World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2007/mai2007/dtp-m22.shtml

Kürt milliyetçileri ve sol gruplar seçim bloğu kurmaya çalışıyorlar

Sinan İkinci
22 Mayıs 2007
İngilizce’den çeviri (21 Mart 2007)

Türkiye’de 4 Kasımda yapılması kararlaştırılmış olan genel seçimler yaklaşırken hem sağda hem de "sol"da yer alan siyasi partiler arasında yürütülen ilkesiz koyun pazarlıkları hız kazanıyor. Seçim blokları oluşturmaya yönelik planlar ve öneriler etrafta uçuşuyor ve medyada da kendisine geniş bir yer buluyor. Rakip burjuva hizipler arasında yapılan karşılıklı suçlamalar ise bu sürecin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Kürt milliyetçisi Demokratik Toplum Partisi (DTP) son haftalarda bu yıl yapılacak olan seçimlere parti olarak değil, "bağımsız" adaylar göstermek yoluyla gireceği izlenimini veriyordu. Bu taktiğin amacı esas olarak Kürt milliyetçilerinin meclise girmelerini engellemek üzere tasarlanmış olan son derece anti-demokratik yüzde 10’luk ulusal seçim barajını baypas etmekti.

Türkiye’de uygulamakta olan bu kısıtlayıcı seçim yasasına göre genel seçimlerde yalnızca ülke çapında yüzde 10’un üzerinde oy alan partilerin mecliste sandalye sahibi olmalarına izin veriliyor. Bununla birlikte, bağımsız adaylar için böyle bir baraj uygulaması bulunmuyor.

Kürt milliyetçisi partiler bugüne kadar bu yüzde 10’luk seçim barajını aşmayı başaramadılar, ancak 1999 yılından bu yana ülkenin güneydoğusunda yerel yönetimlerde ağırlıklı bir yere sahipler.

DTP’nin yaptığı öne sürülen bu plana göre bu "bağımsız" milletvekilleri meclise girer girmez DTP’ye katılacak ve mecliste bir grup kuracaklardı -bir siyasi partinin mecliste grup kurabilmesi için en az 20 milletvekiline sahip olması gerekiyor. Yapılan tahminler DTP’nin ülkenin güneydoğusunda sahip olduğu çekirdek oylarla mecliste 25 civarında sandalye kazanma şansına sahip olduğunu gösteriyor.

DTP eşbaşkanının kısa bir süre önce yaptığı açıklamalar

Ne var ki, Turkish Daily News(TDN) tarafından 12 Mart tarihinde yayınlanan bir habere göre DTP eşbaşkanı Aysel Tuğluk partisinin meclise "bağımsız" adaylarla girme taktiğine başvurmak yerine kimi sol partilerle bir seçim bloğu kurmak istediğini açıkladı.

Türk "sol"unun bir kesimi emperyalizme, küreselleşmeye ve Şeriatçılığa karşı mücadele etmek adına orduya ve Türk milliyetçiliğine destek verirken, bir başka kesimi -buna kimi sahte Trotskistler de dahil- Kürt milliyetçiliğini destekliyorlar. Bunlar Kürt milliyetçilerine, her istediklerinde sol bir ambalaj sağlamaya her zaman istekli ve hazırlar.

TuğlukTDN’ye yaptığı açıklamada seçim bloğunun belirleyeceği adayların yalnızca Kürtlerden oluşmayacağını söylüyor. Aynı zamanda DTP’nin sol koltuk değneklerine kendi adaylarını listelere sokma konusunda bu kez daha eli açık davranacağının da işaretini veriyor. Geçmişte DTP sol parti ve gruplarla bu türden seçim blokları kurmuş, ancak adayları diğerlerine fazlaca bir yer bırakmayacak şekilde belirlemişti.

Kimi sol gruplar DTP’nin ABD emperyalizmine ve Türkiye’deki Kemalist düzene açıkça uyarlanmış olmasına karşın bu partiyi "devrimci politika" yapmak adına destekliyorlar. DTP ve onun önceli olan partilerin önde gelen üyeleri Irak’ta ABD’nin başını çektiği işgale, bu ülkenin kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulabileceği umuduyla -oysa böyle bir devlet ancak önde gelen emperyalist güçlerin bir kuklası olarak ortaya çıkabilir- destek verdiklerini açıkça ifade ettiler.

DTP aynı zamanda Avrupa Birliği’ne girmekten yana tavır alıyor ve bu sürecin içerdiği mali kriterleri de benimsiyor. Bu mali önlemler Türkiye’nin güneydoğusundaki ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı yoksul ve geri kalmış tarım bölgelerinde daha şimdiden korkunç sonuçlar yaratmış durumda. 2002 yılındaki seçim kampanyası sırasında DEHAP temsilcileri İMF’ten "çağımızın vazgeçilmez bir gerçekliği" olarak söz ettiler.

DTP eşbaşkanı Tuğluk TDN ile yaptığı görüşmede çok yumuşak bir söylem kullanarak Kemalist düzene destek verme teklifini yineliyor: "Gerginlikleri kışkırtarak siyaset yapmak çok yanlış bir şey. Herkesin dikkatli olması gerekiyor. Bizler mecliste birliktelik için çalışacağız ve çok dikkatli olmamız gerektiğinin farkındayız."

Tuğluk şunları ekliyor: "Bizler parlak ve barış içinde bir Türkiye istiyoruz ve bunun için Kürt sorununa bir çözüm bulunması gerekir. Bizler çözümü mecliste görüyoruz.

Yapılan çeşitli seçim anketlerinde DTP’nin alması beklenen oy oranı yüzde 3 ile yüzde 5 arasında değişiyor. 2002 seçimlerinde DEHAP alışıldık sol koltuk değneklerinin verdiği desteğe ek olarak Murat Karayalçın’ın Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) ile bir ittifak kurdu. Ne var ki bu blok oyların yalnızca yüzde 6,3’ünü alabildi. Seçim anketlerinde SHP’nin oy oranı yüzde 2 düzeyinde seyrettiğinden, benzer bir seçim bloğunun -kimi parti ve gruplar katılsalar da, katılmasalar da- yüzde 10’luk barajı aşmaya yetmeyeceğini öngörmek hiç de zor değil.

Karayalçın’ın CHP’ye yaptığı teklif

Tuğluk’un yaptığı açıklamalarından sadece bir gün sonra SHP lideri Karayalçın, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) seçim öncesinde bir "sol" alternatif oluşturmak için bir araya gelmeyi önerdi. Az sayıda milletvekiline sahip kimi partiler dışında CHP meclisteki tek muhalefet partisi konumunda. CHP, Kemalist geleneği temsil ediyor ve orduya yakınlığı ile tanınıyor.

Karayalçın CHP’ye bu teklifi yapmadan önce "aklı başında" bir davranış sergiledi. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak yaşanan krize bir çözüm bulabilmek için diğer bütün partilere bir sonraki Cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesini önerdi. Kemalist kurum ve kuruluşlar iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) mecliste sahip olduğu çoğunluğa dayanarak partilerini genel başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ya da bir başka İslamcıyı cumhurbaşkanı seçmesinden korkuyorlar.

Karayalçın kendisini derinleşmekte olan rejim krizine sivil bir çözüm bulmaya çalışan bir demokrat olarak sundu. Ancak aslında yaptığı öneri ordunun AKP’ye karşı başlatmış olduğu kampanya ile aynı çizgideydi. Sonuçta Karayalçın’ın önerisi ciddi bir destek ve ilgi görmedi.

Karayalçın’ın girişiminin yalnızca, "Gördünüz işte, ben elimden geleni yaptım ama Baykal’ın cevabı olumsuz oldu," diyerek DTP ile yapacağı bir seçim bloğunu haklı göstermek için yapılmış bir manevra olup olmadığını kestirmek kolay değil.

DTP saldırı altında

Son birkaç aydır DTP’ye yönelik devlet baskısı hız kazanarak sürüyor. DTP üzerindeki baskıların artırılması ülkeyi son birkaç yıldır kasıp kavurmakta olan milliyetçilik ve şovenizm dalgasını daha da güçlendiriyor. Bu dalganın başını ise "silahsız kuvvetlerin" desteği ile ordu çekiyor.

Türkiye’deki milliyetçilik ve şovenizm dalgası düzene egemen siyasi çevreler tarafından, özellikle Irak savaşının yol açtığı sonuçlara verilen bir tepki niteliğinde. Irak’ta ABD’nin başını çektiği yıkıcı savaş ve işgal bu ülkeyi parçalanmanın eşiğine getirmiş durumda ve Türk seçkini böyle bir gelişmenin olası sonuçlarıyla ilgili olarak son derece endişeli. Kuzey Irak’ta Kürt bölgesinin giderek daha bağımsız bir hale gelmesi, petrol gelirlerinin Kürtlerin eline geçmesi olasılığı ile birlikte Türkiye’deki milliyetçi mahfillerde ülke içinde Kürt milliyetçiliğinin yeni bir canlanma içine girmesine dair korkuları güçlendirdi.

Türk ordusunun yaklaşmakta olan baharla birlikte, karlar eridiği zaman PKK güçlerini Irak’taki güvenli bölgelerinde daha sıkı baskı altına alabilmek için kuzey Irak’ı işgal etme tehdidi giderek güç kazanıyor. Bunun bir sonucu olarak Ankara, Washington ve kuzey Irak'taki Kürt liderler (Barzani ve Talabani) arasındaki tansiyon son Birkaç aydır artmakta. Geçen ay Ankara ile özellikle Barzani olmak üzere Kürt liderler arasında sert bir söz düellosuna şahit oldu.

Polis 18 Şubatta DTP’nin Van İl Başkanlığı'na baskın düzenledi. Partinin iki üyesi 23 Şubatta tutuklandı. Aynı gün Diyarbakır başsavcılığı DTP Diyarbakır İl Başkanı İbrahim Aydoğdu’nun Kerkük'e yapılmış bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız dediği için tutuklanmasını emretti. Her iki şehirde de Kürtler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar.

26 Şubatta DTP eşbaşkanları Ahmet Türk ve Tuğluk "’suçu ve suçluyu övdükleri" ve resmi belgelerde Türk dilinden başka bir dil kullandıkları için bir buçuk yıl hapse mahkum oldular. Türk ve Tuğluk hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ı öven Kürtçe yayınlar dağıtmakla suçlandılar. Mahkeme Türk ve Tuğluk’u yalnızca Ceza Kanunu’nu ihlal etmekten değil, fakat aynı zamanda Siyasi Partiler Kanunu’nu ihlale etmekten de suçlu buldu. Bu karar DTP’nin kapatılmasına giden yolu açtığı için kritik öneme sahip.

2 Martta üç DTP’li PKK propagandası yaptıkları suçlamasıyla tutuklandılar. Bu tutuklamalar 1 Martta DTP’nin Batman İl Örgütüne yapılan polis baskınının ardından gerçekleşti.

6 Martta Türk PKK lideri Abdullah Öcalan’dan "sayın" diye söz ederek suçluyu övdüğü gerekçesiyle bir kez daha suçlu bulundu.

Yukarıdaki liste DTP’ye yönelik baskıların tamamını içermiyor. İl ve ilçe yöneticileri dahil çok sayıda parti görevlisi hakkında Ceza Kanunu’nun ve Terörle Mücadele Kanunu’nun farklı maddeleri gereğince sürekli olarak davalar açılıyor.

Yüzde 10’luk seçim barajı ve bugünkü rejim krizi

Anti-demokratik ve Kürtlerin önünü kesmeye yönelik olarak getirilmiş olan yüzde 10’luk seçim barajı, krizlerden bitap düşmüş Türk siyasi sistemini ayakta tutmaya yönelik bir destek görevi görüyor ancak bu desteğin yarattığı kimi zararlı yan etkileri de yok değil. Bu baraj nedeniyle 2002 yılının Kasım ayında yapılan genel seçimlerde meclise yalnızca AKP ve CHP girebildi. Seçimde kullanılan oyların yüzde 45’inden fazlası mecliste temsil edilme olanağı bulamadı. Bugün partiler arası transferler sonucunda (bu da on yıllardır Türkiye’nin sınırlı ve kokuşmuş burjuva demokrasinin bir başka tipik özelliğidir) aynı zamanda ANAP (Anavatan Partisi 20 milletvekili ile), DYP (Doğru Yol Partisi 4 milletvekili ile), SHP (Sosyal Demokrat Halk Partisi, 1 milletvekili ile), HYP (Halkın Yükselişi Partisi, 1 milletvekili ile) ve GP (Genç Parti, 1 milletvekili ile) de mecliste temsil ediliyorlar.

Daha önemlisi, bu yüzde 10’luk baraj sayesinde ılımlı İslamcı AKP son 4.5 yıldır büyük bir meclis çoğunluğunu -550 sandalyeden 354’ünü- elinde tutuyor ve Kemalist seçkini adım adım tasfiye ederek devlet aygıtının stratejik doruklarını ele geçiriyor. Yeni Cumhurbaşkanı 2007 yılının Mayıs ayında meclisin mutlak çoğunluğu tarafından (diğer bir deyişle AKP tarafından) yedi yıllık bir süre için seçilecek. Cumhurbaşkanı’nın yargının ve idari sistemin en üst organlarını şekillendirme yetkisi var. Geçen yıl Türk ordusu ve sivil destekçileri tarafından AKP’ye karşı başlatılan kampanyanın arkasında da bu yatıyor.



Telif Hakkı 1998-2007, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır