İsrail’in Ulus Devlet Yasası ve Siyonizmin çıkmazı

23 Temmuz 2018

İsrail parlamentosunun (Knesset) Perşembe günü Musevi üstünlüğünü devletin yasal temeli olarak yücelten “Ulus Devlet Yasası”nı kabul etmesi, İsrail’i yıkıma götüren krizde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bu adım, İsrail’in Ortadoğu’daki “tek demokrasi” olduğu biçimindeki çoktan gözden düşmüş iddiayı sona erdirmiştir. Bu açıkça ırkçı “temel yasa”nın çıkarılmasıyla birlikte, devletin yasal temeli, bütün bir halkı, Filistinlileri acımasızca bastırmaya dayanan bir garnizon devletinin gerçekliği ile uyumlu hale getirilmiştir.

Yasa, “İsrail Devleti’nde kendi kaderini tayin etmeyi kullanma hakkı, Musevi halkına aittir” diye belirtiyor ve “bütün ve birleşik” Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ediyor.

Yasa, devlet destekli ırk ayrımcılığını ve Arapların Musevilere özel topluluklardan çıkartılmasını onaylıyor ve şunu ilan ediyor: “Devlet, Musevi yerleşim alanını ulusal bir değer olarak görür ve onun kurulmasını ve sağlamlaştırılmasını cesaretlendirip teşvik eder.” Bu, bir etnik temizlik patlamasına ve İsrail sınırları içindeki Filistinlilerin mallarına ve mülklerine el konulmasına yakılmış bir yeşil ışıktır.

Yasa, ne İsrail nüfusunun yüzde 20’den fazlasını oluşturan Musevi olmayan yurttaşlardan ne demokrasiden ne de eşitlikten söz ediyor.

O, Musevi halkının sözde birliği adına, Arapçayı bir resmi devlet dili olmaktan çıkarıp bu statüyü sadece İbraniceye tanıyor; “Hatikva”yı ulusal marşı ilan etme dahil, Musevi sembollerine resmi ve ayrıcalıklı bir konum veriyor.

İbranice dilini ve “Hatikva”yı yücelterek Musevi ulusal birliğini ileri sürme girişimi, yalnızca, tüm Siyonist projenin zorlama ve yapay karakterini vurgulamaktadır. Hatikva, Bohemyalı besteci Bedrich Smetana’nın bir İtalyan halk şarkısını yeniden işlemesinin ürünüdür. Benzer şekilde, Musevilerin sözde ulusal dili olan İbranice, ölü bir ayin dilinin gerçek anadilleri Yidiş olan bir halk üzerinde canlandırılmasını temsil etmektedir.

Hem İsrail’de hem de başka yerlerde yaşayan Museviler arasında yeni yasanın geçmesine yaygın bir muhalefet var. Ne var ki, bu muhalefet, muhalefetteki İşçi Partisi’nin korkaklığı ve suç ortaklığı nedeniyle Knesset’te bir ifade bulamıyor.

Bradley Burston, Haaretz’te, işçilerin, gençlerin ve aydınların geniş kesimlerinin buz kesilmiş öfkesini yansıtacak şekilde, şöyle yazdı: “Çevrenize bakın. Ülke aynı görünüyor. Ama aynı hissetmiyor. Yanına bile yaklaşmıyor.”

O, bu hafta, diye devam ediyordu, “bu ülkenin, bildiğimiz haliyle, etkin bir şekilde sona ermesine işaret ediyor… Eşitliğe yönelik her türlü ifade sona erdi. Arap dilinin ve dolayısıyla İsrail’in Arap yurttaşlarının statüsünün aşağı indirilmesi dahil olmak üzere, İsrail’i gerçek apartheida doğru saptıran yönergeler yürürlükte.”

Birkaç bin İsrailli, yasayı protesto etmek için Tel Aviv sokaklarında yürüdü. 14 Amerikalı Musevi örgütü, yasanın “modern bir demokrasinin tanımlayıcı özelliklerini; herkes için hakların korunmasını” ortadan kaldıracağını söyleyerek, yasa hakkındaki derin kaygılarını açıkladı.

Avrupa Birliği (AB), yasanın, krize yönelik ciddi şekilde can çekişen “iki devletli” çözüme etkisi üzerine “kaygı” dile getirdi. Bu “çözüm”, Filistinlileri yoksul ve askeri olarak kuşatılmış bir Bantustan türü küçük devlete mahkum edecek. AB, işi, açık bir kınama yayınlama ya da misilleme olarak herhangi bir önlem önerme noktasına kadar götüremedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde bir tepki bulmak olanaksızdı. Bununla birlikte, Trump yönetimi, her iki büyük partinin desteğiyle, Mayıs ayında ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak ve Gazze-İsrail sınırındaki binlerce silahsız Filistinli protestocunun İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından öldürülmesini ve yaralanmasını destekleyerek, yasaya zemin hazırlamıştı.

Amerikan şirket medyası, bu son gelişmeyi büyük gazetelerinin çoğunda arka sayfalara atarak ve televizyon haberlerinde çok az yer vererek, örtülü desteğinin işaretini verdi.

New York Times (NYT), yeni yasayı mümkün olan en olumlu şekilde sunmaya çalıştığı Cuma günkü baskısında, “İsrail Musevilerin Haklarını Yüceltiyor” başlığını seçtiği bir baş sayfa makalesi yayınladı. Bu Orwel türü uydurma haber dilini, İsrail egemen sınıfının, İsrail’deki ve işgal altındaki topraklardaki Arap nüfusunun, yakında Musevi nüfusunu aşacak olan büyümesinin doğurduğu demografik açmazına ilişkin halden anlar bir açıklama izliyordu.

NYT, şöyle yazıyordu: “Yeni yasanın savunucuları, devam eden demografik tehditlerden söz ediyorlar. İsrail’in Arap azınlığı içindeki bazıları, ortak haklar talep ediyor ve şimdiden, kuzeydeki Celile’de bir çoğunluk oluşturuyorlar.”

İsrail’in Ulus Devlet yasası, “ırk ve kan” temelinde milliyet efsanelerini teşvik eden aşırı sağcı milliyetçi hükümetlerin yükselişinin parçasıdır ve bu yükselişi daha da cesaretlendirecektir. İsrail’deki Netanyahu yönetimi, Doğu Avrupa’daki ve başka yerlerdeki bu tür güçler ile ittifak halindedir.

Yeni yasanının Knesset’te geçtiği gün, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Netanyahu’ya dostça bir ziyaret gerçekleştiriyordu. Orban, orada, Macar Musevilerin imha edilmesinde Nazilerle işbirliği yapan II. Dünya Savaşı dönemi diktatörü Amiral Milos Horthy’yi sahiplenmesine karşı halk protestolarıyla karşılaştı.

İsrail’in bu tür politikalara açık dönüşü, İsrail dışındaki Musevilerin kırılgan konumunu arttıracaktır. İsrail’in Filistinlilere karşı kullandığı aynı mantığın, faşistler ve aşırı milliyetçiler tarafından geleneksel olarak “yabancılar” ve “oraya ait olmayanlar” diye eziyet edilen Musevilere karşı dönmesini ne engelleyecek?

İçeride, Filistinlilere yönelik arttırılmış saldırılara, hem Musevi hem Filistinli, tüm işçilerin sosyal ve demokratik haklarına yönelik artan saldırılar eşlik edecek. Netanyahu, şimdiden, muhalif medyayı bastırıyor ve siyasi muhalefete suç muamelesi yapmaya çalışıyor.

Musevilerin birliğine ilişkin tüm sözlere karşın, İsrail sınıfsal eksenlerde derinlemesine bölünmüş durumdadır. Ulus Devlet Yasası’nın geçmesindeki önemli bir etmen, İsrail’in, Suudi Arabistan ve ABD ile ittifak halinde, İran’a karşı askeri bir çatışma istemesinin yanı sıra, ülke içindeki işçi sınıfı muhalefetinin büyümesidir. Gelişmiş dünyadaki en yüksek oranla yüzde 21’i aşkın bir yoksulluk oranına sahip olan İsrail, dünyadaki ekonomik açıdan en eşitsiz ülkelerden biridir. Son aylarda işçi sınıfı protestolarında ve grevlerde bir artış yaşandı ve yönetim, bu hareketi kontrol altına almaya ve Arap karşıtı ırkçılık ve Musevi şovenizmi politikasının arkasında yedeklemeye çalışıyor.

Irkçı politikalara açık dönüş, iki ana etmenin ürünüdür: Siyonist devletin şiddetli krizi ve bizzat Siyonizmin mantığı.

Siyonizm, tarihsel olarak Musevi toplumunun en iyi unsurlarını karakterize eden ilerici ve aydınlanmacı görüşlerin kaba bir taklididir. Museviler, uğradıkları zulüm ve zorunlu tecrit nedeniyle, sıklıkla, Hıristiyanlarla eşit, tam yurttaşlar olarak kabul edilmek için mücadele ettiler. Onlar, Avrupa kültürünün büyük kazanımlardan ve evrensel ve demokratik olmayı teşvik etmesinden ilham aldılar. Bu, onları, sosyalist hareketin çok büyük bir kesimini oluşturmaya yöneltti.

Isaac Deutscher, “Musevi Olmayan Musevilerin Mesajı”nda, şöyle yazmıştı: “Bir Musevi geleneğine bağlı Musevileri aşan Musevi tanrıtanımazlar … Hepsi, Musevilerin sınırlarının ötesine geçmiştir. Hepsi (Spinoza, Heine, Marx, Rosa Luxemburg, Troçki ve Freud), Museviliği çok dar, çok eskimiş ve çok kısıtlayıcı bulmuştur. Onlar, idealler ve onun ötesine geçmeyi aramışlardır ve modern düşüncedeki en büyüklerin büyük kısmının can damarını; son üç yüzyılda felsefe, sosyoloji, ekonomi ve politika alanlarında meydana gelen en büyük değişimlerin can damarını temsil etmektedirler…

“Onlar, kendi uluslarının sınırlarında ya da kıyı köşelerinde yaşadılar. Her biri toplumun içindeydi ve bir o kadar değildi; onun parçasıydı ve bir o kadar parçası değildi. Düşüncede, kendi toplumlarının, kendi uluslarının, kendi zamanlarının ve kuşaklarının üzerine yükselmelerine ve geniş yeni ufaklara ve uzak geleceğe çıkmalarına olanak sağlayan şey buydu.”

İsrail, yerli Arap nüfusunun malına mülküne zorla el konulması yoluyla bir Musevi devletinin kurulmasını meşrulaştırmak için, dışlayıcı ırksal, dinsel ve dilsel egemenlik görüşlerine dayanan bir 19. yüzyıl etnik milliyetçi ideolojisinin benimsenmesinin ürünüdür. İsrail’in kökenlerinde içkin olan trajik ironi, Holokost’un dehşetlerinin bir başka halkının ezilmesi için gerekçe haline getirilmiş olmasıdır.

Ulus Devlet Yasası, Siyonist projenin ve bu tür bütün milliyetçi programların tarihsel iflasını ve gerici doruk noktasını ifade etmektedir.

Siyonist devletin ve çeşitli burjuva Arap rejimlerinin yıkılması ve Ortadoğu Birleşik Sosyalist Devletleri’nin kurulması uğruna birleşik bir mücadele biçiminde, Musevi ve Arap işçi kitlelerine ileri giden yolu gösteren yeni bir işçi sınıfı kabarışı başlıyor. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) uğruna mücadele ettiği sürekli devrim perspektifidir. Bu mücadeleyi yürütmek için gerekli önderliği sağlamak üzere İsrail’de ve Ortadoğu genelinde DEUK’un şubelerinin inşa edilmesi gerekiyor.

Barry Grey