World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Diğer bölgeler

İran: Seçimler "reformcuların" siyasi iflasını ortaya koydu

Ulrich Rippert
2 Nisan 2004

İran’da, geçtiğimiz Cuma günü yapılan parlamento seçimlerinin en önemli sonucu, devlet başkanı Muhammed Hatemi’nin çevresinde toplanmış olan sözde reformcuların bütünüyle başarısızlığa uğraması oldu. Hatemi, bundan yedi yıl önce, İran halkının büyük bir bölümü İran’ın dini egemenleri olan molların gerici rejimini reddettiğinden büyük bir oy çokluğu ile seçilmişti. Buna karşılık, Hatemi’nin hükümeti, hiçbir noktada, muhafazakarların devlet iktidarının tüm kurumlarını denetimi altında tutan, seçilmemiş Muhafızlar Konseyi’ndeki muhafazakarlara karşı durmaya ve demokratik hakları savunmaya hazır olmadı.

Diğer yandan dinci sertlik yanlıları – bunların halk içinde itibarları çok az ancak ekonominin geniş kesimlerini, devlet aygıtını, yargıyı ve ulusal televizyonu denetimleri altında tutuyorlar – kendi baskı rejimlerini faal bir biçimde genişlettiler. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, bir düzineden fazla gazete yasaklandı ve siyasi muhalifler hapse atıldılar. Grevler ve protesto gösterileri paramiliter milis kuvvetleri tarafından terörize edildi ve anti-Semitizmi kışkırtmak için göstermelik davalar kullanıldı.

Hatemi ve hizbinin oluşturduğu reformcular, bu baskıya sürekli olarak boyun eğdiler. Bunlar temel görevlerinin, halkı, toplumsal koşulların kötüleştiği ve işsizliğin sürekli olarak arttığı bir ortamda, "barış ve düzeni" korumaya çağırmak olarak gördüler. Bu şekilde halkın bu hizbe ilk başlarda bağlamış olduğu umutlar sistematik olarak hayal kırıklığına dönüştü.

Reformcuların üstlendikleri bu rol temelinde, ruhban sınıfının [mollalar-ç.n.] muhafazakar hizbi Cuma günü yapılan seçimleri büyük bir çoğunlukla kazanmayı başardı. Daha önce mecliste en büyük gruba sahip olan reformcular, şimdi 290 sandalyeden 25 sandalyeye inmiş durumdalar.

Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, seçim gecesi yaptığı fiyakalı konuşmada, seçimleri "halkın kazandığını" iddia etti. Bunun gerçeklerle hiç bir alakası yok. Geçtiğimiz haftalarda dini egemenlerin görüşlerinde farklı herhangi bir görüşün ifade edilmesi acımasızca bastırıldı. Seçimlerden iki gün önce, iki etkili muhalif gazete yasaklandı. Hatta daha önce Muhafızlar Konseyi reformcuların 2.300 adayını veto etti ve bu veto yaklaşık olarak 1,000 kadar diğer reformcu adayın protesto amacıyla adaylıklarını geri çekmelerine yol açtı.

Başkent Tahran bölgesinde 8 milyon seçmenin sadece 2 milyonu oy kullandı. Ülke çapında seçime katılım 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana en düşük düzeyde kaldı. Dört yıl önce yüzde 67,4 olan seçime katılma oranı, son seçimde yüzde 50,5’e düştü.

Oy verme işleminin tamamlanmasının hemen sonrasında Hamaney devletin baskısını daha da artıran önlemlerin alındığını duyurdu. Hamaney, Muhafızlar Konseyi’nin en reform yanlısı milletvekillerinin tasfiye edilmiş olmalarını göz önünde bulundurarak, yeni seçilen meclisin "İslamı güçlendirme" ve "kamusal yaşamda imanın ve ahlakın pekiştirilmesi üzerinde yoğunlaşacağını" söyledi.

