Almanya: On binler sığınmacı karşıtı insanlık dışı politikalara karşı gösteri yaptı

Gustav Kemper
14 Temmuz 2018

Cumartesi günü, Almanya’da on binlerce insan, “Akdeniz’deki ölümleri durdurun” sloganı altında, federal hükümetin ve Avrupa Birliği’nin (AB) vahşice ve insanlık dışı sığınmacı politikasına karşı gösteri yaptı. Berlin’de, “Seebrücke” koalisyonu örgütleyicilerinin başlangıçta beklediğinden on kat fazla katılımla, 10.000’i aşkın insan gösteriye katıldı. Hamburg’da, Hanover’de, Bremen’de ve Almanya’daki bir düzine başka kentte de gösteriler düzenlendi.

Gösteri girişimi sığınmacılara yardım kuruluşları tarafından sadece bir hafta önce başlatıldığı için, yüksek düzeyde katılım özellikle önemlidir. Protestolar, neredeyse yalnızca sosyal medya üzerinden birkaç gün içinde örgütlendi.

Berlin’deki Neptün Çeşmesi’ndeki protestocular

Protestoları aniden tetikleyen, Lifeline cankurtaran filikasının kaptanı ve mürettebatı ile birlikte, Haziran ayında Akdeniz’de boğularak ölümle karşı karşıya kalan 234 sığınmacının hayatını kurtaran kişi olan Claus-Peter Reisch’e yönelik zulümdü. Yardım kuruluşunun gemileri ve uçakları, o zamandan beri, Reisch’ın cezai kavuşturma ile karşı karşıya olduğu Malta’da alıkonuluyor. Reisch, kefaletle serbest bırakıldı.

“Seebrucke”ün Facebook sayfası, şunları yazıyor: “Avrupa’nın yalıtılmasını ilerletmek ve siyasi güç mücadeleleri yürütmek için Akdeniz’de insanların ölmesine izin verilmesi kabul edilemezdir ve tüm insani ilkelere aykırıdır… Göç, her zaman, toplumumuzun bir parçası olmuştur! Sınırları kapatma yerine, açık bir Avrupa’ya, dayanışma kentlerine ve güvenli gökyüzüne ihtiyacımız var.”

Göstericiler, insanları boğulmaktan kurtarmak için hayatlarını tehlikeye atanlara yönelik acımasız baskıya karşı öfkeyle doluydular. Onlar, aynı zamanda, hem Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in önerdiği, sığınmacılar için sözde “Büyük Plan”ı hem de Avrupa çapında kapsamlı bir kamplar sistemi kurma çağrısı yapan son AB zirvesini kınadılar.

Birçok protestocu, “Seehofer yerine Deniz Kurtarması”, “Teknelerde kendi ailenizin oturduğunu hayal edin”, “İnsan onuru dokunulmazdır” ve “Öbür dünyada sorgulandığımızda ne söylemeliyiz?” yazılı ev yapımı pankartlar ve dövizler ile gelmişti. Seebrucke örgütü de, sembolik bir hareket olarak, katılımcılara birkaç yüz can yeleği dağıttı.

Katılımcılarla yapılan görüşmelerde, sığınma hakkına daha fazla kısıtlama getirilmesine ve sığınmacıların güvenli ev sahibi ülkelere girmesini önlemek için yollarına çıkarılan engellere yönelik hemen hemen ortak bir muhalefet vardı. Çoğu katılımcı, yalnızca hükümet partileri Hristiyan Demokratik Birlik’in (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) politikasını reddetmiyor ama aynı zamanda Bundestag’ta (federal meclis) temsil edilen, aralarında Sol Parti’nin de olduğu diğer partileri de eleştiriyordu.

Her ikisi de 40’larının ortalarında olan Wolfgang ve Irene, Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne (WSWS), Avrupa’daki hükümetlerin insanlık dışı politikalarına direnmek istediklerini söylediler. Irene, “Avrupa’nın yalıtılması, insan hakları ile bağdaşmaz.” dedi. Wolfgang ise şunları ekledi: “Partilerin hiçbiri, sığınmacıları ve sığınma isteyenleri korumayı üstlenmiyor. Ben, Sol Parti’nin, sığınmacıları hatalı davrandıklarında geri çevrilebilecek ‘misafirler’ olarak tanımlayan kesimlerinin tavrını da tiksindirici buluyorum.” O, Sol Parti’nin meclis grup başkanı Sahra Wagenknecht’in yaptığı açıklamalara atıfta bulunuyordu. “Onlar da (Sol Parti), tıpkı CDU/CSU, SPD ve Yeşiller gibi, Türingiya ve Berlin eyaletlerinde olduğu üzere, yönetimin parçası olduklarında sığınmacıları geri gönderiyor.”

Mitingden bir kesit

Genç bir işçi olan Philip, muhabirlerimize, gösteriye katılmak için Berlin’e bir buçuk saatlik bir yolculuk yaptığını söyledi. “Avrupa Birliği’nin kurtarma operasyonlarını engellemesi, insanlığın temel değerleri ile çelişiyor. Onlar, Ortadoğu genelindeki ülkeleri hammaddeler uğruna yağmalayıp sonunda savaşlarla yıkıma uğrattıktan sonra, şimdi, kaçan insanların Akdeniz’de ölmesine izin veriyorlar.” Philip, bu felaketin nedenleri sorulduğunda, “Elbette, bu, kapitalist ekonomi ile ilişkili, şirket yöneticileri kar odaklı, onlar sistemin yasalarına uyuyorlar. Hükümetler buna askeri olarak arka çıkıyor.” yanıtını verdi.

Birçok katılımcı, gösteriye, temel insani kaygılarla gelmişti. Aquarius kurtarma gemisini üç yıldır işleten SOS Mediterranee’den (Fransa, İtalya, Almanya ve İsviçre merkezli bir yardım kuruluşu) Till, Akdeniz’de yanaşma olanakları tanınmayan yardım operasyonlarındaki büyük azalmadan yakındı. “Aquarius, şu anda Marsilya limanında ve belirsiz durum nedeniyle denize açılamıyor. Birkaç hafta önce, güvertesinde 630 insanın bulunduğu gemimizin İtalya’da yanaşması engellendi. Bunun üstüne İspanya’daki Valencia’ya gitmek zorunda kaldık. Ancak o zaman kabul edildik.”

Till, geçtiğimiz yıl boyunca, yardım gemilerinin ve gemilerdeki gazetecilerin engellenmesinin kasıtlı olarak arttırıldığını söyledi. “Hiç kimse artık haber yapmayınca ve insanlar artık görüntüleri görmeyince, sığınmacılar meçhul ve görünmeyen bir şekilde ölüyorlar. Bu, hükümetlerin sığınma planlarını dayatmalarını kolaylaştırıyor.”

Till, artık AB ve Alman hükümeti tarafından daha da genişletilecek olan Avrupa’daki ve Kuzey Afrika’daki sığınmacı kampları ile 1930’lardakiler arasında benzerlikler görüyordu: “Bu benzerliklerin bugün bu kadar şok edici bir şekilde kurulabilmesi şok edici. Sintiler ve Romanlar kayda geçiriliyor ve hükümet çevrelerinde insanlığın artık söz konusu olmadığı görülüyor. İnsan hakları, büyük çapta bir protesto olmaksızın ihlal ediliyor. İşte bu yüzden, bugün, ‘yeter artık!” demenin tam zamanı.”

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan Sebastian Jung

Sebastian Jung, protestoyu destekleyen Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (Médecins Sans Frontières, MSF) proje koordinatörü. O, Berlin’deki mitingde, Libya’da bulunan gözaltı kamplarındaki tarifsiz gaddarlığı anlattı. Çölü geçme yürüyüşlerine girişmeye zorlanan, tamamen tükenmiş bir haldeki sığınmacılar, sıklıkla, onları işkencenin ve dayanılmaz koşulların hüküm sürdüğü kendi gayriresmi gözaltı kamplarına götüren insan kaçakçılarının eline düşüyorlar. MSF’nin oralara erişimi yok.

Jung, ambarlarda kurulmuş ve insanların günde 24 saat alıkonulduğu, fiilen en kötü türde hapishaneler olan resmi sığınmacı kamplarında faaliyet göstermiş. Sığınmacı başına zar zor bir metre karenin düştüğü odalar aşırı kalabalık. Jung, MSF’nin tedavi ettiği bir sığınmacı ile yaptığı bir konuşmayı betimlerken, duygularını güçlükle kontrol edebiliyor.

Korkunç işkencenin ardından, adamın bacakları ve bazı parmakları kesilmek zorunda kalınmış. Jung, WSWS’ye şunları anlattı: “Aşırı şekilde kalabalık hücreler ve berbat temizlik durumu, kamplara gelmeden önce yaşadıkları dehşetlerden kaynaklanan kızarıklıklar, ishal ve ruhsal ıstırap gibi hastalıkların yayılmasını arttırıyor. Ruhsal bir travmayı kapalı bir kampta gideremezsiniz.”

MSF, şu anda, Trablus’ta, acil tıbbi yardım sağladığı beş gözaltı kampında faaliyet gösteriyor. Bu kamplardaki durum kritik, çünkü genellikle aşırı kalabalıklar ve temizlik koşulları kötü. Jung, son olarak şunları ekledi: “İnsanların sağlıklarının bozuk olması ile barınma tarzı arasında doğrudan bir ilişki var. Onlar, aynı zamanda, avukattan yoksunlar ve aylarca keyfi olarak alıkonuluyorlar.”

Çoğu katılımcının perspektifi, genel olarak, onları protestoya yöneltmiş olan sorunlara bir tür acil çözüm bulmayla sınırlı kalıyordu. Humboldt Üniversitesi’nde aynı konu üzerine düzenlenen bir IYSSE toplantısına katılmış bir Seebrucke üyesi olan Gonzalo, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i, “H”ye, yani partisinin adındaki “Hristiyan” kelimesine saygı göstermeye çağırdı. O, birçok katılımcının, siyasi seçkinlere gösteriler ve eylemler yoluyla baskı yapmanın politikada bir değişikliğe yol açabileceği umudunu dile getiriyordu.

Gerçek şu ki, milyonlarca insanın yurtlarından kaçmasına neden olan savaşlardan ve toplumsal yoksunluktan sorumlu olan çürüyen kapitalist sistem içinde, sığınmacı krizine bir çözüm getirilemez. Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistischen Gleichheitspartei, SGP) temsilcilerinin Berlin gösterisinde dağıttıkları bildiri, şunu belirtiyordu:

“AB’nin ve Avrupa’daki tüm iktidar partilerinin (Yunanistan’daki sahte solcu Syriza’dan Almanya’daki büyük koalisyona ve İtalya’daki, Avusturya’daki ve Doğu Avrupa’daki açıkça aşırı sağcı hükümetlere kadar) hep birlikte kemer sıkma ve sığınmacılara karşı yıldırma politikaları izliyor olduğu gerçeği, işçilerin ve gençlerin devrimci görevler ile karşı karşıya olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa kapitalizmi iyileştirilemez. O yıkılmalı ve yerini Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri almalıdır.”