ABD egemen sınıfı neden John McCain’in yasını tutuyor?

29 Ağustos 2018

Ölünün arkasından kötü söz söylenmemesi gerektiğine ilişkin, Latin kökeni kuşkulu, çok iyi bilinen bir özdeyiş var. Ancak bir bireyin ölümü, Arizonalı Senatör John McCain’de olduğu gibi, siyaset kurumu ve medya tarafından böylesi kapsamlı bir yüceltmeye yol açtığında, bir düzeltme uygundur. Bu, kısa süre önce ölmüş olan kişi bir militarist ve siyasi gericiliğin destekleyicisi olarak uzun bir sicile sahip olduğunda ve onun övülmesinin açık amacı bu politikaların daha fazla teşviki olduğunda özellikle gereklidir.

Beş yayın ağında Pazar günkü televizyon söyleşisi programları, McCain’in yaşamına ve kariyerine; tuzu kuru gazeteciler ile Demokrat ve Cumhuriyetçi büyük şirket politikacılarının ona ilişkin güzel anılarına ayrıldı. “Meet the Press” adlı programın sunucusu Chuck Todd, McCain’in, 36 yıllık siyasi kariyeri boyunca 73 kez çıktığı programda tek başına en fazla söyleşi yapılmış insan olduğunu belirtti.

McCain sağcı bir politikacıydı ama onun siyasi geçmişine yönelik en yüksek sesli övgüler Demokratlardan geliyor. Senato Azınlığının Önderi Charles Schumer, ABD Senatosu’nun Russell Ofis Binası’nın adının değiştirilmesini önerdi. Bu bina, şimdi, Jim Crow ayrımcılığının [Jim Crow yasaları: kamusal alanlarda ırk ayrımcılığı uygulayan ve özellikle güney eyaletlerinde 19. yüzyılın sonlarından 1965’e kadar var olan yasalar – çev.] Demokratik Partili savunucusu bir Georgialı olan Richard Russell’in yerine, Vietnam’daki, Orta Amerika’daki, Yugoslavya’daki, Afganistan’daki, Irak’taki, Suriye’deki, Yemen’deki ve diğer yerlerdeki savaşların Cumhuriyetçi bir savunucusunun adını alacak.

ABC’nin “This Week” adlı programına konuşan Temsilciler Meclisi Azınlığının Önderi Nancy Pelosi, “Şu anda çok üzgünüm. Sanırım Amerika bu büyük insanın kaybından dolayı gözyaşları içinde.” dedi. Senatör Bernie Sanders, Twitter hesabında, “John McCain bir Amerikan kahramanı; görgülü ve onurlu bir insan ve arkadaşımdı. O, yalnızca Senato tarafından değil ama bütünlüğe ve bağımsızlığa saygılı tüm Amerikalılar tarafından özlenecek.” diye yazdı.

Egemen sınıfa bir diğer tipik yaltakçı itaat gösterisinde, “sosyalist” Alexandria Ocasio-Cortez şu Twitter mesajını attı: “McCain’in mirası, insan görgüsüne ve Amerikan hizmetine ilişkin benzersiz bir örnek oluşturmaktadır. Bir stajyer olarak, onun Senatör Kennedy ile yakın arkadaşlığı dolayımıyla, hükümette insanlığın gücü hakkında çok şey öğrendim. O, çok sayıda insan için çok şey ifade ediyordu. Dualarım ailesiyle.”

Peki, McCain’in “miras”ı ne? O, nasıl, “insan görgüsüne ve Amerikan hizmetine ilişkin benzersiz bir örnek” oluşturmuş?

McCain, Temsilciler Meclisi’nde dört, ABD Senatosu’nda ise 32 yıl geçirdi ama onun ilişkili olduğu ve Amerikan halkının geniş kesiminin yararına olan tek bir yasadan bile söz etmek olanaksızdır. O, iç politika konusunda, en fazla, Temsilciler Meclisi’nde, Dr. Martin Luther King Jr.’ın anısına bir ulusal resmi tatil getiren yasaya karşı oy kullanmasıyla tanındı. McCain, Senato’da, 1987 yılında, tasarruf ve kredi dolandırıcısı Charles Keating adına federal düzenleyiciler ile görüşen “Keating Beşlisi” içindeki tek Cumhuriyetçi idi.

McCain’in Senato Ahlak Komitesi tarafından cezalandırılmaktan kıl payı kurtulduğu bu olayın neden olduğu siyasi utanç, onun, şirketlerin siyasi kampanyalara en azından göstermelik sınırlamalar getirmeye yönelik on yıllık bir çabaya katılmasına yol açmıştı. Ancak bilindiği haliyle McCain-Feingold yasasının içi, sonunda, şirketlerin yasa koyucuları satın almasına yönelik sınırlamaların çoğunu “düşünceyi açıklama özgürlüğü”nü ihlal olarak reddeden Anayasa Mahkemesi tarafından boşaltıldı. McCain, kariyeri boyunca, Cumhuriyetçi sağ adına (federal sosyal harcamalarda kesinti yapan Gramm-Rudman Yasası; Başkan Bill Clinton’ın görevi kötüye kullanmadan suçlu bulunması; birkaç istisnayla, şirketler üzerindeki denetimi kaldırmaya yönelik önlemler ve zenginler yararına vergi kesintileri için) güvenilir bir oy oldu.

Bununla birlikte, McCain’in kariyerinin ağır basan özelliği, onun dış politikadaki dönüşümsel savaş yanlılığı idi. Amerikan dış politikasının öncelikli özelliği olarak her zaman güç kullanılmasını teşvik eden ve Pentagon’u güçlendirmeye yönelik en fazla kaynak ayrılmasını savunan McCain, sürekli olarak savaşları, müdahaleleri destekledi. McCain’in Senato’daki meslektaşları, yılın sonuna kadar yaşayamayacağını ortaya koyan beyin kanseri teşhisinin ardından, onun anısına, 2018 Pentagon bütçe yasasına, John McCain Ulusal Savunma Yetki Yasası adını verdiler.

McCain’in militarizm ile özdeşleşmesi, onun aile geçmişi ile başlamıştı: Onun hem babası hem de büyükbabası amiraldi ve ABD donanmasının iki savaş gemisi onların adlarını taşıyor. McCain Deniz Harp Okulu’nu bitirmiş ve pilot olmuştu. Vietnam’da esir düştü ve beş buçuk yıl hapiste kaldı. McCain’in orada karşı karşıya olduğu koşulların son derece zor olduğuna kuşku yok. Ancak onun, kendisini tarihteki en büyük savaş suçlarından biri olan Vietnam’a yönelik vahşi Amerikan saldırısının ön saftaki bir katılımcısı kılacak şekilde savunmasız insanların üzerine bombalar attıktan sonra bir savaş esiri haline gelmiş olması, her türlü acıma duygusunu azaltmalıdır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin, McCain’in 2000 yılında siyasi ve ekonomik konularda Vietnamlılara ders vermeye çalışmasının ardından yayınlanan bir yorumda belirtmiş olduğu gibi:

McCain Vietnamlılara öğütler verirken, gelin, Amerikan askeri güçlerinin kitlesel infazlar gerçekleştirdiğini; sivilleri bombaladığını; ülkenin yarısında bitkileri ortadan kaldırdığını; tecavüzler ve işkenceler gerçekleştirdiğini; köyleri yaktığını; çocukları vurarak öldürdüğünü; tutsakları helikopterlerden attığını; canlı ya da ölü insanların kulaklarını kestiğini, onları hatıra olarak sakladığını ve bira kutuları içinde alıp sattığını anımsayalım. Bu suçları, elbette, bireysel olarak her asker işlemedi ama bir bütün olarak bu askeri müdahale, kaçınılmaz olarak bu tür sadistçe tutumlarda ifadesini bulan vahşi, demokrasi karşıtı, emperyalist bir karaktere sahipti.

McCain, Washington ile Hanoi arasındaki Paris anlaşmasının ardından serbest bırakıldıktan sonra, bir “savaş kahramanı” olarak eve döndü. O, ilk evliliği 1980’de boşanma ile sona erdikten sonra, Arizona’daki multimilyoner bir bira dağıtımcısının kızı olan Cindy Lou Hensley ile evlendi. Artık para içinde yüzen McCain, Arizona’ya taşındı ve Cumhuriyetçiler içinde bir kariyer yapmaya başladı. 1982’de Temsilciler Meclisi’ne seçilen McCain, ABD’nin 1983’teki Grenada istilasını ve Reagan yönetiminin, Orta Amerika’daki, El Salvador’daki ölüm mangalarını ve Nikaragua ile savaşta kontra teröristlerini kapsayan faşist güçleri destekleme politikasını destekledi. O, yıllarca, Komünizm Karşıtı Dünya Birliği’nin Amerikan şubesi olan Dünya Özgürlüğü İçin ABD Konseyi’nin yönetim kurulundaydı. McCain, 1986 yılında ABD Senatosu’nda Barry Goldwater’ın yerini aldıktan sonra, birinci Bush yönetiminin 1989’daki Panama istilasını ve Irak’a karşı 1990-91’de girişilen, yüz binlerce Iraklı askerin Amerikan bombaları, roketleri ve topçu atışlarıyla yakılıp kül edildiği, büyük çaplı savaşı destekledi.

McCain, başlangıçtaki kısmi bir isteksizliğin ardından, Clinton yönetiminin Bosna’daki, Sırp güçleri bombalamayı kapsayan askeri tehditlerine arka çıktı; ardından, 1999’da, Sırbistan’ın büyük çaplı bombalanmasını alkışladı. O, ABD’nin, Kosova’daki hedeflerini destekleyen askeri operasyonları üzerinde hiçbir sınırlamayı kabul edemeyeceğini ilan etti: “Biz oradayız ve kazanmak zorundayız. Bu, bizim her seçeneği denemek zorunda olduğumuz anlamına geliyor.”

O, gerçekte her diğer Demokrat ve Cumhuriyetçi gibi, Afganistan’da 2001 yılında başlatılan ve bu yılın sonunda 17. yılına ulaşacak olan (ABD tarihindeki en uzun savaş) istilayı desteklemişti.

McCain, en önde gelen ve gerici rolünü, Demokrat Joe Lieberman ile birlikte 1998 tarihli Irak’ı Kurtarma Yasası’nı desteklerken, Irak’ın hem Clinton hem de George W. Bush döneminde bombalanmasını onaylarken, 2003’teki istilayı alkışlarken ve ardından, Bush’un 2006-2007’de ek güç “dalgası” ile tamamlanan uzatılmış ABD işgali sırasında daha saldırgan güç kullanılmasında ısrar ederken oynadı.

McCain, Bush yönetiminin savaş propagandasının zemini olarak seçtiği, Saddam Hüseyin’in sözde terörizm ile bağları; “kitle imha silahları”na sahip olduğu; Irak’ta “demokrasi”yi kurma arzusu; “isatikrar”ı koruma, yani işleyen bir toplum olarak Irak’ın ABD tarafından imhasının sonuçları ile ilgilenme gereği vb. her yalanın en canhıraş destekleyicilerinden biriydi.

McCain, bu sırada, 2003’te Kuzey Kore’ye karşı askeri harekatı, 2007’de İran’a yönelik ABD müdahalesini ve eşi Cindy’yi bir destek gösterisi olarak Tiflis’e gönderdiği 2008’de Rusya ile Gürcistan arasındaki savaşta ABD’nin bu Kafkasya ülkesini desteklemesini savunacak zaman da bulmuştu.

McCain, 2008’de, nihayet, Cumhuriyetçi Parti’nin ABD başkanlığı adaylığını kazandı. Şimdiden hasta olan 71 yaşındaki aday, “ülke sevgisi”ni, faşizan bir ahmak olan Sarah Palin’i yarış arkadaşı olarak seçerek sergiledi.