Geçtiğimiz hafta, dini egemenlerin demokratik olmayan ve küstahça tavırları karşısında öfkeye kapılan ve reformcuların korkakça geri çekilişi karşısında hayal kırıklığına uğrayan insanlar, İran’daki birkaç şehirde kendiliğinden gelişen protestolara katıldılar. Polis ve paramiliter askerler, daha kitlesel bir hareketin ortaya çıkmasını engellemek için göstericilere acımasızca saldırdılar. Ülkenin güneybatısında yer alan Huzestan eyaletinde yer alan İzeh seçim bölgesinde hileli olduğu düşünülen seçim sonuçlarını protesto etmek için yapılan gösteriler sırasında yaşanan sokak çatışmalarında en az dört kişi öldürüldü.

[Almanya’da yayınlanan-ç.n.]Süddeutsche Zeitung’un verdiği haberde, "Hükümet kaynaklarına göre, hayal kırıklığı içindeki seçmenler valilik makamına, belediye binasına bunun yanında bankalara saldırdılar ve resmi araçları ateşe verdiler. Güvenlik güçleri göstericilere ateş açtı ve biber gazı kullandı" deniliyor. Şiraz’ın yaklaşık 100 kilometre güneyinde yer alan Firuzabad şehrinde, biri polis olmak üzere dört kişi daha öldürüldü. Öfkeli bir kalabalık oyların yeniden sayılmasını talep etti.

Tavuskuşu Tahtın devrilmesinden bu yana geçen 25 yıl

Reformcuların bu seçimlerde bütünüyle gözle görülür hale gelen başarısızlığı, İslam devriminden bu yana geçen 25 yılın bilançosu çıkartıldığında önemli siyasi dersler içeriyor.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin nefret edilen rejimini deviren devrimci ayaklanmaya köklü bir çelişki damgasını vuruyordu. Toplumsal direnişin ve devrimci dinamiklerin kaynakları fabrikalarda, sanayi merkezlerinde ve yoksullaştırılmış tarımsal bölgelerde yatarken, harekete Ayetullah Humeyni’nin etrafında toplanmış olan bir grup imam önderlik ediyordu. İmamlar bu rolü siyasi dehaları ya da kendi güçleri sayesinde değil, ortada sosyalist bir alternatifin bulunmaması nedeniyle üstlenebildiler. Moskova yönelimli Komünist Tudeh Partisi ve bunun yanı sıra Halkın Mücahitleri – ya da "İslam Cumhuriyeti"nin ilk devlet başkanı Beni Sadr – "İslam sosyalizmi" olarak adlandırdıkların şey uğruna Humeyni’yi desteklediler.

Buna karşılık Humeyni burjuvazinin ulusal çıkarlarının acımasız bir savunucusu olduğunu kanıtladı. Humeyni, bir yandan binlerce solcuyu katlederken, işçi sınıfının bağımsız her kımıldanışını kanla boğarken ve bir parça kültürel otonomi için Kürt halkı tarafından yapılan her kıpırdanışı bastırırken, diğer yandan bankalar ve petrol şirketleri dahil olmak üzere, kilit sanayileri devletleştirdi, ülke ekonomisini dışa kapadı ve belirli bir miktar altyapı – en önemlisi halkın geniş kesimlerinin lehine olacak şekilde eğitim sektöründe – inşa etti.

İslam cumhuriyetine, kuruluşundan itibaren, egemen çevreler içinde devletin ekonomik yaşamdaki rolü ve ülke ekonomisini dünya ekonomisine açma konusunda yaşanan keskin çelişki damgasını vurdu. İran-Irak savaşı bu sorunu birkaç yıl için erteledi ancak sorun daha sonra, bu savaşın ekonomiyi tahrip etmiş olduğu bir ortamda, kendisini yeniden gösterdi.

