Almanya’daki Thyssen ile Tata Steel’in birleşmesi

Sendika destekli çelik toplu sözleşmesine “Hayır” oyu verin! Tüm işleri savunun!

Sosyalist Eşitlik Partisi (Almanya)
26 Ocak 2018

IG Metall sendikası, şu anda, Alman ThyssenKrupp şirketinin tüm noktalarında, Noel’den kısa süre önce ThyssenKrupp ile görüştüğü bir toplu sözleşme üzerine oylama düzenliyor. Toplu sözleşme, Almanya’nın en büyük çelik üreticisinin Hindistanlı Tata Steel ile birleşmesini tamamlayacak. Birleşmenin hedefi, Almanya’da ve Britanya’da maliyet düşürücü modernleştirme önlemlerini ve toplu işten çıkarmaları gerçekleştirmektir.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), Almanya’daki altı noktadaki yaklaşık 27.000 çelik işçisini toplu sözleşmeye karşı çıkmaya ve “Hayır” oyu vererek onu engellemeye çağırıyor. “Hayır” oyu, çelik fabrikalarında eylem komitelerinin kurulması ve tüm işlerin ilkeli bir şekilde savunulması için Britanyalı çelik işçileri ile ortak mücadele yöntemlerinin örgütlenmesinin başlangıcı olmalıdır.

IG Metall, başlangıçta, toplu sözleşmeyi gizli tutmak niyetindeydi. Sendika, sözleşmeye ilişkin herhangi bir ayrıntı vermeksizin oylama düzenlemeyi planlıyordu. Ancak o, işçilerin protestolarının ardından, işçilerin anlaşmaya erişmesine izin verdi.

ThyssenKrupp denetim kurulu başkan yardımcısı ve IG Metall’in sekreteri Markus Grolms gibi önde gelen sendika yetkileri, Rheinische Post’a, iş “güvencesi artık uzun bir süre geçerli olur” diye konuştular. ThyssenKrupp’taki merkezi iş konseyinin başkanı Günther Back, gösterişli bir şekilde, işlerin ve yerlerin dokuz yıllığına ve fazla işçi korumasından dolayı etkin bir şekilde on yıllığına güvence altına alınacağını duyurdu.

Toplu sözleşmenin daha yakından incelenmesi, durumun böyle olmadığını ortaya koymaktadır. IG Metall, açık bir şekilde, “personel düzenlemeleri”ni, yani işten çıkarmaları kabul etmiştir.

Anlaşmanın 8. paragrafı, “Taraflar, bu toplu sözleşme sırasında toplumsal açıdan kabul edilebilir şekilde gerçekleştirilecek gerekli personel düzenlemelerini kabul eder.” diye belirtiyor. Sadece, “zorunlu işten çıkarmalar” 30 Eylül 2026’ya kadar bildirilmeyecek.

Resmi olarak, ThyssenKrupp’ta onlarca yıldır zorunlu işten çıkarma söz konusu olmamış; yine de binlerce iş ortadan kaldırılmıştır.

“Zorunlu işten çıkarmaları önleme” formülü, IG Metall’in ve onun iş konseyi üyelerinin çelik sanayisinde ve diğer büyük sektörlerde işten çıkarmaları düzenlemek için kullandığı formüldür. 30 yıl önce Duisburg-Rheinhausen’deki Krupp tesisinde, 2014’te Opel’in Bochum fabrikasında ve bir yıl sonra Finlandiyalı çelik üreticisi Outokumpu’ya (önceden ThyssenKrupp’a) ait olan komşu fabrikada olan buydu.

Toplu sözleşme, birleşme sırasında 2.000’i Thyssen’de 2.000’i Tata’da olmak üzere ThyssenKrupp’tan 4.000 işçinin çıkarılmasını engellemeyecek ama bu, onun maddelerine göre planlanıp gerçekleştirilecek. Toplu sözleşme, ikinci bir işten çıkarma dalgasına bile izin vermektedir.

IG Metall, 9. paragraftaki “yer güvencesi” bölümünde, şirkete, yer güvencesi ne olursa olsun, “Sanayi İlişkileri Kanunu’nun 111 FF maddesine göre toplumsal açıdan kabul edilebilir çözümlerle, tekil tesisleri ve/veya bölümleri bir operasyon değişikliğine tabi tutma seçeneği” veriyor. Sözü geçen paragraflar, sendikaların işçilerin işsizliğe geçişinin düzenlenmesinde yer aldığı “sosyal planlar”ın oluşturulmasını içermektedir.

Duisburg-Hüttenheim ağır saç çelik fabrikasındaki işçilerin, Bochum’daki sıcak haddelenmiş çelik fabrikası ve Kreuztal-Eichen’deki rulo kaplama tesisindeki işçilerin yazgısı şimdiden belirlenmiş durumda. Bu fabrikaların yaşama yeteneği, “30.09.2020’ye kadar, devam etme olanağı olup olmadığına karar vermek üzere yeniden incelenecek.” Bu üç tesis için yer güvenceleri 2021 sonunda sona erdiği için, sonuç şimdiden açıkça belirlenmiştir.

Thyssen’in yaptığı ve IG Metall ile iş konseyi yetkilileri tarafından övülen yıllık 400 milyon avroluk yatırımlar, işleri korumayı değil ama onları sorunsuz bir şekilde ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır ve beklenen sosyal plan masraflarını karşılamak üzere kullanılacaktır. Bu yüzden, “Yatırım planlama” başlıklı 10. paragraf, 2021 sonunda kapatılabilecek olan tesislerde “kısa süreli istihdam güvencesini yerine getirebilmeyi” sağlamak için yatırım planlandığını doğrulamaktadır. Bu teklifler hakkında daha fazla ayrıntı veren mali planlar, sendikanın işçilerden sakladığı bir ekte sıralanıyor.

IG Metall, toplu sözleşmenin içindekileri özetleyen ve kabul edilmesini tavsiye eden bir broşürde, Duisburg, Bochum ile Kreuztal’daki üç tesiste üretimin sona erdirilmesine bakılmaksızın, bu yerlerin Eylül 2026’ya kadar açık kalacağını iddia ediyor. Bunun toplu sözleşmede hiçbir dayanağı yoktur.

IG Metall, önceki durumlarda olduğu gibi, şimdiden “yıkım ekibi”ni, yani fabrikayı sökecek birkaç çelik işçisini organize ediyor. Bunun başlıca amacı, çoğu işçinin değil ama bu üç tesisteki iş konseyi üyelerinin “işleri”ni korumaktır.

Aslında, toplu sözleşmenin büyük kısmı sendika ve iş konseyi yetkililerinin makamlarıyla ilgilidir. 3. paragraf, bir “Avrupa iş konseyi” kurulmasını teklif etmekte; 4. paragraf, “şirket eş yönetimi”nin sürdürülmesini; 6. paragraf, ThyssenKrupp iş konseyinin devam etmesini; 7. paragraf ise şirketin tesis anlaşmalarını ele almaktadır.

5. paragraf, bir “çalışanlar yürütme komitesi (EEC)” kurulmasını teklif ediyor. Bu kurul, yeni iş ortaklığından altı müdürden ve üçü Tata’dan, üçü de ThyssenKrupp’tan (iki iş konseyi üyesi, bir IG Metall yetkilisi) olmak üzere altı sendika temsilcisinden oluşacak: “Bu kurul, stratejik diyalog için yılda üç kez toplanacak.”

IG Metall ve iş konseyi yetkilileri için belirleyici etmen, “Alman eş yönetim hakları”nın ve dolayısıyla, kendilerinin yeni şirket içindeki ayrıcalıklarının korunmasıydı. Bunu sözleşmeye koyduran yetkililer, şimdi toplu sözleşmeyi kabul ettirmek ve toplu işten çıkarmaları organize etmek istiyorlar.

Bu yüzden, toplu sözleşmenin reddedilmesi, sendika ve iş konseyi mafyasına karşı bir başkaldırının başlangıcı haline gelmelidir. IG Metall’in ve onun iş konseylerinin deli gömleğinden kurtulmak gerekiyor. İş hakkı, şirketin, yatırımcılarının, yönetim kurulu üyelerinin ve onların sendikalardaki uşaklarının kar çıkarlarına kurban edilemeyecek temel bir haktır.

Toplu sözleşmenin reddedilmesi ve ThyssenKrupp ile Tata Steel’deki tüm işleri savunma mücadelesi, fabrikalarda giderek artan muhalefetin ve sınıf mücadelesinin birçok ülkedeki geri dönüşünün bir parçasıdır. İki hafta önce, Romanya’daki Ford işçileri, şirketin denetimindeki sendikanın geniş çaplı tavizler dayatmaya çalıştığı bir toplu sözleşmeye karşı greve gittiler.

Fransa’da işçiler, Macron hükümetinin, Almanya’daki Gündem 2010’dan bile daha kötü sonuçları olacak olan ve sendikalarca desteklenen emek piyasası reformlarına direniyorlar. Bu yılın başından beri, İran’da ve Tunus’ta kitlesel protestolar gerçekleşti ve Yunanistan’da on binlerce işçi, Syriza hükümetinin kemer sıkma politikalarını ve grev hakkına yönelik saldırısını protesto etmek için grev yapıyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi, çelik işçilerini, “Hayır” oyu vermeye ve daha geniş bir siyasi seferberlik geliştirmek için inisiyatif almaya çağırıyor. Bu amaçla, çelik sektöründe planlanan işten çıkarmalara karşı mücadele, metal ve elektronik sektörlerindeki yaklaşık 4 milyon işçinin mevcut toplu sözleşme mücadelesi ile bağlantılandırılmalıdır.

Mevcut uyarı grevlerinin genişlemesi, Alman hükümetine ve Berlin’de yeni bir büyük koalisyon kurma planlarına karşı siyasi bir harekete dönüştürülmelidir. Söz konusu partiler, aylardır, halkın arkasından, dış ve iç politikada keskin bir sağa kayış gerçekleştirecek olan yeni bir hükümetin kurulması üzerine görüşüyorlar.

IG Metall, rolünü, fabrikalardaki işçilerin radikalleşmesi karşısında denetimi sürdürme ve bu radikalleşmeyi bastırma olarak görüyor. Bu yüzden, Sosyalist Eşitlik Partisi, çelik işçilerini ve metal ve elektronik sektöründeki işçileri mücadelenin gidişatını kendi ellerine almayı çağırıyor. Bu, bizzat işçilerce kontrol edilen yeni mücadele örgütlerinin, eylem komitelerinin kurulmasını gerektirmektedir. Bu komiteler, işçi sınıfının Almanya’da, Avrupa’da ve uluslararası ölçekte en geniş siyasi seferberliği için mücadele etmelidir.

Ücretlerin, işlerin ve toplumsal kazanımların savunusu, uluslararası bir perspektifi gerektiriyor. Ulusötesi şirketler ve bankalar, işçi sınıfına karşı savaşlarında uluslararası bir strateji izliyorlar. İşçiler de kendi çıkarlarını savunmak için uluslararası bir sınıf mücadelesi stratejisi geliştirmeliler. Eylem komiteleri Almanya, Avrupa ve dünya genelinde birbirlerinin mücadelelerini desteklemeleri için işçiler arasında bağlar kurmalıdır.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP) grevleri yayma ve uluslararası ölçekte geliştirme yönündeki her ciddi girişimi desteklemeye hazırdır.