Büyüyen küresel ticaret savaşı tehdidi

3 Mart 2018

Trump yönetiminin “Önce Amerika” ekonomik ulusalcılık gündemini izleme yönündeki saldırgan hamleleri, dünyayı ticaret savaşına; önemli askeri sonuçları olan bir çatışmaya yaklaştırıyor.

ABD yönetiminin, Avrupa Birliği’nden ve Çin’den misilleme niteliğinde adımlara neden olma tehdidine yol açan geçtiğimiz ayki iki büyük girişimi küresel gerilimleri arttırmış durumda.

Ocak ayı sonunda, ABD, güneş paneli ve çamaşır makinesi ithalatına, Çin’i ve de Güney Kore’yi hedef alan gümrük tarifeleri getirdi.

Bunu, Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un çelik ve alüminyum ithalatına karşı gümrük vergileri ve başka kısıtlayıcı önlemler uygulanması yönündeki tavsiye kararı izledi. Ross’un tavsiyesi, başkana, “ulusal güvenlik” gerekçesiyle ithalatı sınırlama izni veren 1962 tarihli Ticaretin Genişletilmesi Yasası’nın 232. bölümü doğrultusunda yürütülen uzun bir araştırmanın sonucuydu. Bu, ticari ilişkilerde zaman zaman “nükleer seçenek” olarak betimlenen bir kanun hükmüdür.

Rapor, son yıllarda her iki metalin ithalatındaki artışın “ulusal güvenliğimize zarar verme tehdidi oluşturduğu”nu belirtiyordu ve Ross, Nisan ayından itibaren uygulanmak üzere, çeliğe yüzde 24’lük bir küresel gümrük vergisi, alüminyuma ise yüzde 7,7’lik bir gümrük vergisi getirilmesini kapsayan bir dizi kısıtlama seçeneğiyle, raporu Trump’a gönderdi.

Ticaret önlemlerinin militarist havası, Trump’ın geçtiğimiz hafta Kongre üyelerine yaptığı konuşmada vurgulandı. O, fiyatları aşağıda tutmak istiyor olmasına karşın, çeliğin ve alüminyumun ulusal savunma için gerekliği olduğunu söyledi ve “eğer bir çatışmaya girersek, çeliği savaştığımız bir ülkeden satın almak istemiyorum.” dedi.

Güneş panellerine ve çamaşır makinelerine karşı atılan adım, Çin’den hızlı bir tepkiye yol açtı. Bloomberg, Çin hükümetinin birkaç gündür soya ithalatını kısıtlamanın etkisini incelediğini bildirdi. Çin, Amerika’nın en büyük soya ihracatı pazarı. Çin, ayrıca, ABD’nin sorgum tahılı ihracatına karşı bir anti-damping soruşturması başlattı.

Çeliğe ve alüminyuma karşı 232. bölüme başvurulması, hem Çin’in hem de Avrupa’nın doğrudan tepkisine yol açtı. Çin hükümeti sözcüsü, başka ülkelerin ABD’yi izlemesi durumunda, bunun uluslararası ticaret düzeni için “ciddi sonuçları” olacağı uyarısında bulundu ve ABD’nin Çin’in çıkarlarına zarar vermesi durumunda “meşru haklarımızı korumak için gerekli önlemleri kesinlikle alacağız” dedi.

Almanya’daki Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, bu hafta, Avrupa Birliği yetkililerinin ABD’nin çeliğe ve alüminyuma yönelik herhangi bir önlemine hızlı bir yanıta hazırlandığını bildirdi. Hem tarım ürünlerinin hem de Harley-Davidson motosikletlerin hedef alınması olası.

AB yetkilileri rapor üzerine yorumda bulunmayı reddederken, Avrupa Komisyonu sözcüsü Margaritis Schinas, Brüksel’in, Avrupa ticaretini vuran her türlü önlemden “son derece kaygı” duyacağını söyledi. Schinas, bir basın açıklamasında, “Bizler, AB sanayisini savunmak için uygun adımı atıyor olacağız ve ihracatımızın ABD’den gelen herhangi bir kısıtlayıcı önlemden etkilenmesi durumunda hızlı ve uygun bir şekilde karşılık vermeye hazırız.” dedi.

Schinas “bir ticaret savaşı içinde değiliz” derken, Almanya’nın önde gelen iş dünyası gazetesi Handelsblatt daha uzun vadeli bir perspektif sundu. Gazete, tarihçilerin, sık sık, I. Dünya Savaşı’na giden dönemi uyurgezerlerin tökezlemesine benzettiği yorumunu yaptı. “Ticaret savaşlarında da farklı değil. Şu anda ABD, Avrupa ve Çin arasında gerçekleşmekte olan sözel yeniden silahlanma, ucuz çelik ve alüminyum ihracatı üzerine anlaşmazlıkların açık bir ticaret savaşına dönüşmesi riski de yaratıyor.”

Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) 24-25 Ocak’ta düzenlenen toplantısının tutanakları, artan küresel ekonomik anlaşmazlıkların bir diğer işareti olarak, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in zayıf bir doların Amerikan ekonomisi için iyi olduğu yönündeki açıklamalarından duyulan kaygıyı açığa vurdu. AMB Başkanı Mario Draghi, o zaman yaptığı basın toplantısında, bu açıklamaları, IMF toplantılarında alınan, ülkelerin rekabet avantajı kazanmaya çalışmak için para birimlerinin değerini kasıtlı olarak düşürmeyeceği biçimindeki anlaşmalara aykırı olduğu için alışılmadık biçimde sert ifadelerle eleştirmişti.

Tutanaklara göre, toplantıda, “döviz kurlarındaki gelişmeler ve daha kapsamlı olarak tüm uluslararası ilişkilerin durumu hakkında uluslararası alanda yapılan son açıklamalar konusunda” duyulan kaygılar ifade edilmiş. Uluslararası ilişkilerin durumuna yapılan gönderme, II. Dünya Savaşı’nın ardından kurulmuş olan jeopolitik ve jeoekonomik ilişkiler sisteminin görünür bir şekilde parçalanıyor olduğunun kabulüne işaret ediyordu.

Durmadan artan küresel ticaret savaşı tehdidi ve savaş sonrası ekonomik düzenin çöküşü Trump yönetiminin eylemleriyle tetiklenmiş olmakla birlikte, onun kökenleri burada yatmamaktadır.

Tersine, onlar, küresel kapitalist ekonominin, şu anda ticaret savaşı, büyük güç rekabeti ve dünya savaşı tehdidi biçiminde yüzeye fışkıran köklü çelişkilerinden kaynaklanmaktadır.

Büyük Bunalım yıkımını ve sonuçlarını inceleyen Roosevelt yönetiminin üyeleri, doğru bir şekilde, II. Dünya Savaşı’na sürükleyen başlıca etkenlerden birinin dünyayı 1930’larda içine çekmiş olan ticaret savaşları olduğu sonucuna varmışlardı.

ABD, bunun sonucunda, giderek serbestleşen ticareti teşvik etmeye ve ticaret savaşı önlemlerini yasaklamaya dayanan bir savaş sonrası ekonomik düzen kurmaya çalıştı. 1944’teki Bretton Woods parasal anlaşmalarında ve 1947’deki Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) yerleştirilmesiyle yüceltilen bu sistem, son tahlilde, ABD’nin ekonomik gücüne dayanıyordu.

Fakat tam da ABD’nin teşvik ettiği ekonomik büyüme derin bir çelişki içeriyordu. Küresel kapitalist ekonominin yeniden kurulması ve özellikle Almanya ile Japonya’nın yeniden canlanması, uluslararası sistemin üzerine kurulduğu ABD’nin başlangıçta mutlak, daha sonra göreli ekonomik üstünlüğünün altını oydu.

İlk çatlaklar, Nixon yönetiminin Bretton Woods’ta kurulan sabit para birimi ilişkileri sistemini ABD dolarından altın desteğini kaldırarak tek taraflı olarak ıskartaya çıkardığı 1971’de ortaya çıktı.

Aradan geçen yaklaşık yarım yüzyıl, süregiden mali ve ekonomik çalkantı ve ABD’nin konumunda devam eden gerileme eliyle karakterize edilmiştir. ABD, bugün, yalnızca savaşmış olduğu eski rakipleri Almanya ve Japonya ile değil, ama yeni rakiplerle, özellikle de Çin ile karşı karşıya geliyor.

1930’ların Büyük Bunalım’ından beri en ciddi ekonomik çöküş olan 2008 küresel mali krizi, ABD’nin tepki verdiği bu eğilimleri yoğunlaştırmıştır. Şimdi o, kendi kurduğu savaş sonrası ekonomik düzenlemelerin kendi çıkarlarına karşı işlediğini keşfediyor; onları tersine çevirmeye ve hem ekonomik hem de askeri olarak giderek artan savaşçılık yoluyla küresel egemenliğini sürdürme peşinde koşuyor.

Bu, Trump ile başlamadı. Obama yönetiminin ekonomik politikalarının ve onun, ABD’nin özellikle Çin’i dışlayan Pasifik Ötesi Ortaklığı (TPP) ve Avrupa’yı hedef alan Atlantik Ötesi Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) üzerinden odaklandığı, Asya’da yeni bir ekonomik düzen kurma girişimlerinin özünü bu oluşturuyordu.

Bu özgül politikalar Trump yönetimi tarafından ıskartaya çıkartıldı ama ABD’nin küresel egemenliğini rakiplerine karşı korumaya çalışan asli gündem devam etti. Bu yönelim, 2008 mali krizinden beri, dünya ekonomisinin, mali spekülasyonun geçtiğimiz on yılda devasa büyümesinin çok daha şiddetli bir mali krizi başlatma tehdidi yarattığı koşullarda önceki düzeylerine geri dönmeyi başaramadığı gerçeği eliyle şiddetleniyor.

Çok sayıda emtia piyasası (sadece birkaç örnek vermek gerekirse, alüminyum ve çelik gibi temel metaller, tarım ürünleri, tekstil ve yüksek teknoloji malları), artık “aşırı üretim” ve karlar için kıyasıya mücadele eliyle karakterize ediliyor.

Karl Marx’ın doğumunun 200. yıldönümünde, onun geliştirdiği ve 170 yıl önce yayınlanan Komünist Manifesto’ya kadar uzanan çözümlemenin mutlak geçerliliği hatırlanmalıdır.

Marx, daha sanayi kapitalizminin başlarında, onun krizlerinin esas anlamına dikkat çekmişti. “Bu krizlerde,” diye yazıyordu Marx, “daha önceki dönemlerde bir saçmalık olarak görülecek bir salgın; “çok fazla uygarlık, çok fazla sanayi, çok fazla ticaret” olduğu için üretici güçlerin imha edilmek zorunda olduğu “dünya çapında bir yıkım savaşına” yol açan “aşırı üretim krizi salgını patlak verir.”

Burjuva politikacılar, yazarlar, uzmanlar ve küresel düşünce kuruluşları, onların hepsi, tarihsel deneyimden, birbirlerine ayrılmaz bir şekilde bağlı olan ticaret savaşının büyümesinin ve dünya savaşının delilik olduğunu biliyor. Fakat onlar bunu engellemekten acizler. Çünkü bu delilik, politikacıların kafalarından ya da şu ya da bu hükümetin yanlış politikalarından değil, ama Marx’ın son derece açık bir şekilde tanımladığı gibi, kapitalist üretim biçiminin çözümsüz çelişkilerinden; özellikle de üretimin küresel karakteri ile kar sisteminin kök saldığı ulus devlet sistemi arasındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır.

Bu çelişkilerin tek çözümü, yine Marx’ın ortaya koyduğu üzere, uluslararası işçi sınıfının siyasi iktidarı alması ve toplumun sosyalist temellerde yeniden inşa edilmesidir. Ticaret savaşı yöneliminin, 1930’lardakinden bile çok daha yıkıcı sonuçlarıyla birlikte şiddetlenmesi, bu görevin tarihsel aciliyetini vurgulamaktadır.

Nick Beams