Bu ikilemin temelinde ve bugünkü rejimin istikrarsızlığının altında, İran burjuvazisinin gittikçe küreselleşen dünya ekonomisinin geçerli olduğu koşullarda, sürekliliği olan bir ulusal kalkınmanın kapalı bir ekonomi ile olanaksızlığından kaynaklanan zayıflık yatıyor. Ülkeyi dünya ekonomisiyle yeniden bütünleştirmeye yönelik önlemler mollaların egemen kesiminin ve İran’ın geleneksel ulusal burjuvazisi bazarcıların sahip oldukları kimi geleneksel ayrıcalıkların ve arpalıkların dibini oyuyor. Aynı zamanda, dünya ekonomisiyle bütünleşmek İranlı emekçilerin zaten her türlü ölçüte göre düşük olan yaşam standartlarına yoğunlaştırılmış saldırılar yapmayı gerektiriyor.

Bu koşullar altında reformcular egemen mollaların ve onları destekleyenlerin ayrıcalıklı konumuna ciddi bir biçimde meydan okumaya hiçbir zaman için hazır olmadılar. Reformcular egemen seçkin içinde şiddetlenen çelişkinin devleti bir bütün olarak zayıflatacağından ve aşağıdan gelen bir halk hareketinin gelişimine uygun bir ortam hazırlamasından korktular. Reformcular, işte bu nedenle, defalarca, devlet aygıtını güçlendirmeyi hedefleyen bütün önlemleri baş eğerek selamladılar.

Emperyalist çıkarlar

Reformcuların iflası Alman hükümetinin ve onun dış işleri bakanı Yeşiller Partisi’nden Joschka Fischer’in oynadığı rolü açığa vuruyor. İran’da artan devlet baskısına karşın, Alman hükümeti ve Fischer, bu rejimle yakın ekonomik ve siyasi bağlar kurdular. Devlet Başkanı Hatemi, 2000 yılının yazında kimi büyük ekonomik projeleri nihayetlendirmek için Berlin’i ziyaret ettiğinde, Fischer’in "demokratik reform süreci"ne yönelik övgüleri sınır tanımıyordu.

Yeşillerin dışişleri bakanı bu tarihteSüddeutsche Zeitung’a verdiği bir röportajda şunu vurguladı: "Devlet Başkanı Hatemi’nin önderliğini yaptığı demokratik reform süreci, sadece bizim için olmayan tehlikelerle dolu bir bölgede, insan hakları, demokrasi, barış ve istikrar için büyük bir şanstır." Görüşmeyi yapan gazeteci Hatemi’nin şahsında İran’daki bütün siyasi sistemi temsil etmediğini belirtince Fischer şu cevabı verdi: "Halkın büyük bir kesimi tarafından destekleniyor… Reformcuları desteklememek bizim açımızdan büyük bir hata olur." Fischer, bunun sadece bir akıl yürütme sorunu olmadığını, fakat aynı zamanda "Almanya’nın çıkarına en uygun olan" yaklaşım olduğunu söyledi.

İran’da demokrasi ve insan hakları sürekli olarak engellenirken, iş hayatı hızlı bir büyüme gösterdi. Şubat ayının başlarında, Yeşiller tarafından desteklenen bir düşünce-planlama kuruluşu olan Heinrich-Böll-Striftung, yayınladığı bir raporunda, İran’daki yabancı yatırım miktarının geçtiğimiz iki yıl içinde yüzde 400 oranında arttığını belirtti. Aynı raporda, Alman Siemens Firmasının önderliğindeki bir konsorsiyumun, Tahran için yeni bir kanalizasyon sistemi inşa etme işi aldığı da belirtiliyor.

Almanya, çok uzun yıllar boyunca İran’ın en önemli dış ticaret partneri oldu. Alman fabrikaları bu ülkeye makineler, araçlar ve teknik tesisler sağlamaktadır – ki sürekli artan bir ihracat demek bu.Financial Times Deutschland, geçtiğimiz Aralık ayında, Almanya-İran+ Ticaret Odası başkanı Michael Tockuss’un "2003 yılı yeni bir rekorun kırıldığı yıl olacak" sözlerini aktarmıştı. Bu haberde Tockuss, 2003’ün ilk üç ayında Alman ihracatının yüzde 24 oranında artığını belirtti. Tockness, İran’la olan toplam ticaret hacminin 3 milyar euroyu aşması beklentisi içindeydi. Almanya’daki İran yatırımlarının ise daha fazla artacağını öngörüyordu. Tahran, kısa bir süre öncesine kadar, Avrupa’nın en önde gelen çelik şirketlerinden biri olan Krupp Thyssen’in yüzde 8’ini elinde tutuyordu. Ne var ki bu oran ABD’nin baskısıyla yüzde 5’e indirildi.

İran’ın, OPEC’in toplam petrol üretimi içindeki payı yüzde 14 ve dünya doğal gaz kaynaklarının yüzde 16 ile 18 arasında değişen bir bölümü bu ülkenin topraklarında bulunuyor. Buna ek olarak, kuzeyde Hazar Denizi ve güneyde Basra Körfezi ve Arap Denizi ile sınırı bulunan İran, küresel enerji kaynaklarının denetimine yönelik mücadelede kilit bir konuma sahip olan bir ülke. Hazar petrolünü dünya pazarına ulaştırmanın en kolay yolu İran’dan geçiyor.

Irak savaşından bu yana, ABD hükümeti Tahran’ın üzerindeki baskısını belirgin bir biçimde arttırdı. Bu ülke tam anlamıyla kuşatılmış durumda. Batı sınırında işgal edilmiş olan Irak yer alıyor; doğuda ise İran’ın Afganistan’la uzun bir sınırı var.

ABD’nin asıl düşman olduğu yolundaki ünlü söylemine karşın, mollaların kimi temsilcileri, ABD ile işbirliği yapmaya hazır olduklarının sinyalini açık bir biçimde verdiler.Heraldonline, Ocak ayının sonunda, ABD kongresi görevlilerinden oluşan bir delegasyonun Şubat ayında, 1979’dan bu yana ilk kez üst düzeyde görüşmeler yapmak üzere İran’ı ziyaret edeceği haberini verdi.

Geçen hafta, Britanya’da yayınlananGuardian’da, Martin Woollacott, Bush yönetiminin muhafazakar Muhafızlar Konseyi ile birlikte çalışmaya hazırlandığı tezini öne sürdü. "İran’ın tutucuları demokrasiyi başlarından atacaklar – eğer ABD yardımcı olursa" başlığını taşıyan yazısında Woollacott şöyle yazıyordu: "Washington cumhuriyetin arta kalanı ile anlaşmaya varmak istiyor."

Woollacot şu şekilde devam ediyordu: "İran’ın yaşadığı siyasi kriz, kendisine yönelik uluslararası yalıtmanın azaldığı bir zamana denk geldi. Dün Viyana’da tekrar görüldüğü gibi nükleer meselelerle ilgili İran’ın samimiyetine duyulan kuşkulara rağmen, ABD ile İran’ın çıkarlarının belirli bir yakınsama içinde olduğu açık. Amerika’nın, Irak ve Afganistan’da yaşadığı sorunlar, Washington’ın Tahran’a daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor."

Böyle bir spekülasyon şu ana kadar kanıtlanmadı. Ancak kesin olan bir şey var: parlamento seçimlerinin ve reformcuların siyasi iflasının ardından İran’da siyasi istikrarsızlık artacak. Geçtiğimiz günlerde ölen ve yararlananlar, bölgenin işçi sınıfını, ezilen bütün ulusları ve dinleri birleştirecek sosyalist bir partiye hiç olmadığı kadar acilen ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyan, keskin toplumsal ve siyasi gerilimlerin bir göstergesidir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır