World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2006/apr2006/turk-a19.shtml

Cumhuriyet Savcısı, generali terörist saldırılarda parmağı olmakla suçladı

Justus Leicht
19 Nisan 2006
İngilizce’den çeviri (21 Mart 2006)

Geçtiğimiz Kasım ayında güneydoğu Anadolu şehri Şemdinli’de gerçekleştirilen bir bombalı saldırı Türk egemen seçkininin saflarında keskin zıtlaşmaların yaşanmasına neden oldu. Yaşanan çekişmenin merkezinde Van Cumhuriyet Savcısı tarafından bombalı saldırılarla ilgili olarak Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt aleyhine yapılan suç duyurusu yer alıyordu.

Ne var ki bu çekişmenin arka planında, bir yanda Avrupa Birliği’ne girme çabasına karşı artan muhalefetle, diğer yanda ise ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü savaş ve Washington’un İran’a müdahale etme tehditleri nedeniyle istikrarsızlaşan bir Ortadoğu ile karşı karşıya olan Türkiye’nin dış politika yönelişi yer alıyor.

Kasım ayının başlarında Şemdinli’de bir kitapçıya bir el bombası atıldı. Tanıklar suçluyu gördüklerini söylediler. Bu kişi gündüz gözü bir arabadan çıktı, el bombasını fırlattı ve arabaya geri döndü. Bombayı atan kişinin ve onunla birlikte iki kişinin içinde bulunduğu aracın etrafı yoldan geçenler tarafından kuşatıldı ve bu üç kişi kalabalık tarafından arabadan zorla dışarı çıkarıldı. Atılan el bombasının yol açtığı patlamada bir kişi öldü ve birkaç kişi yaralandı.

Arabanın bagajında on bir şarjörle birlikte Kalaşnikof makineli tüfekler, Türk ordusunun kullandığı türden iki el bombası, bir tanesi Ali Kaya adına düzenlenmiş JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) kimlik kartı olmak üzere kimlik kartları ve Türk ordusu tarafından verilmiş bir izin teskeresi bulundu.

Gizli istihbarat örgütü ajanlarının bir terörist saldırıya bulaşmış olduklarının açıkça ortaya çıkmış olması bütün ülkenin dikkatini üzerine çekti ve polis tarafından en az dört kişinin daha öldürüldüğü şiddetli protestoların yaşanmasına neden oldu.

Basında yer alan haberlere göre 32 yaşındaki Kaya, Kürt bölgelerinde Türk ordusu için çalışmakta olan önemli bir "uzman." Kaya, Kürtçe’yi akıcı bir biçimde konuşabiliyor, bölgeyi iyi tanıyor ve bu kişinin uzun yıllardır Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) yandaşı olduğu düşünülen veya bu partinin gerçekten yandaşı olan insanlara karşı özel gizli görevlerde yer aldığı söyleniyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt şahsen tanıdığı Kaya’yı "çok değerli askerdir" diyerek övdü.

Yaptığı bu açıklamanın sonrasında Büyükanıt’la ilgili olarak suç duyusunda bulunuldu. Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, bombacı teröristlere karşı hazırladığı iddianamede generali yargıyı etkilemeye çalışmakla (Türkiye’de yasalar bunu suç sayıyor) ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini engellemek amacıyla yasadışı bir çete kurmakla suçladı. İddianameye göre bu saldırı Türkiye’nin güneydoğusunda çatışmaları kışkırtacak, milliyetçi bir tepkiye neden olacak ve bu da Batı Avrupa’da Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine olan muhalefeti arttıracaktı.

İddianamede Şemdinli’deki bombalı saldırıların Şemdinli’nin de içinde bulunduğu Hakkari bölgesinde yaşanan benzer suikast girişimleriyle bağlantılı olduğu ve bu üç sanığın bölge komutanlarının - bir korgeneralin, bir tümgeneralin ve bir albayın - bilgisi dahilinde olmadan hareket etmelerinin mümkün olmadığı belirtiliyor. Türk yasalarına göre Cumhuriyet savcısı, Büyükanıt ve diğer üç subay hakkında dava açamıyor. Bu nedenle Van savcısı iddianameyi, ancak genelkurmay başkanının onayı ile bir dava açabilecek olan askeri savcıya gönderdi.

Böyle bir davanın açılması olası görünmüyor. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök kamuoyuna konuyla ilgili bir açıklama yapmadı ancak suçlamanın yapılmasının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’le ve ordu komutanları ile toplantılar yaptı.

13 Mart’ta, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Harp Akademisi’ne girişinin 107. yıldönümü kutlamaları sırasında, hem Özkök hem de Sezer, Büyükanıt’a destek verdiklerini belirten sözler söylediler.Turkish Daily News’e göre Özkök "Büyükanıt şimdi daha büyük anıt oldu," dedi. Özkök, Büyükanıt ile arasındaki tek anlaşmazlığın Beşiktaş’ı mı yoksa Fenerbahçe’yi mi (İstanbul’un popüler iki futbol takımı) tutmak gerektiği tartışmasından ibaret olduğunu söyledi.

Sezer, "Kendimi Harp Akademisinin bir üyesi olarak görüyorum, çünkü askerliğimi burada yaptım," deyince Öztürk buna, "O zaman akademiden çıkan Cumhurbaşkanı sayısının beş değil altı olduğunu söyleyebiliriz," diye karşılık verdi. Verilen mesaj çok açıktı: Cumhurbaşkanı kendisini ordunun bir üyesi olarak görürken, Genelkurmay Başkanı, halefi olacak olan ve suçlamalara hedef olan kara kuvvetleri komutanı ile her konuda hemfikirdi.

İçişleri Bakanlığı, Hakkari Cumhuriyet Savcılığı makamından gelen, Şemdinli valisi, Jandarma komutanı ve yerel yönetimi hakkında soruşturulma açılması istemini daha şimdiden reddetmiş durumda. Adalet Bakanı Cemil Çiçek de aynı zamanda bir soruşturma açılması talimatı verdi -ancak bu soruşturma, Van Cumhuriyet Savcısı Sarıkaya aleyhine, savcının yetkilerini kötüye kullandığı gerekçesi ile açılacak.

İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti içinde yer alan katı bir milliyetçi olarak bilinen Çiçek, aynı zamanda Şemdinli’deki olayları inceleyen meclis araştırma komisyonunu da eleştirdi. Sarıkaya’nın iddianamesinde yer alan bilgileri meclis araştırma komisyonundan aldığı öne sürülüyor.

Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) "orduya karşı girişilen bir darbe"nin söz konusu olduğundan dahi söz etti ve bu tavrıyla milliyetçi basından destek gördü. CHP ve milliyetçi basın, AKP’nin, Ağustos ayında Büyükanıt’ın genelkurmay başkanlığını devralmasına engel olmak için bu kampanyaya kasıtlı olarak destek verdiğini ima ettiler. Şu anda görevde bulunan general Özkök, görece ılımlı ve AKP ve onun Avrupa Birliği yanlısı tutumu ile uzlaşmaya eğilimli olarak görülürken, Büyükanıt bir şahin olarak görülüyor.

Başbakan Erdoğan, ordunun "ülkemizin en önemli kurumlarından birisi," olduğunu söyledi ve "medyanın hükümeti ve orduyu karşı karşıya getirme çabalarına," karşı çıktı. Aynı zamanda, hiç kimsenin söz konusu iddianame nedeniyle orduya karşı bir darbe düzenlendiğini söylemeye hakkı olmadığını belirtti. Erdoğan, bu iddiayı öne süren, muhalefetin önderi Deniz Baykal gibi insanların, demokratik devletin temel niteliklerini anlamadıklarını söyledi.

Erdoğan, orduyla açıkça karşı karşıya gelmekten kaçınmak istiyor. Türkiye’de uygulamaya koyduğu piyasa reformları ve Avrupa Birliği ile daha yakın ilişkiler kurma politikaları, uluslararası bankaların ve büyük sermayenin desteğini kazandı, bunun sonucunda son üç yılda ekonomi hızla büyürken, enflasyon oranı düşmeye devam etti.

Ancak bütün bunlar, halkın çoğunluğunun yaşam koşullarında - yoksul köylülerin ve büyük şehirlerde yaşayan yoksulların durumlarında - bir iyileşme sağlamadı; oysa AKP’ye sosyal adalet ve siyasete yeni ahlaki değerler getireceği vaatleri karşılığında oy vermiş olanlar bu kesimlerdi. Kısa bir süre önce Erdoğan, hoşnutsuzluğunu dile getiren bir köylüye edebe aykırı sözler kullanarak hakaret edince bu toplumsal gerilimler bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildi. Buna ek olarak Erdoğan ve maliye bakanı Kemal Unakıtan yolsuzluk suçlamaları ile karşı karşıyalar.

Erdoğan, siyasi çevrelerdeki ve ordudaki milliyetçilerin açıkça hoşnutsuz olmalarına karşın Kürtlere, sembolik de olsa kimi ödünler verdi. Şimdi artık devlet televizyonunda kısa süreli Kürtçe yayınlara izin veriliyor ve özel kanallar da her hafta bir kaç saat süreyle Kürtçe programlar yayınlama hakkına sahipler.

Devlet aygıtı içinde yer alan kimi kesimler Kürt sorununda bir uzlaşmaya varılabilmesi için daha ileri adımların atılmasını öneriyorlar. Milliyet gazetesine göre, merkezi polis teşkilatının gizli istihbarat bölümü başkanı Sabri Uzun, Şemdinli olaylarını ele alan meclis araştırma komisyonuna verdiği ifadede Britanya otoriteleri ile İrlanda Cumhuriyet Ordusu arasındaki görüşmelere göndermede bulundu. Uzun, bu görüşmelerin ateşkesle ve İRA’nın silahsızlandırılması ile sonuçlandığını söyledi.

Yaşanan bu çatışmanın daha geniş arka planında ise bölgenin bir bütün olarak istikrarını bozan, Amerika’nın Irak’a yönelik saldırısı ve bu ülkeyi işgal etmiş olması yer alıyor. Iraklıların yaygın direnişi ile karşı karşıya kalan ABD’li işgal güçleri, Türkiye sınırında yer alan, kuzey Irak’taki Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgedeki Kürt milliyetçilerine bel bağlamak zorunda kaldılar. Bu bölge şu anda, Irak Kürdistan’ı olarak geniş bir özerklikten yararlanıyor. Kürt milliyetçisi PKK ana üssünü bu bölgede tutuyor ve buradan, eylemler düzenlemeleri için savaşçılarını Türkiye’ye gönderiyor.

Erdoğan herhangi bir devlet krizinden kaçınmak istiyor ve bu konuda hem Cumhuriyet Savcısı Sarıkaya’yı hem de muhalefet lideri Baykal’ı aynı derecede ülkenin istikrarına yönelik bir tehdit olarak gören liberal ve İslamcı gazetelerden destek görüyor. Milliyetçi güçler, Avrupa Birliği içinde Türkiye’nin üyeliğine karşı artan muhalefeti sömürebileceklerini bildikleri için, faaliyetlerini daha saldırgan ve özgüvenli bir biçimde arttırıyorlar. Bu güçler aynı zamanda ABD’nin İran’a karşı savaş hazırlıklarının, Amerikan ordusunun gözünde Türkiye’nin ve ordusunun piyasa değerini arttıracağını hesaplıyorlar.

2005 yılının Kasım ayında yayınlanan bir makalede şu uyarıyı yapmıştık: "Türk devlet aygıtının içinde AB’ye yakınlaşmak için yürütülen resmi, yarı gönüllü liberalleşme ve Kürtlere sembolik ödünler verme politikasını bundan böyle kabullenmek istemeyen aşırı sağcı bir hizbin harekete geçmiş olduğu açıkça görülebiliyor. Kirli savaşın gangsterlik yöntemlerini kullanma niyetindeki bu güçler, ayrılmaz bir parçası oldukları düzen tarafından durdurulamazlar. Gerçek demokrasi ve Kürt sorununun çözümü, ABD’den veya Avrupa Birliği’nden beklenemez. Yapılması gereken şey, Türk ve Kürt emekçilerinin, uluslararası sosyalist bir perspektif temelinde ortaklaşa bir mücadele vermeleridir."



Telif Hakkı 1998-2006, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır