Perspektif

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi Assange’ı ABD’ye iadenin eşiğine getirdi

Julian Assange ABD’ye iade edilmeye bir adım daha yaklaştı. Salı günü Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi, Assange’ın avukatları tarafından ileri sürülen dokuz itiraz gerekçesinden altısını reddeden ve ABD hükümetine son üçünü geçersiz kılma konusunda “güvenceler” verme fırsatı tanıyan bir karar aldı.

Julian Assange [Photo by David G. Silvers, Cancillería del Ecuador / CC BY-SA 2.0]

Mahkeme, ABD hükümetine, Assange’ın yargılamasının “Birleşik Devletler Anayasası’nın (ifade özgürlüğünü koruyan) Birinci Değişiklik hükümlerine dayandırılacağı, uyruğu nedeniyle yargılamada (ceza dahil) önyargılı olmayacağı, bir Birleşik Devletler vatandaşı ile aynı Birinci Değişiklik korumalarına sahip olacağı ve ölüm cezası verilmeyeceği” yönünde güvenceler vermesi için üç hafta süre verdi.

Bu güvenceler verilmezse, “temyiz izni verilecek ve ardından temyiz duruşması yapılacaktır. Güvenceler verilirse, taraflara beyanda bulunmaları için bir fırsat daha verilecek ve güvencelerin tatmin edici olup olmadığına karar vermek ve temyiz izni konusunda nihai bir karar vermek için 20 Mayıs 2024 tarihinde bir duruşma daha yapılacaktır.”

Julian’ın eşi Stella’nın mahkeme dışında açıkladığı gibi, bu kokuşmuş karar bile “Julian’ın ifade özgürlüğü haklarının alenen inkâr edildiğinin ... ve ölüm cezasına maruz kalmaya devam ettiğinin” kabulü anlamına gelmektedir.

Stella Assange, Julian Assange'ın iade başvurusuna ilişkin kararın ardından Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi önünde konuşurken, 26 Mart 2024.

Alt mahkeme, Yüksek Mahkeme Yargıcı Bay Justice Swift ve Britanya İçişleri Bakanı hepsi bu ihlalleri tasdik etti. Stella, “Mahkemelerin yaptığı şey, ABD’den ‘Her şey yolunda’ diyen bir mektup göndermek üzere siyasi bir müdahaleye davetiye çıkarmak oldu,” diye ekledi.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Mahkemenin önerileri gerçekleri gizleyemiyor. ABD savcıları, Assange’ın tutukluluk koşullarıyla bağlantılı olarak hâlihazırda sağlananlar kadar değersiz “güvenceler” vereceklerdir.

Assange ABD’ye girdikten sonra bu güvenceler tamamen göz ardı edilmese bile, ABD hükümetinin Assange’ı bizzat öldürmesine gerek yok; tıbbi kanıtlar Assange’ın intihar etme riskinin ciddi boyutlarda olduğunu zaten ortaya koymuş durumda ve sağlık durumu ciddi şekilde kötüye gidiyor.

Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin kendi kararında açıkça belirttiği gibi, Birinci Değişiklik korumalarına ilişkin resmi bir hak, “ulusal güvenlik” suçlamaları ve prosedürleri karşısında anlamsızdır.

Assange’ın avukatları tarafından ileri sürülen, Birleşik Krallık-ABD Suçluların İadesi Antlaşması’nın siyasi bir suçtan dolayı iadeyi engellediği yönündeki gerekçeler, Tony Blair’in İşçi Partisi hükümetinin bu engeli Suçluların İadesi Yasası’ndan (2003) anti-demokratik bir şekilde çıkarmasına atıfta bulunularak reddedilmektedir.

İadenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve 7. maddelerine (adil yargılanma ve kanunsuz cezalandırılmama) aykırı olacağı yönündeki iddialar, ABD hukuk sistemine güven duyulduğuna dair ifadelere dayanılarak reddedilmektedir.

En çarpıcısı da, Assange’ın siyasi sığınma talebinde bulunduğu Ekvador Büyükelçiliği’nde CIA tarafından kaçırılması ya da öldürülmesi planıyla bağlantılı olarak yaşama hakkı ile insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmama hakkını ileri süren savlara verilen yanıt olmuştur.

Yargıçlar kanıtları reddetmemekte ancak “Büyükelçilikle bağlantılı muamelenin iade işlemleriyle bağlantılı olduğunu gösterecek hiçbir şey bulunmadığını” söylemektedirler!

Sıra dışı bir pasajda şöyle yazıyor: “Başvuru sahibine karşı aşırı önlemlerin düşünülmesi (örneğin zehirleme veya kaçırma), başvuru sahibinin Rusya’ya kaçabileceği korkusuna tepkiydi. Buna verilecek kısa cevap, başvuru sahibinin iade edilmesi halinde bu tür davranışların gerekçesinin ortadan kalkacağıdır.”

Yüksek Mahkeme, ABD’nin Assange’ı takibinin iyi niyetli olmadığına dair iddiaların “tartışılabilir olmadığını” söylüyor.

Assange’ın siyasi görüşleri nedeniyle cezalandırılmak üzere kovuşturulduğu iddiasını yanıtlayan yargıçlar, “Başvuru sahibinin siyasi görüşleri doğrultusunda hareket ettiğini ve faaliyetlerinin devletin ciddi suçlara karıştığını ortaya çıkardığını varsaymakla yetiniyoruz. Bununla birlikte, iade talebinin siyasi görüşleri nedeniyle yapıldığı sonucuna varılamaz,” dediler.

Gerekçe olarak “[ABD savcısı] Bay Kromberg tarafından verilen yeminli ifadeye” atıfta bulunarak şunlar belirtiliyor: “Kromberg, başvuru sahibinin kovuşturulması ve iadesinin istenmesi kararıyla sonuçlanan adımları ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. [Assange’ın avukatı] Bay Summers, başvuru sahibinin Bay Kromberg’i dürüst olmamakla suçlamadığını açıkça belirtmiştir. Bu, başlı başına, başvuru sahibinin davasının bu yönü için son derece önemlidir.”

Kararın en geniş bölümü Assange’ın 10. madde, yani ifade özgürlüğü hakkı kapsamında yaptığı başvuruyla ilgilidir. Yargıçların ABD hükümetinden ek güvence talep ettiği tek nokta, Assange’a Birinci Değişiklik kapsamında eşdeğer korumaların verilip verilmeyeceğiydi. Hem Kromberg hem de eski CIA direktörü Mike Pompeo açıkça bunların reddedilebileceğini söylemişlerdi.

Özellikle devlet suçları gibi suç teşkil eden eylemleri ifşa eden ifşacılar ve gazeteciler için sağlanan korumalar da dahil olmak üzere tüm diğer argümanlar reddedilmiştir.

Yargıçlar 10. maddenin “mutlak değil sınırlı bir hak olduğunu” belirttiler. “Ulusal güvenliği korumayı amaçlayan mevzuatın izlediği meşru amaçlara karşı, yayıncılıkta kamu yararını dengelemek gerekir.” ABD’li yetkililerin asılsız iddialarına dayanarak, yayımlanan belgelerde adı geçen “bazı insan kaynaklarına” verilen “önemli zararı” ve “Devlet istihbarat servislerine olan güvenin sarsılması gibi zararları” gerekçe gösteriyorlar.

Assange’ın çalışmalarının hizmet ettiği kamu yararı, “faaliyetlerinin ‘sorumlu gazetecilik ilkeleri’ ile uyuşmadığı” yanıtıyla ve “davalının [ABD hükümetinin] bu konularla ilgili olarak başvuru sahibini kovuşturmak istemediği” şeklindeki gülünç iddiayla karşılık buluyor.

Bu saçma iddia, “Bay Kromberg’in de açıkladığı gibi, kalkış noktası, her bir yayın suçlamasının (15’ten 17’ye kadar olan maddeler) açıkça istihbarat kaynakları insanların isimlerini içeren belgelerle sınırlı olmasıdır,” denilerek gerekçelendiriliyor.

ABD ajanlarının ve muhbirlerinin isimlerinin yer aldığı düzeltilmemiş belgelerin ilk kez kamuoyuna açıklanmasından Assange’ın değil, Guardian muhabiri David Leigh’in ve diğer web sitelerinin sorumlu olduğu gerçeği, “Kaynakların kimliklerini yayımlayanlar bunu sadece Assange onlara isimleri verdiği için yapabildiler. Bu durum, başvuru sahibine bu isimleri de yayımlaması için bir kamu yararı gerekçesi sağlamamıştır,” denilerek bir kenara itiliyor.

Yargıçlar, Assange’ı “sorumlu gazetecilik” yapmamakla suçlamak için, “[Bölge] yargıcının yaptığı gibi, Guardian, New York Times, El Pais, Der Spiegel ve Le Monde da dahil olmak üzere bizzat basın tarafından ifade edilen görüşlere atıfta bulunuyorlar.”

Salı günkü karar, Britanya mahkemelerinin ve hükümetinin Assange’ı hayatının tehlikede olduğu ABD’ye göndermeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Assange’a zulmedenler, yalnızca onu değil ama tüm emperyalist savaş karşıtlarını susturma ihtiyacından hareket etmektedirler.

Assange’ı iade ettirme çabasına, Rusya’ya karşı ABD-NATO savaşını tırmandıran ve Gazze’deki soykırımı destekleyen Biden yönetimi önderlik etmektedir.

Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD) başkan adayı Joseph Kishore, mahkeme kararının ardından X/Twitter üzerinden yaptığı açıklamada hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin Assange’a karşı yürütülen kampanyayı desteklediğini belirtti. Kishore “Başkan değişiyor ama Assange’ın kaderi değişmiyor,” dedi.

Kishore sözlerine şöyle devam etti: “Assange’ı savunma mücadelesi işçi sınıfına dayanmalıdır. Demokratik hakların savunulması emperyalizme karşı mücadeleden geçmektedir. Emperyalizme karşı mücadele ise kapitalizme karşı mücadele demektir.”

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Assange’a zulmedilmesinin önüne salt hukuki bir engel konulamaz. Assange’ın destekçilerinin önündeki temel görev, onun savunmasını bu suçlara karşı ortaya çıkmakta olan kitlesel hareketle birleştirmektir. Assange’ın peşine düşülmesini körükleyen militarizm ve saldırganlık patlaması, aynı zamanda, Filistinlilere yönelik etnik temizliğe isyan eden ve Ortadoğu’da bölgesel bir savaş, hatta Avrupa’da nükleer bir savaş tehlikesinin giderek daha fazla farkına varan işçiler ve gençler arasında kitlesel bir radikalleşme yaratmaktadır.

Assange’a özgürlük kampanyası ancak bu toplumsal güçle ittifak içinde yürütülerek başarıya ulaşabilir.

Loading