmeyecek; yalnızca, emperyalistlerin kışkırttığı milliyetçi, etnik ve dinci hareketlerin canlanması için uygun koşullar yaratacaktır.

Kürtlerin “kendi kaderini tayin hakkı” konusundaki söyleme rağmen, yüz yıldan uzun süreli deneyim, Kürt burjuvazisinin, Ortadoğu halklarının demokratik ve toplumsal özlemlerini gerçekleştirmenin önündeki başlıca engel olan emperyalizmden bağımsızlığı sağlama becerisine sahip olmadığını göstermiştir.

İrak’taki, İran’daki, Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürt halkı ayrımcılıkla karşılaşırken, kayıtlar, Kürt milliyetçisi partilerin ayrılıkçı ve toplulukçu programlarının işçi sınıfını etnik, kültürel ve dinsel temelde bölmekten başka bir şeye hizmet etmediğini ve herhangi bir demokratik ya da ilerici içerikten yoksun olduğunu göstermektedir.

Kürt burjuvazisi, kendi bencil sınıf çıkarları peşinde, defalarca, Kürtleri, kendi yağmacı hedeflerine ulaşır ulaşmaz Kürt halkını kendi yazgısı ile baş başa bırakan emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin piyonları ve vekilleri haline getirmişlerdir.

Washington’ın 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu’da sürdürdüğü savaş yönelimi, Kürt milliyetçilerini emperyalizmin araçları olarak açığa çıkarmıştır. Onlar, emperyalist yağmadan ve sömürüden alınacak Irak’ta sınırlı bir özerklik gibi birkaç kırıntı karşılığında, kendilerini emperyalizmin vekil güçleri olarak kiralamışlardır.

Kürt milliyetçileri, Washington Körfez Savaşı’nın ardından bir Kürt ayaklanmasının Bağdat tarafından ezilmesini örtülü bir şekilde desteklemiş olmasına rağmen, Irak’ın 2003 yılında ABD önderliğinde istila edilmesini memnuniyetle karşıladılar. Onlar, Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği ile Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi 1980-1988 Irak-İran savaşında karşıt tarafları desteklemiş olmasına rağmen, 2005’te kurulan rüşvetçi Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde güçlerini birleştirdiler.

KBY ABD işgalinde işbirliği yaptı ve şimdi onun önderliğinde IŞİD’e karşı sürdürülen savaşta önemli bir rol oynuyor. O, etnik olarak çeşitlilik içeren Sünni Arap çoğunluğa sahip Musul’da IŞİD’e karşı emperyalistler önderliğinde gerçekleştirilen kanlı saldırıya insan gücü sağladı. Bu katliam sırasında, çok sayıda rapor, Kürt güçlerin, Arapları ve diğer azınlıkları bir Kürt devletine dahil etmeyi tasarladıkları bölgelerden sürmeyi amaçlayan açık etnik temizlik faaliyetlerine işaret ediyor.

Kürt halkının büyük çoğunluğunun bir bütün olarak Ortadoğu çapındaki işçiler ve emekçiler ile birlikte karşılaştığı baskının üstesinden, yalnızca emperyalizmin bölgedeki egemenliğine karşı birleşik bir mücadele ile gelinebilir.

Rus Devrimi’nin Lenin ile birlikte önderi olan Lev Troçki’nin sürekli devrim teorisinde belirtmiş olduğu gibi, gecikmiş kapitalist gelişme aşamasında bulunan ülkelerdeki yerine getirilmemiş demokratik görevler, yalnızca sosyalizm uğruna mücadelenin bir parçası olarak yerine getirilebilir. Böyle bir program uğruna mücadele, Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel eksenlerde yeniden bölünmesini değil; işçilerin ve emekçilerin, dünya sosyalizmi uğruna mücadelenin bir parçası olarak Ortadoğu Birleşik Sosyalist devletleri için mücadeledeki birliğini gerektirmektedir.