McCain’in 2008 başkanlık kampanyası, kısmen onun son derece özdeşleşmiş olduğu Irak savaşına yönelik yaygın muhalefetten dolayı, kısmen de Eylül 2008’deki mali kriz sırasında Wall Street’in bankaların federal yönetim tarafından kapsamlı bir şekilde kurtarılmasına yönelik taleplerine Obama kadar hızlı yanıt veremediği için, yenilgiye uğradı.

McCain, Obama yönetimi boyunca, Libya’da olduğu gibi askeri güç kullandığında ya da Güney Çin Denizi’ndeki gibi askeri güç kullanma tehdidinde bulunduğunda, Demokratik Partili başkanın sıkı bir destekleyicisi; Obama Suriye’de olduğu gibi geri adım attığında ise onun karşıtı oldu. McCain ve John Kerry Libya’daki savaşı onaylayan bir Senato kararı teklifi verdi ve McCain, ABD hava gücünün “daha ağır biçimde” kullanılması çağrısı yaptı. McCain, Eylül 2013’te, Senato Dış İlişkiler Komitesi tarafından Suriye’deki askeri operasyonlara ABD desteği vermek için kabul edilen ve “savaş alanındaki hızı değiştirip” Beşar Esad yönetimi karşıtı güçleri pekiştirecek bir karara arka çıktı. O, defalarca, IŞİD’e karşı Irak’ta ve Suriye’de sürdürülen ABD destekli savaşta, “muharebe alanında daha fazla kara kuvveti” çağrısı yaptı.

McCain, Ekim 2016’da, Demokratik Parti başkanlık kampanyasını sözde Rus “müdahalesi”ne odaklarken, Wall Street Journal’da yayınlanan bir serbest kürsü yazısı yazdı. O, bu yazıda, Rusya’yı, “ayrım yapmayan amansız bombardımanlar” yoluyla Suriye’de “sayısız sivili katletmiş” olmakla suçluyordu. Daha önce Vietnam’ı bombalamış olan birinin, Irak’ta bir milyon ölüme yol açan ve McCain’in coşkuyla desteklediği “şok ve dehşet” saldırısının yol açmış olduğu yıkımın çok küçük bir kısmını yapmaktan dolayı Rusya’yı suçlaması oldukça ironikti.

McCain’in mirasının onun Demokratik Parti’deki sözde karşıtları tarafından benimsenmesine değindik. Bu, yalnızca McCain’in Rusya’nın 2016 ABD seçimlerine müdahale ettiğine ilişkin, Demokratlar ve ordu-istihbarat aygıtının büyük bölümünün kapı kapı dolaşarak satmaya çalıştığı sahte iddialara verdiği desteğin sonucu değildir. On yıldan uzun süre önce, 2004 yazında, Kerry ile McCain arasında, Demokratik Parti adayının, George W. Bush’un yeniden seçilmesine karşı, McCain’in başkan yardımcılığı için aday olacağı iki partili bir başkanlık programının oluşturulmasını önerdiği gizli tartışmalar yaşanmıştı. McCain bu düşünce üzerinde düşünmüş ama sonunda Cumhuriyetçiler ile birlikte kalmaya karar vermişti.

McCain, 2007’de, Cumhuriyetçilerin başkanlık adayı olmaya yönelik ikinci kampanyası başlangıç aşamasında bocalarken, CBS’teki “60 Minutes” [“60 Dakika”] programında, Irak’taki savaşa yönelik artan muhalefet konusunda bir söyleşiye katılmıştı. O, “Hangi noktada, doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmaya son verip Amerikan halkının çoğunluğunun istediğini yapmaya başlarsınız?” sorusuna, “Ben Amerikan halkının çoğunluğunun istediği şey ile aynı fikirde değilim.” yanıtını verdi. Wall Street Journal gazetesi, özünde demokrasinin temeli olarak halk iradesini reddeden bu yanıtı, “McCain’in en başarılı olduğu dönem” olarak göklere çıkardı.

McCain’i bir bütün olarak ABD egemen seçkinlerine sevdiren ve hafta sonuna yayılan aşırı övgü dalgasını açıklayan, Amerikan emperyalizminin savunusuna olan bu mutlak bağlılıktır.

Patrick Martin