Yunan aşırı sağı ve ordusu “Makedonya” protestolarına önderlik ediyor

John Vassilopoulos
19 Şubat 2018

Yunanistan’daki sağcı ve faşist güçler, ülkenin kuzey sınırındaki Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti’nin “Makedonya” adını kullanmasını protesto eden büyük mitingler düzenlediler.

4 Şubat’ta, polisin tahminine göre Atina’nın Sintagma Meydanı’nı kolaylıkla dolduracak 140.000 kişinin katıldığı bir miting düzenlendi. Diğer haberlere göre, mitinge 500.000 kadar kişi katılmıştı.

Miting, başrahibi konuşmaya davet edilen Yunan Ortodoks Kilisesi tarafından resmi olarak desteklendi. Neo-Nazi Altın Şafak’tan büyük bir grup da mitingde hazırdı. Bundan iki hafta önce, Yunanistan’ın ikinci büyük kenti ve Makedonya bölgesinin başkenti olan kuzeydeki Selanik kentinde benzer bir eylem düzenlenmişti.

Ordu kesimleriyle birlikte, her iki mitingin başlı örgütleyicilerinden biri, dünya çapındaki Yunan diasporası arasında şubeleri bulunan ABD merkezli bir örgüt olan Pan Makadeonya Birliği (PMA) idi. PMA, 1967-74 askeri cuntası ile içli dışlı olmuş aşırı sağcı bir örgüt. O, Truman’ın komünizme ve SSCB’ye karşı küresel bir yükümlülük taahhüt eden ABD doktrinini ilan ettiği yıl olan 1947’de kurulmuştu.

PMA’nın web sitesi şunu belirtiyor: “Truman Yönetimi, yukarıda adı geçen Doktrin Planı ve Amerika’nın mali desteği yoluyla, Yunan halkının birçok fedakarlığı ve İç Savaş sırasında Yunan kanının dökülmesi ile birlikte, Makedonya’yı Komünist tehditten kurtardı.”

Makedonya adı üzerine yaşanan anlaşmazlık, Yunan hükümetleri kuzey komşusunun bu adı kullanmasının Yunanistan’ın kuzey bölgesi Makedonya’daki kaybedilmiş toprakları yeniden elde etme emellerini gizlediğini iddia etmesiyle, Yugoslavya’nın 1991’de parçalanmasından bu yana, çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir devam ediyor.

Makedonya, 1993’te, “Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti” (FYROM) geçici adıyla Birleşmiş Milletler’e katıldı. O zamandan beri, anlaşmazlığı çözme yönünde yinelenen girişimler, Yunanistan’ın Makedonya’nın NATO’ya ve Avrupa Birliği’ne katılmasını 2008’de ve 2009’da veto etmesiyle durmuş durumda.

Bir uzlaşma yönündeki umutlar, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile Makedonya Başbakanı Zoran Zaef’in 24 Ocak’ta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu sırasında yaptığı iki saatlik görüşmenin ardından yeniden yeşermişti. Basın toplantısında, Zaef, Antik Makedonya kralının adı verilen “Büyük İskender” havaalanının ve otoyolunun adlarının “Dostluk” olarak değiştirileceğini açıklamıştı. “Faaliyetlerimiz iyi niyetimizi gösteriyor” diyen Zaef, “Bu, hiçbir toprak iddiamızın olmadığını kanıtlıyor.” diye eklemişti.

Çipras ise, “Kuzey komşumuzun Avrupa-Atlantik yolunda devam edebilmesi için tüm açık noktalara bir çözüm bulmamız gerekiyor.” diye belirtti.

ABD’nin önderlik ettiği Batılı güçler, Washington’ın Rusya sınırı boyunca askeri tırmanmasının parçası olarak Makedonya’nın NATO ittifakına katılmasına olanak sağlamak amacıyla, anlaşmazlığı çözmeleri için her iki ülkeye de en üst düzeyde baskı yapıyor. Bu çabanın başını, geçtiğimiz ay Makedonya’ya iki günlük bir resmi ziyarette bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg çekti. O, başkent Üsküp’teki parlamentoda yaptığı konuşmada, “bölgeye ve bu ülkeye çok uzun süredir yük olan” anlaşmazlığı çözme çağrısında bulundu.

Sorun, birbirini izleyen Yunan hükümetleri tarafından, toplumsal gerilimleri bir dış düşmana (bu durumda, yüzde 45’lik bir gerçek işsizlik oranına sahip olan, Avrupa’daki en yoksul ülkelerden birine) saptırmanın bir aracı olarak milliyetçi duyguları kışkırtmak için durmadan kullanılıyor.

Anlaşmazlığın ilk kez ortaya çıktığı 1990’ların başındaki dev mitingler, Yunanistan’da aşırı sağcı söylemi meşrulaştırmakta hiç de küçük olmayan bir rol oynadı. Bu, Altın Şafak’ın siyasi bir grup olarak ilk kez ortaya çıktığı dönemdi.

Bugün, aşırı sağcı güçler anlaşmazlığı yeniden kendi çıkarlarına kullanma peşinde koşuyorlar. Onların bunu yapabilmelerinin başlıca sorumluluğu, üç yıl önce kemer sıkma karşıtı bir etiketle iktidara gelmesinin ardından aşırı sağcı Bağımsız Yunanlılar (ANEL) ile bir koalisyon kurmuş olan Syriza’ya aittir.

Yunan işçilerin ve gençlerin Temmuz 2015’teki referandumda kemer sıkmayı ezici bir şekilde reddetmesinden ardından sadece birkaç hafta sonra Yunanistan’ın alacaklılarıyla üçüncü bir kurtarma paketi imzalayan Syriza önderliğindeki hükümet kendisine verilen kemer sıkma karşıtı yetkiye ihanet ettiğinde, aşırı sağın halk öfkesini kendi çıkarına kullanmasının önü açılmıştı.

Yunanistan’daki sahte sol kesimler, bu sağa kayışa direnmek şöyle dursun, kendilerini ona uyarlıyorlar. Syriza’dan kopan Halkın Birliği’nin (LAE) önderi Panagiotis Lafazanis, mitingin ardından yaptığı bir açıklamada, Yunan kapitalist devletinin savunucusu olarak milliyetçi bir tavır takındı. Lafazanis, “Bizler, ne FYROM’un kaybedilmiş toprakları yeniden elde etme emellerini ne de komşumuzun bölgenin antik tarihini gasp etme çabalarını hafife alıyoruz.” dedi.

Yunanistan meclisinin eski sözcüsü ve Syriza’nın eski milletvekili Zoi Konstantopoulou (Syriza’nın kemer sıkma gündemi hakkında birkaç solcu laf ederek partiden ayrılmıştı), miting öncesinde, umudunu, “Sintagma insanlarla dolup taşacak… Bırakalım Makedonya halkın yeniden ayakları üstünde durmasının, yükselmesinin, mücadele etmesinin ve Sintagma’da yeniden toplanmasının vesilesi haline gelsin.” sözleriyle dile getirdi.

Stalinist Yunanistan Komünist Partisi (KKE), geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada, “kaybedilmiş toprakların yeniden ele geçirilmesini amaçlayan propagandaya son verilmesi, sınırların dokunulmazlığının ve her iki ülkenin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması” çağrısı yapmıştı.

1967-74 dönemindeki cunta karşıtı mücadele ile bağlantılı birçok şarkının bestecisi Mikis Theodorakis, Atina’daki mitingin ana konuşmacısıydı. Kendisinden “enternasyonalist yurtsever” diye söz eden Theodorakis, “her zaman faşizmin tüm biçimlerine, özellikle de onun en aldatıcı, hain ve tehlikeli hali olan ‘solcu’ biçimine karşı mücadele ettiği”ni ilan ederek, Syriza hükümetinden etnik nihilistler diye yakındı.

Theodorakis, 1960’ların sonunda ve 1970’lerin başında Avrupa işçi sınıfının militan mücadelelerine ihanet etmelerinin ardından sağa kaymaya başlamış olan bir radikal oportünistler kuşağının somut örneğidir. O, KKE’nin önde gelen bir kişiliği olarak, albaylar cuntasının çökmesinin ardından Yunanistan’da burjuva demokrasisinin yeniden kurulmasının önünü açmaya aracı olmuştu. O, iyi bilinen sözleriyle, tek seçeneğin, “[sürgündeki muhafazakar devlet adamı Konstantinos] Karamanlis ile tanklar” arasında olduğunu ilan etmişti.

Theodorakis, KKE’nin cuntanın çöküşünün ardından burjuva politikasına katılmasıyla birlikte, 1981’den, muhafazakar Yeni Demokrasi’ye geçtiği 1990’a kadar, partinin milletvekili oldu. O, Konstantin Mitsotakis yönetiminde, iki yılı aşkın bir süre koltuksuz bir bakan işlevi gördü.

Theodorakis’in mitingdeki konuşması, Altın Şafak milletvekili Ilias Kasidiaris dahil aşırı sağ tarafından coşkuyla selamlandı. Kasidiaris, Twitter’da şöyle yazdı: “Mikis, mitingdeki turuna Yannis Metaksas’ın EON’undan [1930’ların faşist gençlik örgütü] başladı ve yurtseverlerin ve milliyetçilerin yanında son verdi! Tüm orta yolcu duruşlar ve tavırlar siliniyor.”

Theodorakis, aşırı sağ ile böylesine pişkin işbirliğinden geri duranlara, Altın Şafak üyelerinin de “kavgacı bir tarzda da olsa” ülkelerini sevdiklerini ilan ederek saldırdı.

Bağımsız Yunanlılar Atina mitinginin ardından yayınladıkları bir basın açıklamasında şunları belirtti: “Üsküp’ün sahip çıkmaya çalıştığı ‘Makedonya’ terimi, komşu devletin kaybedilmiş toprakları elde etme amacını özetlemektedir. Her ulus devlet, ortak bir tarih gibi belirli niteliklere sahiptir ve eğer onu meydana getiren bu nitelikler aşınırsa, bu onun parçalanmasına yol açar.”

Syriza bunların hiçbirine karşı çıkmıyor. Çipras, bu hafta, koalisyon ortaklarının milliyetçilik zehrini yineledi: “Bu görüşmeler yoluyla, bu ülkeye [bir şeyler] vermek değil, [ondan] geri almak isteniyor. Onun [Yunanistan’ın] komşularını hiçbir niteleme olmaksızın ‘Makedonya’ terimini kullanmaktan vazgeçmeye, her yerdeki kaybedilmiş toprakları geri almaya yönelik tüm göndermelere son vermeye, kendilerine ait olmayan sembolleri ve isimleri gasp etmemeye ikna etmek [isteniyor].”

Yunanistan’daki işçiler ve gençler bu gelişmeleri bir uyarı olarak görmelidir. Syriza önderliğindeki hükümetin işçi sınıfının geniş kesimlerince hor görüldüğünün bilincinde olan Yunanistan seçkinlerinin önemli bir kesimi, kemer sıkma gündemini dayatmak için artık demokratik kurallara bel bağlayamayacağı sonucuna varmış durumdadır.

Selanik mitingindeki ana konuşmacı, 2011’de sosyal demokrat PASOK hükümetine karşı bir darbe planladığına ilişkin söylentilerin ortasında dönemin başbakanı George Papandreou tarafından görevden alınmış olan emekli General Frangkoulis Frangos’tu. O zamandan beri, Frangos’un adı, aşırı sağcı popülist bir parti kurma girişimleriyle birlikte anılıyor.