Türkiye-Suriye depreminin ardından bir yıl geçti - II. Bölüm

Bu yazı, üç bölümlük bir dizinin ikinci bölümüdür. Birinci bölüm için tıklayın.

Burjuva partilerin vaat yarışı

Depremlerden yaklaşık üç ay sonra, Mayıs ayında yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesinde deprem bölgesini gezen Erdoğan ve hükümet yetkilileri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önderliğindeki burjuva muhalefet ittifakı ile “vaat yarışı”na girmişti. Seçimleri kazanan Erdoğan veya çeşitli belediyeleri yöneten muhalefet partileri tarafından bu vaatler kısa sürede unutuldu.

Havadan çekilen fotoğraf Türkiye'nin güneyindeki Kahramanmaraş'taki yıkımı gösteriyor, 8 Şubat 2023, Çarşamba. (Ahmet Akpolat/DIA AP aracılığıyla) [AP Photo/Ahmet Akpolat]

Hükümet, yıkılan, ağır ya da orta hasarlı olan evlerini yerinde kendi dönüştürmek isteyenlere, 750 bin lira hibe, 750 bin lira da kredi verileceğini ilan etmişti. Fakat günlük hayatını dahi idame ettirmekte zorlanan insanların yeni ev inşa etmesi mümkün değildi. Söz konusu hibenin kaç kişi tarafından kullanıldığı konusunda hiçbir bilgi ortada yokken, Erdoğan 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere az bir süre kala benzer bir kredinin İstanbul’da evini depreme dayanıklı hale getirmek isteyenlere de verileceğini söyledi.

Bilim insanlarının yakında büyük bir deprem beklediği Marmara Bölgesi’nde yer alan İstanbul’da, yüz binlerce binanın böyle bir depreme dayanıksız olduğu, milyonlarca kişinin de risk altında olduğu düşünülüyor.  

6 Şubat depreminden hemen sonra dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Hem AFAD hem de Aile Bakanlığımız eşya yardımını yapacaktır. Hazırlıkları tamamladık, 2-3 gün içerisinde depremzedelere ne kadar eşya yardımı yapılacağını açıklayacağız,” demişti. Ancak muhalefet partilerinin soru önergelerine verilen cevaplardan herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılıyor.

Hükümetin 2023 yılı sonuna kadar hayata geçireceğini taahhüt ettiği, ancak gerçekleştirmediği bir diğer konu, depremin etkilediği 11 ilde geçerli olacak ve 26 yaşını aşmayan yeni evlenecek çiftlere verilecek olan evlilik kredisiydi. Yapılan açıklamalara göre, 150 bin lira tutarındaki kredi iki yıl boyunca ödemesiz olacak ve dört yıl içinde geri ödenecekti. Bu konudaki kanun teklifi TBMM’den geçmiş olmasına rağmen henüz uygulamaya konulmadı.

Hükümetin en öne çıkan vaadi ise konut inşası konusundaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Mart 2023 tarihinde yapmış olduğu bir açıklamada, “Önümüzdeki bir yıl içinde 319 bin konut, toplamda 650 bin konut yaparak hak sahiplerine teslim etmeyi planlıyoruz,” demişti. Erdoğan’ın ortaya koymuş olduğu hedefe yaklaşık 1,5 aylık bir süre kalmış olmasına rağmen, henüz bu konutların büyük bir kısmının inşaatlarına başlanmadı. Geçen yıl yapılan seçimler öncesinde propaganda amaçlı olarak hızla yapımına başlanan 46 bin konut, depremin yıldönümünde kura çekimi yapılarak hak sahiplerine teslim edilecek.

Ekim 2023’te Şehir Plancıları Odası (ŞPO) tarafından hazırlanan rapora göre, Hatay ili genelinde toplam konut sayısı 887 bin 909 olarak kaydedildi. Bu konutların içinde “yıkık-acil-ağır hasarlı” olanların sayısı ise 258 bin 974, yani toplam konutlara oranı yüzde 29’u buluyor. Orta hasarlı konut sayısı ise 308 bin 438, bu da toplam konut sayısının yüzde 35’ine tekabül ediyor. Buna karşın şehirde ihale edilen toplu konut sayısı Antakya ilçesinde 12 bin, Defne ilçesinde de 12 bin olarak raporda yer alıyor.

Türkiye'de meydana gelen 7.8 büyüklüğündeki depremin ardından Hatay'da yıkılan binalar [Photo: Hilmi Hacaloğlu - Voice of America]

Yine ŞPO’nun verilerine göre Hatay’da 62.050 konteynırda, 166.035 depremzede ikamet ediyor. Bu rakamın üzerine çadır kentlerde yaşayan 5.380 kişiyi, çadır kentler dışında çadırlarda ve kayıtlara girmemiş derme çatma konteynırlarda yaşayan binlerce kişiyi ve sayıları hiç de azımsanmayacak kadar fazla olan deprem bölgesinden geçici olarak göç etmiş depremzedeler eklediğinde, ihale edilen toplu konut sayısının gerçek ihtiyaçtan çok uzak olduğu görülmektedir.

Yıkımın sorumlusu kim?

Hükümete ve muhalefet partilerinden olanlar da dahil belediyelere göre, “asrın felaketi” olarak adlandırdıkları eşine az rastlanır iki büyük depremin yarattığı yıkım önlemezdi.

Gerçekte ise büyük depremler bilim insanları tarafından uzun zamandır öngörülüyordu. Tehlike, devlet raporlarına kadar yansımış olmasına rağmen hiçbir önlem alınmadı. Kahramanmaraş Valiliği ile İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD’ın 2020 yılında yayımladığı bir rapor, kentte 7,5 büyüklüğünde bir deprem senaryosu yapılıyor ve “Olası büyük bir deprem gerçekleşmesi durumunda şehrin büyük bir kısmının etkileneceği öngörülmektedir,” deniyordu.

Rapor acilen alınması gereken önlemleri şöyle özetlemişti:

Depremde can ve mal kayıplarını en aza indirmek için, meskun alanlarda zemin etütlerinin ayrıntılı olarak yapılması ve tehlikeli zonlardaki yapıların tahliyesi zaruridir. Ayrıca, yeni kurulacak köy, kasaba ve kentlerin kuruluş ve gelişme yerlerinin seçiminde deprem etkinliği ve deprem riski mutlaka dikkate alınmalıdır. Aktif faylardan uzak ve sağlam zeminler üzerinde, betonarme ve statik hesapları doğru olan, depreme dayanıklı binalar yapılmalıdır.

2019’da yetkililerle de paylaşılan Antakya üzerine bir yüksek lisans tezinde, “Kentsel alandaki yapıların yüzde 80’i riskli yapılardan oluşmaktadır. Bu gerçekler, raporlar halinde ortaya konulmasına ve acil bir şekilde bu kentin dönüşüme ihtiyacı olduğu bilinmesine rağmen, bu konuda bugüne kadar önemli bir çalışma yapılmamıştır,” denilmişti.

Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan Mart 2021’de aralarında Cumhurbaşkanlığının ve AFAD’ın da olduğu çok sayıda kuruma Maraş’ta deprem uyarısı mektubu göndermişti. Alan mektubunda “diri fay hatlarının haritasına göre şehir yeniden planlanmalı. Mevcut binalar gözden geçirilerek kentsel dönüşüm çalışması yapılmalı. Maraş’ta deprem planı hazırlanmalı” önerilerinde bulunmuştu.

Bu hayati uyarılar da görmezden gelindi.

Depremin ardından gerçekleşen yıkımın sorumlusunun, politikalarına egemen sınıfın kâr ve servet birikimi ve ulusal kaygıların yön verdiği hükümet ve tüm siyaset kurumu olduğu açıktır. Suriye söz konusu olduğunda ise, 2011’den beri yürüttükleri savaşla ülkeyi mahveden ABD önderliğindeki NATO güçleri ana sorumluluğu taşımaktadır.

Cindires'teki yıkım, Halep vilayeti, Suriye [Photo by Alaa Ealyawi - Own work / CC BY-SA 4.0]

Ancak uluslararası alanda ya da Türkiye’de bugüne kadar tek bir sorumlu hesap vermedi. Yıkımın ardından sadece birkaç müteahhit tutuklandı. Bu tutuklamalar da temelde Erdoğan hükümetinin toplumsal öfkeyi saptırma amacından kaynaklanıyordu.

Depremde Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası üyeleri olan mühendislerin projelendirdiği, belediyelerin imar müdürlüklerindeki uzmanlar tarafından projeleri/hesapları incelenerek yapı ruhsatı verilen, deprem yönetmeliğine göre “denetim görmüş” binalar yıkıldı.

Burjuva siyasetçilere ve belediye başkanlarına göre; nehir kenarlarını, sulak alanları, tarım alanlarını, zemin etütlerine göre sağlam olmayan alanları imara açanların, buralara yüksek yapı yapılması için imar planlarını değiştirenlerin, yapılan binaları projesine göre gerektiği gibi denetlemeyenlerin, imar barışları çıkaranların, binalara kaçak kat yapanların, bina kolonlarını kesenlerin, bilim insanlarının uyarılarına rağmen önlem almayanların bir sorumluluğu bulunmuyor.

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, 2023 [Photo: Tezcan Taşkıran (VOA)]

Hükümetiyle muhalefetiyle tüm burjuva siyasi partiler bu görüşte olduğundan deprem bölgesinde ihmalleri açık olan, önlem almayan eski belediye başkanlarını yeniden aday yapmakta sakınca görmediler. Buna en iyi örnek, Hatay’daki depremin büyük bir afete dönüşmesindeki siyasi sorumluluğu herkes tarafından bilinen mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın CHP tarafından yeniden aday gösterilmesidir.

Loading