World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

DSWS Uluslararası Yazı Kurulu toplantısı

Avrupa kapitalizminin içinde bulunduğu çıkmaz ve işçi sınıfının görevleri

3. Bölüm | 1. Bölüm | 2. Bölüm

Uli Rippert
17 Mayıs 2006
İngilizce’den çeviri (15 Mart 2006)

Aşağıda, Dünya Sosyalist Web SitesiUluslararası Yazı Kurulu’nun (UYK) 22-27 Ocak 2006 tarihleri arasında Sydney’de yapılan genişletilmiş toplantısında, Uli Rippert tarafından Avrupa üzerine sunulan üç bölümlük raporun üçüncü ve son bölümünü yayınlıyoruz. Rippert Dünya Sosyalist Web Sitesi UYK üyesi ve Almanya’daki Partei für Soziale Gleichheit’ın (Sosyalist Eşitlik Partisi) ulusal sekreteridir.

Sosyal demokratların ve Stalinizmin etkisinin azalmasıyla birlikte, Avrupa burjuvazisi yeni sol koltuk değneklerine ihtiyaç duyuyor. Fransa’da, Pablocu Ligue Communiste Revolutionaire (LCR) [Devrimci Komünist Liga] bir "sol" hükümette yer almaya hazırlanıyor. Pabloculukla siyasi olarak hesaplaşmak bu nedenle büyük önem taşıyor.

Michael Pablo ile Ernest Mandel yarım yüzyıl önce, sosyalist devrimin, işçi sınıfının Dördüncü Enternasyonal bayrağı altında bağımsız bir hareketi aracılığıyla değil, fakat bunun yerine kitlelerden gelen baskı ile sola kayacak olan Stalinist bürokrasi tarafından gerçekleştirileceği teorisini geliştirdiler. Pablo ve Mandel bu düşünceyi, hem Fidel Castro ve Sandinistler gibi küçük burjuva milliyetçi siyasi eğilimleri kapsayacak biçimde genişlettiler, hem de sosyal demokrasiye ve sendikalara uyguladılar.

Sovyetler Birliği’nde yaşanan kapitalist restorasyon ve burjuva milliyetçiliğin, sosyal reformizmin ve sendikaların açık bir biçimde iflası, bu kuramın tabutuna son çivileri çaktı. Pablocuların ve küçük burjuva radikallerin buna tepkisi, kendilerini burjuva devletle daha da fazla bütünleştirmek oldu. Bu örgütler, kitlesel isyanın herhangi bir ifadesini temsil etmekten ziyade, burjuva üstyapının sol kanadını oluşturmaktan başka bir işlev görmüyorlar.

Bu durum, bilhassa sınıf çatışmalarının keskin bir biçim aldığı ve tarihsel nedenlerle Pablocu oportünizmin özellikle etkili bir rol oynadığı Fransa’da açıkça görülebiliyor.

Fransız burjuvazisi, bir süredir yeni kuşak politikacılar ve aydınlar için, eski Trotskistler ve radikaller arasında neredeyse tükenmek bilmeyen bir kaynak buluyor.Le Monde’un uzun süredir yazı işleri müdürlüğünü yapmakta olan Edwy Plenel, on yıl boyunca Pablocu LCR’ın üyesiydi. Plenel, anılarında, altmışlı ve yetmişli yıllarda radikal gruplarda aktif olan ve o zamandan beri "militan düşüncelerini bırakmış olan on binlerce insan" olduğunu yazıyor. Bugün bu türden insanları, Fransa’nın dört bir yanında, yazı işleri müdürlüğü makamlarında, üniversitelerin felsefe bölümlerinde ve siyasi partilerde bulmak mümkün.

Egemen sınıf, 1995-96 kışında Alain Juppé’nin muhafazakar hükümetini derin bir krize sokan grev hareketinden sonra, siyasi yaşamının -altmışların ortalarından seksenlerin ortalarına kadar- 20 yılını Pierre Lambert’in Organisation Communiste Internationaliste’sinde [Enternasyonalist Komünist Örgüt] (OCI) geçirmiş bir başbakan atadı.

Lionel Jospin, gizli bir OCI üyesi olarak, 1971’de Sosyalist Parti’ye katılmış ve François Mitterrand’ı desteklemişti. 1981 yılında Mitterand Fransa Devlet Başkanı olduğunda, Jospin, Sosyalist Parti’nin ulusal sekreteriydi ve halen bir OCI üyesiydi.

Jospin, başbakan olarak kendisine, Britanya’daki Tony Blair’den ya da Almanya’daki Gerhard Schröder’den farklı olarak neo-liberalizme teslim olmayacak bir "solcu" süsü verdi. Aslına bakılırsa içerikleri açısından Jospin’in politikalarını Blair’in ve Schröder’inkilerden ayırt etmek çok zordu. Beş yıl sonra Jospin, o kadar çok itibar yitirmişti ki, devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda, devlet başkanlığı makamında oturmakta olan Jacques Chirac ve Ulusal Cephe’nin adayı Jean Marie Le Pen tarafından yenilgiye uğratıldı.

LCR, o günlerde Le Pen’e karşı kendiliğinden gelişen kitle hareketini frenlemekte ve pasifize etmekte, hareketi Chirac’ı desteklemeye yönlendirmekte önemli bir rol oynadı. Bizim hareketimiz bu olaylara aktif bir biçimde müdahale etti ve gelişmeleri ayrıntılı olarak ele aldı.

Adayları, oyların toplam olarak yüzde 10’unu almış olan üç radikal grup -LCR, Lutte Ouvrière ve OCI- ya Chirac’a destek verilmesi çağrısı yaptılar ya da pasif bir tutum aldılar. Kendi adımıza biz, Chirac’a oy verilmesine karşı çıktık ve aktif bir seçim boykotu çağrısı yaptık. Böyle bir taktik, işçi sınıfına bağımsız bir siyasi alternatif sağlayabilmek ve onu gelecek mücadelelere hazırlanmak üzere siyasi olarak eğitebilmek için gerekliydi.

O günden bu yana yaşanan gelişmeler, bizim öngörülerimizi bütünüyle doğruladı. Seçim kampanyası, yolsuzluk skandallarına bulaşmış, sevilmeyen bir devlet başkanı olan Chirac’ın siyasi olarak yeniden güç kazanmasına yol açtı. Chirac, aynı zamanda bu fırsatı, iki ay sonra Ulusal Meclis’te (parlamento) çoğunluğu elde edebilmek için kullandı. Böylelikle Chirac, sahip olduğu toplumsal destekle ilgisi olmayan bir otorite elde etmiş oldu.

Chirac, bu gücü, o zaman öngörmüş olduğumuz şekilde, en gerici güçlerin yolunu açmak için kullandı. O zamandan beri, Ulusal Cephe’yle hemen hemen aynı programı paylaşan bir adam, Nicolas Sarkozy, Chirac’ın partisinin önderliğini ele geçirdi. LCR’ın Pablocuları, bu gelişmenin doğrudan siyasi sorumluluğunu taşıyorlar.

Halk Cepheciliği

Şimdilerde bu güçler, Jospin’in yönetiminde çok iç karartıcı bir şekilde başarısızlığa uğramış olan "sol koalisyon"un bir benzerini yeniden canlandırabilmek için hummalı bir biçimde çalışıyorlar. Hem LCR içinde hem de LCR’nin olası koalisyon ortakları arasında, Pablocuların hükümete katılıp katılmayacakları ve bunun hangi koşullar altında olabileceğine ilişkin bir tartışma yürütülüyor.

LCR’nin sözcüsü Olivier Besancenot, Stalinist günlük gazete L’Humanité tarafından kısa süre önce düzenlenen bir toplantıda, LCR’in gelecek seçimlerde solun birleşerek bir sol aday çıkarmasına hangi temelde destek vereceğini ortaya koydu.

Besancenot’a göre, bunun bir önkoşulu "açıkça kapitalizm karşıtı" olan, "[ekonomik] liberalizme karşı çoğunluk politikası" izlenmesi. Aslında bu önkoşul o denli geniş ki içinden bir balina geçebilir. Fransa’da neredeyse bütün siyasi spektrum -sağ burjuva partiler de dahil- "liberalizm"in kimi biçimlerine muhalefetlerini ilan etmeye hazırlar. En sağcı sosyalistler bile "anti-kapitalist" olduklarını iddia ediyorlar.

LCR, daha şimdiden Stalinistlerle yakın işbirliği içine girmiş durumda. Fransız Komünist Partisi’nin (FKP) ve LCR’nin üst düzey komiteleri ortak girişim ve etkinlikler üzerinde anlaşmak için düzenli olarak bir araya geliyorlar. LCR, geçtiğimiz Ekim ayında, Sosyalist Parti, Yeşiller, Sol Radikaller ve FKP adına sendikalara gösteri yapma çağrısı yapan bir bildirinin altına imza attı.

Sosyalist Parti başkanı François Hollande, Le Figaro gazetesi kendisine doğrudan doğruya, LCR ile birlikte aynı hükümete yer almaya hazır olup olmadığını sorunca kaçamaklı bir cevap verdi: "Bizler, bütün solu bir hükümet protokolü etrafında toplamaya hazırız."

LCR’in, şu sıralarda devam etmekte olan 16. Kongresi için hazırlanan karar önergesi taslağı, bir tür halk cephesi kurulması çağrısı yapıyor. Bu karar önergesi, "hem toplumsal hareketlerin hem de anti-liberallerin ve anti-kapitalist solun", "neo-liberal taarruza ve milliyetçi sağa karşı bir karşı-atak geliştirmesi" etrafında bir "birleşik politika" öneriyor. "Bir acil sosyal ve demokratik önlemler programı" temelinde " liberal siyasete karşı yeni bir güç dengesi yaratılmalıdır."

Bu formülasyonların anlamı her hangi bir yanlış anlamaya yer vermeyecek kadar açık: LCR, muhafazakarlar iktidarı kaybederse yeni bir hükümet kurabilmek için, bir asgari toplumsal ve demokratik talepler programı temelinde, hem Jospin hükümetine katılmış olan partileri, hem de Attac ve sans papiers(göçmen hakları için kampanya yürütmekte olan örgüt) gibi diğer hareketleri bir araya getirmek istiyor. Bu tür bir hükümet, tıpkı tarihsel selefi -1930’lardaki Leon Blum’un önderliğindeki Halk Cephesi hükümeti- gibi, yoğun bir toplumsal kriz döneminde Fransız kapitalizmini koruma görevini üstlenecektir.

Pablocular, benzer bir hareketi, üyelerinden birinin Devlet Başkanı Ignazio "Lula" da Silva’nın hükümetinde bakanlık yapmakta olduğu Brezilya’da gerçekleştirdiler.

Fransız burjuvazisinin temsilcilerinin Pablocuların hükümete dahil edilmesini tartışıyor olmaları, siyasi krizin derinliğinin bir ifadesidir. Siyasi savaşta saflar giderek berraklaşıyor. Uluslararası Komite’nin devrimci perspektifi ile burjuva düzenin savunucuları arasında hiç bir şey bulunmuyor.

Pablocular, aynı zamanda İtalya’da burjuva düzenin savunulmasında önemli bir rol oynadılar. 1991 Yılında, İtalyan Komünist Partisi’nin çökmesinden doğan Rifondazione Communista [Komünist Yeniden İnşa] (RF), bir süredir, bütün Avrupa’da, küçük burjuva radikalleri için bir model oldu.

İtalyan radikallerinin çoğu, RF ile saflarını sıklaştırdılar. Önde gelen İtalyan Pablocu Livio Maitan, 2004 yılında ölene değin, RF’nin başı Fausto Bertinotti’nin en önemli danışmanlarından biriydi. İki yıl önce, Maitan’ın eğiliminin üyelerinden biri, Rifondazione’yı, "karmaşık bir fikir çatışmaları, kopuşlar, deneyler, açılmalar ve yeniden gruplaşmalar sürecinden geçerek, yeni bir devrimci siyasi özneye doğru yol alabileceğimiz"[4] bir araç olarak tanımlamıştı.

Rifondazione, böyle bir şey değildir. Bu partinin oynamakta olduğu role ilişkin ciddi bir inceleme, onun işçi sınıfı içinde bağımsız ve sosyalist bir yönelimin ortaya çıkmasının önünde duran ciddi bir engel olduğunu gösterir.

Rifondazione, 1990’ların siyasi krizleri sırasında bir dizi burjuva hükümetin mecliste çoğunluğu elde etmesini sağladığı halde, kendisi herhangi bir hükümet içinde yer almadı ve bir ayağını parlamento dışı protesto hareketlerinin içinde tutmaya çalıştı.

2003 yılının yazında, toplumsal protestoların doruk noktasında, Berlusconi hükümeti giderek artan baskı altında kaldığı sırada, partinin şefi Bertinotti, merkez-sol partiler için bir program üzerinde anlaşmaya ve gelecekte Romano Prodi yönetiminde kurulacak bir hükümete bir bakan olarak katılmaya hazır olduğunu açıkladı.

Almanya’da, Gregor Gysi ile Oskar Lafontaine’nin başında yer aldığı Sol Parti, burjuva düzeni için yeni bir sol oluşturmaya çalışıyor. Onların, düzen partilerine karşı bir alternatifi temsil ettikleri iddiası, Rifondazione’nın durumunda olduğundan daha da zayıf ve inandırıcı olmaktan uzak.

Eski Doğu Almanya’daki devlet partisinin halefi olan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS), kendi pro-kapitalist kimlik belgelerini uzun süre önce hazırlamıştı. PDS, Berlin belediyesinde ve Doğu Almanya’da siyasi iktidarı diğer siyasi partilerle paylaşıyor. Başkent, borca batmış ve PDS’nin yönetimi altında Almanya’nın her yerinde sürdürülen eğitim, hastane ve diğer kamu tesislerine ayrılan kaynaklarda yapılan kesintilerin öncüsü haline gelmiş durumda. SPD-PDS’in çoğunlukta olduğu belediye meclisi Berlin’in kamu ulaştırma işçilerinden toplam yüzde 10 oranında bir ücret indirimini kabul etmelerini istedi.

Şimdi, Gregor Gysi ile birlikte, Sol Parti’nin parlamento grubuna önderlik eden Oskar Lafontaine, 1998 yılında SPD’nin genel başkanı ve Gerhard Schröder’in seçim zaferinin mimarıydı. Lafontaine, hizmetlerinin karşılığında, SPD-Yeşiller koalisyonunun Maliye Bakanı olarak atandı. Daha öncesinde siyasi kariyerini, kömür ve çelik sanayilerinin kapatılmasında etkin bir rol oynadığı Saarland’da eyalet başbakanı olarak yapmıştı.

Sol Parti, kapitalizmin temelini bile sorgulamıyor. Bu partinin programı, ateşli bir biçimde savunduğu ulusal devlet çerçevesine hapsolmuş toplumsal reformlarla sınırlı. PDS’nin ilan edilmiş hedefi, SPD ile ulusal düzeyde bir koalisyona katılmak.

SPD’ye ilişkin yaygın hayal kırıklığı ve öfke, Sol Parti’nin, geçen yılki seçimlerde, Yeşilleri geçecek kadar oy toplayıp kendi grubuna sahip olacak biçimde parlamentoya girmesini mümkün kıldı. Buna karşılık parlamentoda elde edilen başarı, üye sayısında büyük bir artışa yol açmadı ve bu partinin kamuoyu yoklamalarındaki desteği bir süreden beri azalıyor. Partinin aktif üyeleri, batıdaki eski sendika bürokratlarından, doğudaki eski Stalinist taraftarlarından oluşuyor.

Sol Parti’yi en pembe renklerle betimleyip, bu son derece muhafazakar örgüte yeni bir yaşam nefesi verenler bir kez daha sahte-Trotskistler ve Pablocular. Almanya’nın kapitalist birleşmesinin ardından, Pablocu Birleşik Sekreterya’nın bir dizi önde gelen Alman temsilcisi PDS’ye katıldı. Şimdilerde, Militant Eğilimi’nin ve Uluslararası Sosyalistler’in Alman yandaşları, Sol Parti için yoğun biçimde kampanya yürütüyor.

Özetle, Avrupa kapitalizminin toplumsal ve siyasi krizinin son derece ileri bir aşamaya ulaştığı söylenebilir.

Avrupa Birliği, bir çıkmaz sokakta; Avrupa içinde, uluslararası çatışmalar ve gerilimler artıyor, toplumsal eşitsizlik muazzam boyutlara ulaşmış durumda, geniş toplum kesimlerinin yaşam standartları geriliyor ve işçi sınıfı, eski örgütleriyle birlikte çok sayıda acı deneyimden geçmekte.

Bu deneyimlere bilinçli ifade vermek, gerekli siyasi dersleri çıkarmak ve bütün demokratik ve toplumsal hakları yorulmaksızın savunmak bizim görevimiz. Avrupa’nın -Trotskiy’in söylediği gibi "Avrupa proletaryasının devrimci bir görevi" olarak- sosyalist temellerde birleşmesi, şimdi doğrudan pratik önem taşımaktadır.

Bu görevlerin merkezinde,Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Avrupa çalışmasının geliştirilmesi yatıyor. Bizler daha ve daha fazla yazmak, daha kapsamlı ve daha polemikçi olmak zorundayız. Aynı zamanda, siyasi gelişmelere aktif olarak müdahalede bulunmamızı sağlayacak -seçimlere katılmak gibi- fırsatları değerlendirmeliyiz.

Sona erdi

Notlar: 4. Flavia D’Angeli, "New turn for PRC," International Viewpoint 359, Mayıs/Haziran 2004.

Aynı zamanda bakınız
Birinci Bölüm
(6 Mayıs 2006)
İkinci Bölüm
( 15 Mayıs 2006)
Üçüncü Bölümün İngilizce orijinali
( 15 Mart 2006)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır