Julian Assange ve Latin Amerika’daki “sol”un ihaneti

31 Temmuz 2018

Cuma günü, Ekvador Devlet Başkanı Lenín Moreno, hükümetinin, etkin bir şekilde, WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ı Britanya makamlarına teslim etme pazarlığı yaptığını ortaya koydu. Polis, Assange’ı Londra kaldırımına adımını attığı anda yakalamak için Ekvador büyükelçiliğinin dışında bekliyor.

Eğer Assange Britanya makamlarının pençesine düşerse, casusluk ve komplo suçlamaları üzerinden ömür boyu hapisle, hatta idam cezasıyla karşılaşabileceği ABD’ye iade edilmeyi bekleyeceği uzun bir hapis sürecine tabi tutulacak.

Kendisini ve hükümetini büyük emperyalist güçler ile bütünleştirmeye çalışmak için bir Avrupa turu yapan Moreno, Cuma günü, Assange’a iftira atma zahmetine girdi.

“Bay Assange’ın yürüttüğü faaliyet ile hiçbir zaman hemfikir olmadım” diyen Moreno, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hükümetlerin ve insanların bazı istenmeyen davranışlarına ışık tutmak açısından ne kadar değerli olursa olsun, bilgi edinmek için insanların e-postalarına müdahale etmeyi hiçbir zaman kabul etmedim... Bunun için doğru ve yasal yollar var.”

Moreno, daha önce de, Assange’ı, bir “hekır”, “miras kalmış bir sorun” ve “ayakkabımızdaki bir taş” diye adlandırmıştı.

Ne var ki, Assange’ın ya da WikiLeaks’in herhangi birinin e-postalarını heklediğine ya da herhangi bir yasayı ihlal ettiğine ilişkin hiçbir kanıt yok. Assange, cesur ve becerikli bir gazeteci olarak, Washington’ın, diğer hükümetlerin ve ulusötesi şirketlerin gerçekleştirdiği emperyalist savaş suçları, toplu gözetleme ve antidemokratik entrikalar hakkında dünya halklarından gizlenen bilgiyi erişilir kılarak paha biçilmez bir çalışma gerçekleştirmiştir.

Assange’a, 2012’de, bu suçları açığa vurduğu için siyasi zulümle karşılaşacağı yönündeki açık kanıtlar nedeniyle, önceki Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa hükümeti tarafından sığınma tanınmıştı.

Quito’nun Assange’a sığınma tanıma kararını duyuran Ekvador Dışişleri Bakanı Ricardo Patino, Washington’ın Assange’ın teşhirlerinden intikamının “onun güvenliğini, bütünlüğünü ve hatta hayatını tehlikeye atabileceği”ni açıklamış ve şunları eklemişti: “Kanıtlar, Bay Assange’ın ABD’ye iade edilmesi durumunda, adil bir yargılama görmeyeceğini gösteriyor. Onun acımasız ve onur kırıcı bir muamele görmesi ve ömür boyu hapse ve hatta idam cezasına çarptırılması hiç de olasılık dışı değil.”

Peki, o zamandan beri ne değişti? Assange, son altı yılı, Ekvador büyükelçiliğinde kapana kısılmış olarak geçirdi. Eski CIA müdürü ve mevcut Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, WikiLeaks’i “genellikle Rusya gibi devlet aktörleri tarafından teşvik edilen devlet dışı düşman istihbarat servisi” olarak ilan etmesi ve onun haberciliğinin ABD Anayasası’nın Birinci Değişikliği tarafından korunmadığını duyurması ile birlikte, Trump yönetimi ABD’nin niyetlerini yalnızca daha açık hale getirmiştir.

ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions, Assange’ı hileli bir adli kovuşturma ile karşılaşmak üzere tutsak olarak ABD’ye getirmenin, Adalet Bakanlığı için bir “öncelik” olduğu konusunda ısrar ediyor.

Ekvador Devlet Başkanı Moreno, Cuma günkü açıklamasında şunları söylüyordu: “İstediğimiz tek güvence, [Assange’ın] hayatının tehlikede olmayacağı. Bunu, elbette, Bay Assange’ın hukuk ekibiyle ve Britanya hükümeti ile konuşuyor ve ele alıyoruz.”

Görünen o ki, Ekvador hükümetinin, Assange’ın sığınmasını geri alma ve onu zorbalara teslim etme karşılığında şart koştuğu tek koşul, Britanyalı ve ABD’li yetkililerin Assange’ın idam edilmeyeceğine ilişkin değersiz bir sözüdür. Ekvadorlu yetkililerin 2012’de sözünü ettiği, Assange’a yönelik “acımasız ve onur kırıcı muamele”yi ve “ömür boyu hapis cezası”nı kapsayan diğer tehditler, görünüşe göre artık kabul edilebilirdir.

Moreno, Britanya hükümeti ile görüşmelerinin dışında, İspanya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Moreno, orada, İspanyol kapitalistlerine Ekvador pazarlarına, kaynaklarına ve ucuz emeğine sınırsız erişim güvencesi verirken, Pedro Sánchez’in önderlik ettiği sağcı Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) azınlık hükümeti ile bir güvenlik anlaşması imzaladı.

Söylendiğine göre, Moreno hükümetini Assange’ın internet erişimini kesmeye ve onu bir hükümlüden daha az haklarla hücre hapsine çarptırılmış bir tutuklu konumuna sokacak şekilde telefon görüşmesi yapmasını ya da ziyaretçi kabul etmesini engellemeye iten, Assange’ın Katalonya’nın eski Başkanı Carles Puigdemont’un gözaltına alınmasını kınaması konusunda İspanya’dan gelen protestolardı.

Burada söz konusu olan şey, yalnızca Lenín Moreno hükümetinin değil ama Latin Amerika’nın tüm sözde Pembe Dalga hükümetlerinin ve onların sahte sol uydularının keskin bir şekilde sağa yönelmesidir.

Moreno, kendisini Venezuela’nın ölmüş önderi Hugo Chávez’in “Bolivarcı Devrim”inin bir partizanı ilan etmiş olan eski devlet başkanı Rafael Correa’nın dikkatle seçilmiş ardılıdır. Moreno ile Correa’nın araları sert bir şekilde açılmış olsa da, emperyalizmle uzlaşma ve işçi sınıfına yönelik tırmanan saldırılar biçimindeki sağcı politikalar Correa yönetimi altında başlatılmıştı. Onun hükümeti, WikiLeaks’in, Demokratik Parti’nin Hillary Clinton’ın zaferini ve Bernie Sanders’ın yenilgisini güvenceye almak için 2016 ön seçim kampanyasına hile karıştırdığını açığa vuran e-postaları yayınlamasına misilleme olarak Assange’ın internet erişimini ilk kez kesen yönetimdi.

Bu arada, Latin Amerika’daki sözde “sola dönüş” ile özdeşleşmiş olan diğer hükümetler, bütünüyle gözden düşmüş durumdalar. Chávez’ın ardılı Nicolás Maduro, hem ülkenin oligarklarının ve askeri komutanlarının servetlerini ve ayrıcalıklarını hem de uluslararası bankaların borç ödemelerini güvence ederken, Venezuela’nın çok ciddi ekonomik krizinin tüm yükünü işçi sınıfının omuzlarına yükledi.

Nikaragua’daki Sandinista Devlet Başkanı Daniel Ortega, kemer sıkma önlemlerine karşı halk protestolarını ezmek için bir toplu kıyımı dizginlerinden boşalttı ve 400’den fazla ölüme yol açtı. Brezilya’da, İşçi Partisi (PT), askeri diktatörlükten beri en sağcı hükümetin ve açıkça faşizan aday Jair Bolsonaro’nun önünü açan antidemokratik önlemleri ve işçi haklarına yönelik saldırıları nedeniyle bütünüyle gözden düşerken, PT’li eski Devlet Başkanı Lula hapiste.

Küçük burjuva ulusalcılığının hakim olduğu ve ulusal işçi bürokrasilerine, parlamenter makamlar kovalamaya, kimlik politikasına uyarlanmaya yönelen Latin Amerika sahte solu, Assange’ın savunusu için parmağını bile kımıldatmayarak ve Latin Amerikalı işçileri onun yazgısı ile bağlantılı belirleyici demokratik ve toplumsal çıkarlar hakkında bilgilendirmeyerek, Assange’a yönelik saldırıları büyük ölçüde görmezden gelmiştir.

Farklılıkları ne olursa olsun, seçimlere yönelik ilkesiz bir “Solun ve İşçilerin Cephesi”nde (FIT) birlik oluşturan Sosyalist İşçi Partisi (Partido de los Trabajadores Socialistas, PTS) ile İşçi Partisi (Partido Obrero, PO), Arjantin’deki başlıca sahte sol partilerin bu tepkisi ya da daha doğru bir ifadeyle, tepkisizliği açısından tipik örneklerdir.

PTS’nin web sitesi Izquierda Diario’da Assange üzerine yayınlanan başlıca son makale, 3 Nisan 2017 tarihliydi. Yazı, başlığında şunu ilan ediyordu: “Lenín Moreno’nun zaferi ile birlikte, Julian Assange Ekvador büyükelçiliğinden çıkartılmaktan kurtuluyor.” Sağcı burjuva politikacısı Moreno’ya yönelik yanılsamalar ve Assange’ın önünde duran tehlikeler hakkında rehavet yayan PTS, aslında WikiLeaks editörünün savunusunu zayıflatıyordu.

PO’ya gelince; o, beş yılı aşkın süredir onun durumu hakkında hiçbir şey yazmayarak, Assange konusunu bütünüyle görmezden geldi. İçeride Peroncu sendika bürokrasisi, dışarıda ise Rus Stalinizminin aşırı sağcı güçleri ile bir ittifaka doğru yönelen bu parti, başka her büyük siyasi sorunda olduğu gibi, Assange örneğinde de, işçi sınıfına yönelik emperyalist basınç için kanal işlevi gören Latin Amerika küçük burjuva ulusalcılığının gerici bakış açısını örneklemektedir.

Assange’ı savunma görevi (ve daha kapsamlı olarak, Latin Amerika’nın emperyalist baskıdan, toplumsal eşitsizlikten ve yoksulluktan kurtuluşu ile birlikte, emekçilerin sosyal ve demokratik haklarının savunusu), işçi sınıfının, bütün bu sözde “sol” burjuva partilerden ve onları destekleyen küçük burjuva sahte sol gruplardan bağımsız bir şekilde siyasi seferberliği yoluyla başarıya ulaşabilir.

İşçi sınıfı, demokratik hakların savunusunun tek gerçek tabanını oluşturmaktadır. Bu haklar, yalnızca, işçileri, insanlığı dünya savaşı ve diktatörlük ile tehdit eden kapitalist sisteme son vermek için uluslararası ölçekte birleştirme mücadelesinin parçası olarak güvenceye alınabilir.

Latin Amerikalı işçiler, Ekvador hükümetinin Assange’ın sığınma hakkını kaldırma yönündeki gerici adımını durdurmasını talep ederek, onun ABD ve Britanya makamlarının zulmünden derhal kurtulması için mücadele ederek ve tutuklanması ya da iade edilmesi yönündeki her türlü girişime karşı kitlesel protestolar ve grevler hazırlayarak, Assange’ı savunmaya gelen dünyanın dört bir yanındaki işçilerin saflarına katılmalılar.

Bill Van Auken