Rusya destekli Suriye barış görüşmelerinde anayasa konusunda anlaşmaya varıldı

Jordan Shilton
5 Şubat 2018

Bu hafta Karadeniz’deki tatil kenti Soçi’de düzenlenen Suriye çatışması üzerine Rusya destekli barış görüşmelerinde, katılımcılar, savaştan harap olan ülke için yeni bir anayasayı görüşme konusunda bir anlaşmaya vardılar. ABD, Fransa ve Britanya tarafından boykot edilen görüşmelerin sona ermesinden bir gün sonra, Trump yönetimi, yeni bir Amerikan askeri saldırısı olasılığını arttıracak şekilde, Esad yönetiminin kimyasal silahlar geliştiriyor olduğuna ilişkin yeni ve kanıtlanmamış iddialar gündeme getirdi.

Anlaşma, Soçi diyaloğunu destekleyen üç ülke olan Rusya’ya, Türkiye’ye ve İran’a, anayasa komitesinin biçimlendirilmesinde önemli etki sağlayacak. Her üç ülke de, içinden komite üyelerinin seçileceği 50 adaylık bir liste sunacak. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan muhalefet grubu Suriye Yüksek Görüşme Komitesi de (YGK) temsil edilecek.

YGK temsilcileri, süreçten dışlandıklarını iddia ederek konferansa katılmayı reddettiler. Onlar, toplantının tanıtımında Suriye’nin mevcut bayrağının ve Esad yönetiminin diğer sembollerinin kullanılmasıyla karşılaşmalarının ardından, protesto olarak havaalanında kaldılar. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un konuşması sırasında sözünün kesildiği toplantıda bile bölünmeler vardı.

Suriye’nin BM temsilcisi Staffan de Mistura’nın görüşmelerde hazır bulunması, ABD’nin ve Batılı müttefiklerinin, Esad yönetiminin iktidarda kalmak için Rusya’nın ve İran’ın desteğine bel bağladığı Suriye’deki zayıflamış konumunun bir itirafıydı. Eğer BM’nin Cenevre görüşmelerinin bir sonraki turu yeni bir anayasayı görüşme teklifini kabul ederse, bu, Esad yönetiminin geleceği sonraki bir tarihe kadar ertelenmiş olacağı için, Moskova’nın Washington zararına bir zaferi olarak yorumlanacak.

Ancak gelecekteki görüşmeler, sonucu ne olursa olsun, Suriye çatışması ile iç içe geçmiş ve tüm Ortadoğu’ya yayılmış, hızla yoğunlaşan emperyalist ve büyük güç rekabetini çözmek için hiçbir şey yapmayacaktır. ABD, 2011’de, Obama yönetimi altında, Şam’da rejim değişikliği gerçekleştirmek amacıyla, yarım milyonu aşkın cana mal olan Suriye iç savaşını başlatmıştı. Bu, ABD’nin, başlıca rakipleri Rusya’ya ve Çin’e karşı, enerji zengini ve stratejik açıdan önemli Ortadoğu üzerindeki tartışmasız denetimini sağlamlaştırmak için çeyrek yüzyıl önce birinci Körfez Savaşı ile başlattığı daha uzun dönemli bir stratejinin parçasıydı. ABD’nin başlattığı savaşlar, milyonlarca insanın ölümüne, milyonlarcasının da yerinden yurdundan edilmesine yol açtı.

Trump yönetimi, geçtiğimiz ay yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Suriye müdahalesinin gerçek karakterini kabul etti. Belge, açıkça, ABD’nin emperyalist çıkarlarına yönelik başlıca tehdidin 11 Eylül 2011’den beri bir dizi canice savaşı gerekçelendirmek için kullanılmış olan sahte “terörle mücadele” değil; giderek artan büyük güç çatışmaları olduğunu ilan etti.

Washington, Suriye’deki ve Ortadoğu genelindeki hedeflerine ulaşmakta açıkça başarısız olmuştur. Ortadoğu’daki başlıca müttefikinin çökmesini engellemeye kararlı olan Rusya Suriye’deki varlığını genişletirken, İran da bölgesel etkisini arttırdı ve Tahran’dan Lübnan’a uzanan bir kara köprüsü açmaya yaklaştı. Bunun yanı sıra, ABD ile Almanya’nın önderlik ettiği Avrupalı eski müttefikleri arasındaki bölünmeler keskinleşmiş durumda. Onlar, her zamankinden daha açık bir biçimde, Ortadoğu’daki kendi emperyalist emellerini ABD’den bağımsız bir şekilde ileri sürüyorlar.

Ayrıca, ABD ile görünüşteki NATO müttefiki Türkiye arasında da bir gedik açılmış durumda. Soçi’de görüşmeler başlarken, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesi Afrin genelinde çatışmalar şiddetle devam ediyordu. Geçtiğimiz ay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK), Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) bağlı Kürt birliklerini Afrin’den ve sınır bölgelerinden çıkarmak üzere Suriye’ye girme emri verdi. Türkiye, PYD savaşçılarını, Ankara’nın otuz yılı aşkın süredir kanlı bir savaş yürüttüğü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Suriye şubesi olarak görüyor.

Çatışma, Türk kuvvetleri ile onların Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) müttefiklerini, giderek artan şekilde, ABD askerlerince eğitilip ikmal sağlanan Kürt militanları ile karşı karşıya getiriyor. Her ne kadar Washington ikiyüzlü bir şekilde Afrin’deki Kürt savaşçılarının ABD’nin müttefiki olmadığını ilan ederek NATO müttefikleri arasında doğrudan bir çatışmayı önleme girişiminde bulunmuş olsa da, Türkiye’yi, ABD özel kuvvetlerinin bulunduğu doğudaki Menbiç kentindeki Kürt güçlerine saldırmaması konusunda uyardı. Erdoğan ise, defalarca, PYD savaşçılarını sınır bölgesinden çıkarma ve Ankara’nın eşiğinde bir Kürt bölgesi kurulmasını engelleme hamlesinin parçası olarak, Türk kuvvetlerini Menbiç’e gönderme niyetini belirtti.

Esad güçleri de, İdlib’deki İslamcı militanlara yönelik, son haftalarda tahminen 200 sivilin canına mal olan bir saldırı sürdürüyor.

New York Times’ın (NYT) bile 31 Ocak’taki başyazısında daha geniş bir bölgesel savaşı tetikleyebileceğini itiraf ettiği bu son derece patlamaya hazır koşullarda, ABD egemen seçkinleri, Washington’ın kenara itilmesini önlemek için çatışmayı daha fazla tırmandırmanın yollarını tartışıyor. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, geçtiğimiz ay yaptığı bir konuşmada, ABD’nin Suriye’de kalıcı olarak asker bulunduracağını taahhüt etti.

Suriye’deki ABD varlığının düzmece bahanesini (IŞİD ile mücadele) bir kenara atan Tilerson, İran’ı ve Rusya’yı bu ülkedeki etkilerini genişletmekle suçladı. O, ABD’nin, İran’ın ülkenin doğusundaki genişlemesini engellemek için, IŞİD artıklarını da içeren İslamcı vekillere yaslanacağının da sözünü verdi.

Trump yönetiminden ismi açıklanmayan yetkililer, Perşembe günü, Rusya destekli görüşmeleri bozma yönünde kasıtlı bir provokasyon girişimiyle, medyaya, Esad yönetiminin yeni bir kimyasal silah cephaneliği geliştirmekte olduğu yönünde doğrulanmamış iddialar servis ettiler. Onlar, ayrıca, Suriye’yi, uluslararası düzenlemelerden kurtulmak için yeni silahlar üretmekle suçladılar.

Kimyasal silah üretimine ya da kullanımına ilişkin iddialar, Washington tarafından, her zaman, savaş gerilimlerini yükseltmek ve askeri saldırılar düzenlemek için kullanılmıştır. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında, Trump, Suriye’deki bir askeri üsse 55 güdümlü füze fırlatmayı gerekçelendirmek için, hala belirsiz olarak kalan bir olay olan, yönetimin kimyasal silah saldırısı düzenlendiği iddiasına ilişkin haberlere sarılmıştı.

“Bu, eğer bir şey yapmazsak, yayılacak.” diyen yetkililerden birinin sözleri, benzeri ya da daha ölümcül bir saldırının hazırlık aşamasında olabileceğine işaret ediyordu.

Dahası, en son kanıtlanmamış iddialar, egemen seçkinlerin güçlü kesimlerinin Trump yönetimini Suriye çatışmasına ve geniş Ortadoğu’ya yönelik daha saldırgan bir çizgi benimsemeye çağırdıkları sırada gelmektedir.

NYT’nin 31 Ocak tarihli başyazısı, emperyalist fatihlerin küstah tonuyla, ABD “Suriye’nin siyasi geleceğindeki sorumluluğundan yan çiziyor” diye ilan ederek, Trump yönetiminin Suriye politikasına saldırdı. Yazı, şu sonuca varıyordu: “Türkler ile Kürtler karşı karşıya gelirken, Bay Esad Suriye üzerinde yeniden denetim ileri sürmek için bastırıyor; bu arada Rusya ve İran ülkede kalıcı bir varlığa ve etkiye sahip olmak için manevra yapıyor.”

Başka bir ifadeyle, eğer ABD “sorumluluğundan yan çizmeye” devam ederse, yani Washington’ın bölge üzerindeki yeni sömürgeci egemenliğini güvenceye almaya yetecek büyüklükte bir askeri güç konuşlandırmaz ve gerekirse Rusya ve İran ile savaşa girmezse, başka devletler, Ortadoğu’da doğacak güç boşluğundan Amerikan emperyalizmini geri püskürtmek için yararlanacaklar.

Her ikisi de Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü düşünce kuruluşunda kıdemli uzmanlar olan Charles Lister ile William Wechsler’in Politico Magazine’de yayınlanan bir makalesi, benzer şeyleri ileri sürdü. Onlar, açıkça, asıl meselenin, aslında Suriye’nin değil ama daha geniş bölgenin denetimi ve potansiyel rakiplerin dışlanması olduğunu açıklıyorlardı.

Lister ile Wechsler, Trump’ı ve Tillerson’ı Suriye’ye kalıcı olarak Amerikan askeri gücü konuşlandıkları için överken, şu uyarıda bulundular: “2011’de Esad’ın gitmesi gerektiğini ilan eden ama daha zorlayıcı bir yaklaşım yönündeki çağrıları sürekli reddeden Obama’da olduğu gibi, Trump’ın ekibinin karadaki hedeflerine uygun bir strateji geliştirdiği, bunu uygulamaya başladığı ya da bu hedefleri yerine getirmek için gerekli kaynakları konuşlandırmayı planlandığı yönünde hiçbir belirti söz konusu değil.”

Lister ile Wechsler’ın çağrısını yaptığı şey, uzun süredir acı çeken Ortadoğu’yu yeni bir yangın yerinin içine çekmekle kalmayıp Washington’ın emperyalist ve bölgesel rakiplerini geçtiğimiz yüzyılın iki dünya savaşını gölgede bırakacak yıkıcı bir savaşa çekecek bir çatışma için, ABD savaş makinesinin topyekün seferber edilmesidir.