Türkiye Suriye’nin Kürt bölgesinde ilerlerken çatışmalar şiddetleniyor

Bill Van Auken
27 Ocak 2018

Türkiye’nin “Zeytin Dalı Harekatı” Pazartesi üçüncü gününü tamamlarken, Suriye’nin kuzeybatısında çatışmalar şiddetle devam etti. Türk özel kuvvet askerleri ve sözde Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye destekli İslamcı milisleri, doğudaki Azez kasabasından ilerleyerek, Afrin kentine yönelik saldırılarında ikinci bir cephe açtılar. Belirgin amaç, YPG güçlerini güneye sürmek ve Türkiye sınırından uzaklaştırmak. Daha önce, ilerleyen Türk güçleri ile YPG savaşçıları arasında Afrin kentinin kuzeybatısındaki iki köyün kontrolü için şiddetli çatışmalar yaşandığı bildirilmişti.

Hem Washington’ın hem de Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşileri ile birlikte Türkiye’nin desteğiyle bir rejim değişikliği operasyonu olarak başlatılmış olan yedi yıllık savaştaki bu yeni cephe, NATO içindeki ve ABD ile Avrupa arasındaki zaten şiddetli olan gerilimleri daha da arttırırken, ABD emperyalizminin bölgedeki askeri stratejisini altüst etme tehlikesi yaratıyor.

Washington’ın Suriye’deki müdahalesinin başlıca vekil gücü işlevi gören bir Kürt milis gücünün unsurlarına karşı düzenlenen bu saldırı, görünüşteki NATO müttefikleri (ABD ile Türkiye) arasındaki ilişkilerde yeni bir düşük noktaya işaret ediyor. Bu bağlar, Ankara’nın NATO’nun itirazlarına rağmen Rusya’dan gelişmiş hava savunma sistemleri satın alarak Moskova ile yakınlaşması ve Washington’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetine karşı 2016’daki başarısız darbeye örtülü destek sağladığı suçlamaları üzerinden zaten ciddi şekilde zarar görmüş durumdaydı.

Pazartesi günü, Beyaz Saray, Türk saldırısının Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) “nihai yenilgisini garantiye alma yönündeki uluslararası çabaların dikkatini dağıttığı” uyarısında bulunan bir açıklama yayınladı. IŞİD hem Irak’ta hem de Suriye’de zaten ağır bir yenilgiye uğratılmış olduğu için, Washington’ın gerçekte kastettiği şey, Türk harekatının ABD’nin bölgede egemenliğini ileri sürme ve Rusya ile İran’ın etkisini ortadan kaldırma çabalarını bozmasıdır.

Pentagon’un geçtiğimiz hafta açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinin ortaya koyduğu üzere, ABD ordusunun önceliği artık sözde terörle mücadele değil; hem Rusya hem Çin ile savaşı kapsayan bir “büyük güç” çatışmasına hazırlıktır.

Beyaz Saray'ın açıklaması, devamında, Washington'ın “Türkiye’yi, askeri harekatlarını ve söylemini dizginlemeye; operasyonlarını genişlik ve süre açısından sınırlamaya; insani yardımın devamlılığını sağlamaya ve sivil kayıplardan kaçınmaya” çağırdığını belirterek devam ediyordu.

Açıklama, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile Savunma Bakanı James Mattis’in daha önceki açıklamalarından biraz daha sertti. Londra’da konuşan Tillerson da “itidal” çağrısında bulundu ama “Türkiye’nin, yurttaşlarını, Suriye’den Türk yurttaşlarına ve Türk topraklarına saldırı düzenleyebilecek terörist unsurlardan koruma meşru hakkını tanıyor ve bütünüyle anlıyoruz.” diyerek, Türk istilasını meşrulaştırıyor göründü.

Bir muhabirin, Suriye çatışmasının iki NATO üyesi arasında doğrudan bir çatışma haline gelip gelemeyeceği sorusu, devam eden krizin derinliğine işaret ediyordu. Tillerson, buna, “Karşı karşıya gelen iki NATO müttefiki göreceğinizi düşünmüyorum.” yanıtı verdi.

Mattis de, benzer şekilde, “Türkiye'nin haklı güvenlik kaygıları var” diye belirtti ve Ankara “bize danışarak uçakları kaldırmadan önce, bunu yapacağı konusunda bizi bizi uyardı.” diye ekledi.

NATO, ancak Washington’ın onayıyla yayınlanabilecek bir açıklamayla ABD’nin tavrını yineledi. Açıklamada, “Türkiye dengesiz bir bölgede bulunuyor ve terörizmden önemli derece zarar gördü. Tüm ülkeler kendilerini savunma hakkına sahiptir ama bunun orantılı ve ölçülü bir şekilde yapılması önemlidir.” deniyordu.

Afrin’deki Kürt gücünün Suriye’nin kuzeydoğusunda silahlandırıp destekledikleri Kürt milisler ile aynı olmadığını iddia eden ABD’li yetkililer, onunla aralarına mesafe koymaya bile çalıştılar. Bu, YPG egemenliğindeki ABD vekil gücü Suriye Demokratik Güçleri (SDG) önderlerinin Türk saldırısına karşı koymak için doğudan Afrin’e takviye göndermeyi tartıştığı gerçeğiyle gözler önüne serilmiş katıksız bir safsatadır.

ABD’nin itidal çağrıları, Pazartesi günü Ankara’da bunlara sert bir açıklamayla tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinde pek etkili olmuş görünmüyor. Erdoğan, Türkiye’nin Afrin’deki askeri harekatından “geri adım atmayacağı”nı ilan etti.

Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'ndeki Ankara Sanayi Odası Ödül Töreni'nde konuşan Erdoğan, “ABD süre belli olmalı, fazla uzun olmamalı diyor.” dedi ve ekledi: “Ben de ABD'ye soruyorum, sizin Afganistan'da süreniz belli oldu mu? Ne zaman bitecek, Hala Irak'tasınız. Bunun süresi olur mu?"

Türkiye cumhurbaşkanı, ayrıca, Afrin’deki harekatın, YPG milislerinin hala bölgede konuşlu bulunan ABD özel harekat güçlerinin yardımıyla IŞİD’den aldığı Fırat Nehri’nin batısındaki Menbiç’e genişletileceğini söyledi. Erdoğan, Cumartesi günü yaptığı bir konuşmada, “Irak sınırına uzanan terör koridorunu imha etme” sözü vermişti. Pazartesi günü Suriye’nin doğusundaki sınırda karşılıklı ateş açıldığı yönünde haberler geldi.

Türkiye’nin açıklanmış amacı, Suriye içinde 30 kilometre uzanan kendi tampon bölgesini kurmaktır. Erdoğan, ayrıca, Kürt halkını uzaklaştıracak bir etnik temizlik operasyonu olasılığını gündeme getirecek şekilde, Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyeli sığınmacının bölgeye geri dönmesinden söz etti.

Erdoğan, ABD’nin YPG’yi kullanmasına ilişkin, “Bu hain projenin hedefinin Türkiye olduğunu görmemek için aptal olmak gerekir.” dedi ve ekledi: “Biz parayla bu silahları istedik vermediler, terör örgütüne ücretsiz veriyorlar. Nasıl oluyor da biz stratejik ortak oluyoruz.”

Türkiye’nin saldırısı, Washington’ın, Suriye’nin Türkiye ile olan kuzey sınırının ve Irak ile olan doğu sınırının kontrolünü ele alacak ve büyük kısmı YPG’lilerden oluşan 30.000 kişilik bir sınır güvenliği gücü kurduğunu açıklamasıyla tetiklendi.

Washington, Türkiye’den gelen protestolar karşısında, bir sınır gücü kurmadığını ama 2.000’den fazla askerini süresiz olarak Suriye’de tutacağını iddia eden, ikna edici olmayan bir düzeltme yaptı. Bu gücün görevi, Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine karşı rejim değişikliği savaşını sürdürmeyi ve İran ile Rusya’nın etkisine karşı koymayı kapsıyor.

Hurriyet Dailiy News gazetesi, Pazartesi günü, şunları yazdı: “Eğer ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile toplantısından sonraki gün, 17 Ocak’ta, Türkiye’yi destekleyen daha açık bir mesaj vermiş olsaydı, durum farklı gelişebilirdi. ABD’nin Türkiye’nin güvenlik kaygılarına açık ilgisizliği, Ankara’yı, varoluşsal bir tehdit olarak algıladığı şeye müdahale etmek için Rusya’nın desteğini aramaya sevk etti.”

Moskova da, Türk harekatından, ABD’nin, Kürtlerin hakimiyetindeki bir sınır gücüyle Suriye topraklarını işgal etme tasarısına ilişkin kışkırtıcı açıklamasını sorumlu tuttu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Pazartesi günü, “Washington Kürtler arasındaki ayrılıkçı duyguları aktif biçimde teşvik etti ve bunu sürdürüyor.” dedi ve ekledi: “Bu, ya duruma ilişkin bir kavrayış yoksunluğudur ya da kesinlikle bilinçli bir kışkırtmadır.”

Erdoğan, hükümetinin saldırıyı “Rus dostlarımızla” konuştuğunu ve “anlaşmaya vardıkları”nı söyledi.

Moskova bu tür bir anlaşmayı doğrulamazken, Afrin’de bulunan az sayıdaki askerini çekti ve Türk savaş uçaklarının, etkin bir şekilde kontrol ettiği Suriye hava sahasında bombardıman yapmasına karşı çıkmadı.

Haberlere göre, Türkiye ayrıca, planları hakkında Esad hükümeti ile iletişim kurmada Moskova’yı aracı olarak kullanmış. Bazı haberlere göre, Ankara, 2011’de koparmış olduğu diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı ve Suriye sınırında sınırsız hareket özgürlüğü karşılığında Esad hükümetini tanımayı teklif etmiş. Görünen o ki, Moskova ve Şam, Washington’ın Suriye içinde kendi kontrol bölgesini oluşturma planlarına karşı koymanın bir aracı olarak Ankara’nın gerici hedeflerini kabul etmeye razı.

Washington’ın Suriye’deki ve Ortadoğu genelindeki tek taraflı eylemleri ve Rusya’ya karşı giderek daha savaşçı hale gelen tehditleri de, onunla Batı Avrupalı eski müttefikleri arasında ciddi bir çatlak yaratmış durumda.

Bu ayrışma, Pazartesi günü, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ABD büyükelçiliğinin önümüzdeki yıl Kudüs’e taşınacağı sözünü verdiği İsrail parlamentosunun önüne çıktığı sırada, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın Brüksel’de, sözde iki devletli bir çözümün parçası olarak “ortak başkent” Kudüs’e desteklerini yineleyen Avrupa Birliği bakanları ile görüşmesiyle vurgulandı.

ABD’nin Suriye’deki emperyalist politikasının krizinin derinliği, açık ifadesini, sahte solun bir kesiminin tepkisinde buldu. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) onursal dilbilim profesörü ve ABD dış politikasının sözde radikal eleştirmeni Noam Chomsky’nin önderlik ettiği bir grup “aktivist” ve akademisyen, Türkiye’nin Suriye’deki harekatını ve “ABD’nin onu durdurma konusundaki hareketsizliği”ni kınayan bir açıklama yayınladı. Bu çağrının ABD emperyalizmi üzerinde oluşturacağı etki, bu kez resmi bir müttefikinden ve fiili bölgesel rakibinden gelen bir meydan okumaya karşı egemenliğini ileri sürmesi için, insan hakları adına, Ortadoğu’daki katliamın büyük çapta tırmanmasına yol açabilecek şekilde yeni bir savaş başlatmaktır.