World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Hollanda: Avrupa anayasası oylaması kesin bir "hayır"la sonuçlandı

Chris Marsden
15 Haziran 2005

Hollanda’da seçmenler Avrupa Birliği anayasa taslağını ezici çoğunlukla reddettiler. Seçimlere katılma oranının seçmenlerin yüzde 62 - 63’ü gibi yüksek bir orana ulaştığı 1 Haziran referandumunda kullanılan oyların yarısından fazlasına dayanarak yapılan ilk projeksiyonlar, seçmenlerin en azından yüzde 62’sinin anlaşmanın aleyhine oy kullandığını gösteriyordu.

Fransa’nın anayasayı büyük çoğunlukla reddetmesinden sadece üç gün sonra gelen Hollanda’daki "hayır" oyu Avrupa burjuvazisinin - büyük şirketlerin kâr dürtüsüne anayasal bir ilke olarak ayrıcalıklı yer veren bir belgeye dayalı - kıtanın siyasi birliğini güçlendirme planlarına bir başka darbe vurdu.

Öyleki, anayasanın geniş kitlelerce reddedilmesinin esas nedeni belgenin "son derece rekabetçi bir sosyal piyasa ekonomisi" yaratma konusundaki ısrarına duyulan karşı çıkıştı. Avrupa hukukunun bir çok sosyal konuda Hollanda’nınkinden çok daha az özgürlükçü olacağına ilişkin korkular - bu anayasanın hem sağcı hem de solcu muhalifleri tarafından dile getirilen bir endişeydi - euronun para birimi olarak benimsenmesinden bu yana artan fiyatlara ve büyük çaplı sosyal saldırı gerçekleştiren ve ABD’nin başını çektiği Irak’a karşı savaşı desteklemiş olan hükümete duyulan öfkeyle birleşti.

"Hayır" oyu sadece Başbakan Jan Peter Balkenende’nin başında bulunduğu iktidardaki sağcı koalisyona değil, fakat "evet" oyu verilmesi çağrısı yapmış olan ana muhalefet partilerine de yönelik bir terslemeydi.

"Evet" kampı hem iktidardaki Hıristiyan Demokratlar’dan (CDA), artı koalisyon ortaklarından, Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nden (VVD) ve Demokratlar 66’dan (D66) hem de muhalif Sosyal Demokrat Emek Partisi’nden (PvdA) ve Stalinistlerin başını çektiği Yeşil Sol’dan oluşuyordu. Bu partiler Hollanda parlamentosundaki milletvekillerin yüzde 80’inin tamamını - 150 milletvekilinden 128’ini - oluşturuyordu.

Anayasaya ve hükümete muhalefet sağcı Pim Fortuyn Listesi (LPF) ve eski bir VVD üyesi olup, LPF’ye benzer şekilde yabancı düşmanlığını temel alan rakip bir popülist örgüt kurmaya çalışan Geert Wilders tarafından sömürüldü. LPF, Müslüman karşıtı görüşlerini, Hollanda’nın liberal sosyal geleneklerinin bir savunması gibi gösterdi. Kendi payına Wilders, Türkiye’nin AB üyesi olmasına karşı Müslüman karşıtı duyarlılığı, anayasaya karşı yönelttiği saldırılarının merkezine koydu. Her ikisi de ana sorunun Hollanda’nın ulusal egemenliğini korumak olduğunu vurguladılar.

Bu konuda, anayasaya karşı çıkışlarında neo-liberal ekonomik gündemi ve emperyalist bir Avrupa militarizmi yaratma projesi olarak tanımladıkları şeye muhalefetlerini de vurgulayan eski Maocu Sosyalist Parti (SP) ile birleştiler.

Ne var ki, "hayır" oyu bütün bu partilerin siyasi etkilerinin bir arada üretebileceğinden çok daha geniş ve büyüktü. Öyle ki, hayır oyları LPF ve VVD’nin resmi "hayır" kampanyasının elde ettiği bir sonuç olmaktan çok, daha fazla liberal piyasa reformunun yaşam standartları üzerinde yaratacağı etkilere ilişkin korkulardan - özellikle koalisyon hükümeti tarafından daha şimdiden sosyal harcamalarda yapılan indirimlerin yarattığı öfke göz önüne alındığında - kuvvetle etkilenmiş olması gerekir.

Referandum bağlayıcı değildi ve bugün sonuçları tartışmak için toplandığında parlamento tarafından hâlâ görmezlikten gelinebilir. Hükümet seçime katılım oranının yüzde 30’u aşması durumunda - ki seçim günü katılım bu oranın iki katından fazlaydı - referandumun sonucuna saygı göstereceği sözünü vermişti. Ancak oylamanın hemen sonrasında Balkenende kişisel olarak "çok büyük hayal kırıklığına uğradığını" ve onaylama sürecinin diğer ülkelerde devam etmesi gerektiğini söyledi.

Hollanda, 16 milyon nüfusuyla Avrupa Ortak Pazarı’nın altı kurucu üyesinden biriydi ve o zamandan bu yana Avrupa Birliği projesinin temel taşlarından biri oldu. Bu ülkenin verdiği "nee" [Flamanca’da hayır anlamına gelir ve "ney" olarak okunur - ç.n.] oyu, belki Fransa’da verilen "non" [Fransızca’da hayır anlamına gelir ve "no" olarak okunur - ç.n.] oyu kadar dramatik değil. Ancak ortaya çıkan sonuç Avrupa’nın geniş işçi kitleleri ile her ülkedeki egemen seçkinler arasındaki uçurumun büyüdüğünü açıkça gösteriyor ve egemen seçkinlerin siyasi birlik, ekonomik karşı-reform ve ordu kurma planlarını suya düşürüyor.

Alman Şansölyesi Gerhard Schröder de onaylama sürecinin devam etmesi çağrısı yaptı ancak anayasa 25 AB üyesinin tamamı tarafından onaylanmadan uygulamaya sokulamıyor. 16-17 Haziran’da Avrupa Konseyi, Fransa’daki ve Hollanda’daki oylamaların ardından ne yapmak gerektiğini ve anayasadan vazgeçip geçmemek konusunda tartışmak üzere bir zirve toplantısı düzenleyecek.

Dünya Sosyalist Web Sitesi daha sonra Hollanda referandumunun sonucuyla ilgili olarak daha detaylı bir değerlendirme yazısı yayınlayacak.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(2 Haziran 2005)
Fransız seçmenler Avrupa anayasasını reddetti
( 8 Haziran 2005)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır