World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye

Yazıcıya hazırla

İMF ve Türk hükümeti işçilere karşı yeni saldırılar düzenleme konusunda anlaştı

Sinan İkinci
26 Mayıs 2007
İngilizce’den çeviri (28 Mart 2007)

Uluslararası Para Fonu, 9 Martta Türk yetkililere, hem kamu hem de özel sektörde çalışan işçilere yönelik daha geniş bir saldırı dalgasının işaretini veren kısa bir değerlendirme notu verdi.

"Türkiye - 2007 Madde IV Görüşmeleri, İMF Heyetinin Değerlendirmeleri" başlığını taşıyan mektupta açık bir dille kıdem tazminatı uygulamasının içinin boşaltılması ve iş yasasının daha da esnekleştirilmesi çağrısı yapılıyor. Bu talep, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin 2003 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşmesine yönelik hazırlıklar kapsamında çıkarmış olduğu yeni esnek iş yasasına rağmen gündeme getirildi.

Türkiye’de zorunlu kıdem tazminatı sistemi uzun yıllar boyunca işten çıkarılan işçilerin temel güvencesi olageldi. 2000 yılının Haziran ayında, işsiz kalan işçilere çok az bir koruma sağlayan ve mevcut kıdem tazminatı sisteminin yerini hiçbir biçimde alamayacak olan yeni bir işsizlik sigortası sistemi uygulamaya kondu. Bu sistemin varlığı bahane edilerek kıdem tazminatının ortadan kaldırılması ya da tırpanlanması işçiler için büyük bir kayıp ve büyük sermaye için yağlı bir hediye olacak.

Kıdem tazminatında yapılması düşünülen son değişikliklere giden yolu açan 2003 iş yasası, sendika bürokrasisinin verdiği açık önsel onayla hazırlanmıştı ve bu nedenle sendika bürokrasisi işçilerin yaşam standartlarına yönelik bu saldırıdan doğrudan doğruya sorumludur.

İMF heyeti Türkiye’yi 1-15 Mart tarihlerinde, İMF’ten borçlanmış olan ülkelerle yaptığı olağan görüşmeler çerçevesinde ziyaret etti. Türkiye 1999 yılının Aralık ayından bu yana kesintisiz bir biçimde bir dizi İMF destekli kemer sıkma programına tabi durumda.

İMF’nin değerlendirme mektubuna göre heyet Türk yetkililerle yaptığı görüşmelerde, "büyüme potansiyelini artıracak ve dış şoklara karşı dayanıklılığı artıracak" politikalar üzerinde anlaşmaya varmış durumda. Bunların yapılabilmesi için hem "maliye ve para politikalarındaki disiplinin, düşük enflasyonu güvence altına almak ve özellikle halen yüksek düzeyde bulunan kamu borcundan kaynaklanan kırılganlıkları azaltmak amacıyla sürdürülmesi," hem de "verimliliği desteklemek ve istihdam ve yatırımı artırmak amacıyla arz odaklı yapısal reformların ilerletilmesi," gerekiyor.

Mektubun geri kalanında, İMF’nin uygulamaya konmasını istediği, geçmiş kazanımların son kırıntılarını da ortadan kaldırmayı amaçlayan politikaların ayrıntıları açıklanıyor.

Mektupta açıkça şöyle deniliyor: "GSMH’nın yüzde 6,5 düzeyindeki faiz dışı fazla hedefi 2008 sonuna kadar korunmalıdır. Daha sonra, borç hedeflerinin ulaşılabilir olması kaydıyla, faiz dışı fazla hedefinin düşürülmesi olanağı oluşabilecektir. Bu aşamada maliye politikası için yeni bir çapaya ihtiyaç duyulacaktır."

Bu, İMF’nin ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin asıl olarak bundan sonra da borçları yönetmeye odaklanmak gerektiği konusunda anlaşmaya vardıkları anlamına geliyor. Türkiye’nin maliye politikası 2000 yılının başından bu yana borç yönetimine indirgenmiş durumda. Bu politika, borçları yönetmek adına ulusal kaynaklardan aslan payını emiyor ve sağlık, eğitim ve diğer sosyal hizmetleri son derece büyük bir kaynak sıkıntısı içinde bırakıyor.

Mektup aynı zamanda sosyal güvenlik reformuna ek olarak kimi önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyor: "Aynı zamanda, sosyal güvenlik katkı paylarının tahsilatını ve sağlık harcamalarının maliyet etkinliğini artıracak ek idari düzenlemelerin yapılması da dikkate alınmalıdır."

İMF’in mektubu, "emek piyasasındaki [sözde] katılıkları gidermek amacıyla alınması gereken özel önlemlerin" altını çiziyor. Bu ağır önlemler, "zorunlu kıdem tazminatı sisteminin rasyonelleştirilmesini" ve "daha esnek koşullu istihdam uygulamalarına izin verilmesini" içeriyor.

İMF mektubu, Türkiye’yi 2001 yılından bu yana sağladığı etkileyici büyüme nedeniyle övüyor, ancak hükümete, devlet varlıklarının özelleştirilmesi programını yoğunlaştırarak, mali piyasaları serbestleştirme konusunda daha ileri adımlar atmasını tavsiye ediyor. İMF, Türk bankacılığında, telekomünikasyonda ve gayrimenkul alanlarında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında bir sıçrama yaşandığını belirterek, yabancı sermayenin piyasalara girişinin önündeki "engellerin" daha da azaltılmasını istiyor.

İMF, önerdiği "yapısal reform" programının sürdürülmesi ve yoğunlaştırılması gerektiği konusunda özellikle ısrarcı davranıyor. Mektuba göre, "Reform gündeminin en temel unsurlarından biri" sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini içeren, "sosyal güvenlik reformunun yeniden hayata geçirilmesi olmalıdır."

Böyle bir önlemin yaratacağı toplumsal sonuçlardan sakınmak isteyen Anayasa Mahkemesi kısa bir süre önce sosyal güvenlik yasasının önemli maddelerini iptal etti. İMF şimdi Türk hükümetine, demokratik ve anayasal normları hiçe sayarak kendi yargısına meydan okuması ve İMF "reformlarını" yeniden gündeme getirip, uygulamaya koyması konusunda ısrar ediyor.

İMF’in mektubu, bunun 2007 yılının Kasım ayında yapılacak genel seçimlerin sonrasında kurulacak yeni hükümetin -bu hükümet ister sağcı, isterse de "solcu" bir burjuva partisi tarafından kurulsun- öncelikli görevi olacağını açıkça ortaya koyuyor. 2003 yılında iş yasasına önsel olarak onay vermiş olan sendika bürokrasisinin bu tür önlemlere karşı herhangi bir etkili direniş göstermesini beklemek çok yanlış olacaktır.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(28 Mart 2007)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır