Ermenistan başbakanı kitlesel protestoların ardından istifa etti

Clara Weiss
28 Nisan 2018

Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan, yaklaşık iki haftadır devam eden kitlesel protestoların ardından, 23 Nisan’da istifa edeceğini açıkladı. Rusya’daki ve dünya çapındaki yorumcular, siyasi krizin, tüm bölge için potanisyel olarak geniş kapsamlı sonuçlarıyla komşu Azerbaycan ile Dağlık-Karabağ üzerine dondurulmuş askeri çatışmanın yeniden tırmanmasına yol açabileceğine ilişkin korkuları dile getirdiler.

Protestolar, 11 gün önce, Sarkisyan’ın 10 yıl devlet başkanlığı yapmasının ardından ülkenin başbakanı olacağını duyurmasından sonra başlamıştı. Sarkisyan, 2015’te, kendisine devlet başkanı olarak kullanmış olduğu aynı yetkileri başbakan olarak verecek olan anayasa değişikliklerini geçirmişti.

Başlangıçta büyük ölçüde liberal, AB yanlısı muhalefetin destekçilerinden gelen birkaç yüz insanla sınırlı olan protestolar, hızla nüfusun geniş kesimlerini kucakladı ve başkent Erivan’dan diğer kentlere yayıldı. 21 Nisan'a gelindiğinde, ülke genelinde yaklaşık 100.000 insan protestolara katılmıştı. Ülkenin en önemli üniversitelerinde binlerce öğrenci boykotlar gerçekleştirdi. Ayrıca, bazı fabrikalardaki işçilerin greve gittiğine ilişkin haberler geldi. 3 milyondan az bir nüfusa sahip bir ülkede, protestolar halkın önemli bir kesimini kapsadı ve Ermenistan tarihindeki en büyük protestolar arasındaki yerini aldı.

Batı medyasında muhalefet önderi olarak övülen Nikol Paşinyan, 17 Nisan’da, protesto hareketinin “şiddet içermeyen bir kadife devrim” meydana getirdiğini ilan etti.

Protestoların hemen hemen herkesi gafil avlamış olan kapsamı ve işçi sınıfı kesimlerinin katılımı, son parlamento seçimlerinde oyların sadece yüzde 8’ini almış olan AB yanlısı muhalefetin entrikalarından daha fazlasının söz konusu olduğunu göstermektedir.

Sarkisyan, 10 yıllık iktidarın ardından, nüfusun çoğunluğu için var olan korkunç yoksulluk ile yan yana bir yolsuzluk devletiyle ve tepedeki yasadışı servetle son derece ilişkiliydi.

Resmi işsizlik oranı neredeyse yüzde 18 ve hemen hemen üç Ermeni’den biri çok düşük yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Başkent Erivan’da ortalama maaş, 2016’da ayda sadece 390 dolardı.

Rusya’nın, Azerbaycan’ın ya da Kazakistan’ın tersine, Ermenistan, herhangi bir kayda değer hammadde kaynağına sahip değil. Bu, onu, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağıtılmasından ortaya çıkan en yoksul ve ekonomik olarak en az gelişmiş devletlerden biri yapıyor. 1991’den beri, nüfusun yaklaşık üçte biri, Ermenistan’da iş olmadığı için ülkeyi terk etti.

Aralarında birkaç muhalefet önderinin de olduğu yüzlerce protestocu, hükümet tarafından tutuklanmıştı.

Muhalefet önderi Nikol Paşinyan’ın 22 Nisan Pazar günü serbest bırakılmasının protestoları yatıştıramamasının ardından durum tepe noktasına ulaştı. 22 Nisan’da Sarkisyan ile Paşinyan arasındaki bir televizyon tartışmasında, muhalefet önderi, “Ermenistan’daki durumu anlamıyorsun, iktidar şu anda halkın elinde” diyor, Sarkiysan ise şu yanıtı veriyordu: “[milletvekili] seçimlerinde sadece yüzde 8 oy alan bir parti, halk adına konuşamaz.”

Pazartesi günü, 200.000’i aşkın insan (ülke nüfusunun neredeyse onda biri), Sarkisyan’ın istifa etmesi talebiyle bir kez daha sokaklara döküldü. Hem silahlı kuvvetlerin hem de din adamlarının yüzlerce üyesi, devlet aygıtının önemli kesimlerinin de artık Sarkisyan’a karşı dönmüş olduğunu gösterecek şekilde protestolara katıldı.

Ancak bir bütün olarak Ermenistan burjuvazisinin en büyük korkusu, protestoların tam anlamıyla bir işçi sınıfı hareketine dönüşecek olmasıydı. Sarksiyan, durumunun kontrolünü yeniden kazanma yönünde her şeyi göze almış bir girişimle, gösteriyi “ülke için bir dönüm noktası” olarak tanımlayarak istifasını duyurdu. On binlerce insan onun istifasını kutladı.

Paşinyan, erken seçim ve Sarkisyan’ın hükümetteki müttefiklerinin istifa etmesi talebiyle derhal öne çıktı. Paşinyan’ı ve muhalefeti destekleyen protestolar, Salı günü, Erivan’da yaklaşık 10.000 destekleyicinin yürümesiyle birlikte, önceki günlerde olduğundan önemli ölçüde daha az insan çekti.

Rusya hükümeti, gösterilerin Ermenistan’ın iç sorunu olduğunda ısrar eden ve Moskova’nın “düzgün ve barışçıl bir geçiş” umut ettiğini belirten açıklamalar yaptı. Kremlin’in, tıpkı Ermeni siyaset kurumu gibi, Kafkasya’daki bir işçi sınıfı hareketinin hızla bu küçük ülkenin sınırlarının ötesine yayılabileceğinden korktuğundan çok az kuşku duyulabilir.

ABD hükümeti ve Avrupa Birliği (AB), bir hükümet değişikliğinin liberal muhalefeti iktidara getirerek bölgedeki çıkarlarını ilerleteceği umuduyla durumu yakından izliyor. Atlantic gibi ABD medyası organları, gösterileri, “Ermenistan’ın Demokratik Zaferi” olarak kutladı.

İşçi sınıfının ve gençliğin geniş kesimleri kendi çıkarlarını dile getiren herhangi bir siyasi örgütün olmadığı koşullarda protestolarda yer alırken, liberal muhalefet, burjuvazinin çıkarları doğrultusunda ve kendi dış politika gündemini ilerletmek için durumu yeniden kontrol altına almak üzere öne çıkabildi.

Ermenistan’daki siyasi kriz, bu ülkenin sınırlarının çok ötesinde sonuçlara sahiptir. Ülkenin Doğu Avrupa ile Ortadoğu arasında bir köprübaşı işlevi gören ve dünyanın en büyük petrol rezervlerinin bir kısmına sahip olan Kafkasya’daki konumu nedeniyle, bölgedeki gelişmelerin uluslararası ölçekteki jeopolitik durum açısından kapsamlı sonuçları bulunmaktadır.

1991’den beri, Ermenistan hükümeti, açık ara farkla en önemli ekonomik ve askeri ortağı olan Rusya ile oldukça sıkı bağları devam ettirdi. Rusya da, Ermenistan’ın güneyinde önemli bir askeri üsse sahip. Ancak son yıllarda, Ermeni hükümeti, AB ile bir uzlaşma yönünde deneysel adımlara girişti. Buna rağmen, 2013’te, hükümet AB ile İşbirliği Anlaşması’nı imzalamaktan geri çekildi ve bunun yerine Rusya önderliğindeki Avrasya Birliği’ne katıldı. Liberal muhalefet bu adımı sert biçimde eleştirdi ve AB ile İşbirliği Anlaşması’nı savunmayı sürdürdü.

Şubat 2017’de, Ermeni hükümeti, hem AB hem de Avrasya Birliği içinde çalışmak istediğini açıkladı ve AB ile daha sıkı ekonomik ve siyasi bağlar yönünde bir anlaşma imzaladı. Liberal muhalefet, piyasaya yanlısı bir programı ve AB üyeliği dahil AB ile daha derin işbirliğini savunuyor. Nikol Paşinyan’ın temsil ettiği muhalefet partisi Yurttaşlık Sözleşmesi’nin çeşitli üyeleri ve vekilleri, girişimcilerden, Ermeni siyaset kurumunun faal ya da eski üyelerinden oluşuyor ve bir kısmı ABD’de çalışıyor.

Hem Avrupa’da hem de Ortadoğu’da giderek artan işçi sınıfı mücadelelerinin gelişimi bölgedeki egemen sınıflara şok dalgaları gönderirken, Ermenistan burjuvazisi içinde dış politika konusunda var olan taktiksel farklılıklar, ABD emperyalizminin Rusya’ya karşı hem Doğu Avrupa’da hem de Ortadoğu’da artan savaş yönelimi eliyle önemli ölçüde şiddetlenmiş durumda.

Ermenistan Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve İran ile çevrili. Gürcistan ve Azerbaycan ABD emperyalizmi ile sıkı işbirliği içinde; Türkiye ise bir NATO üyesi ve Ermenistan ile tarihsel olarak düşmanca ilişkilere sahip.

Ermenistan’ın komşuları arasındaki tek dış politika müttefiki olan İran, geçtiğimiz kış kitlesel işçi sınıfı protestolarıyla sarsılmıştı. Aynı zamanda, İran ile topyekün savaş tehdidinde bulunan ABD emperyalizminin giderek artan oranda saldırgan tavrı, tüm Kafkasya’da tedirginliği ve gerilimleri şiddetlendirmiş durumda. Rus medyası, ABD destekli İsrail ile İran’ın savaşın eşiğinde olduğuna ilişkin haberler yayınlıyor.

Bizzat Ermenistan, komşusu Azerbaycan’la, Azerbaycan’ın güneyindeki küçük bir dağlık bölge olan Dağlık-Karabağ üzerine 1980’lerin sonundan beri bir savaş durumunda bulunuyor. Söz konusu topraklar üzerine 1988’den 1994’e kadar süren savaşta, 20.000-30.000 insan öldü, 50.000 kişi yaralandı ve yüz binlerce insan kalıcı olarak yerinden yurdundan edildi. Anlaşmazlık hiçbir zaman çözülmedi ve son yıllarda defalarca sınır çatışmaları meydana geldi.

Hem Rus medyasında hem de Ermenistan’da, mevcut siyasi krizin, anlaşmazlığın yeniden patlak vermesini körükleyebileceği yönünde uyarılar vardı. Bu nedenle, Rus internet gazetesi Gazeta.Ru, Azerbaycan’ın Ermenistan’daki mevcut siyasi krizden yararlanması ve Dağlık-Karabağ üzerinde yeniden denetim kurmak üzere askeri olarak müdahale etmesi durumunda, Güney Kafkasya’nın “bir tür küçük Ortadoğu, yeni bir savaşın kalbi” haline gelebileceği uyarısında bulundu. Dünyadaki en önemli petrol üreticisi ülkelerden biri olan Azerbaycan, hem AB hem de özellikle 1991’den beri Azeri petrol ve doğalgaz şirketleriyle yoğun bağlar kurmuş olan ABD emperyalizmi ile sıkı bağlarını korudu. Azerbaycan, ABD’nin İran’a karşı savaş hazırlıklarında da önemli bir müttefik ve Ermenistan ile açık bir askeri çatışmada, büyük ihtimalle ABD’nin desteğini alacaktır.