World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye

Yazıcıya hazırla

Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlık şiddetleniyor

Peter Schwarz
7 Kasım 2007
İngilizce’den çeviri (17 Ekim 2007)

Türkiye ile ABD arasında, Türk ordusunun kuzey Irak’a askeri müdahalesi konusunda yaşanan anlaşmazlık şiddetleniyor.

Türk hükümeti Pazartesi günü orduya Irak’ta askeri harekatlar düzenleme yetkisi veren bir tezkereyi onayladı ve meclise gönderdi. Türk meclisi tezkereyi Çarşamba günü oylayacak. İktidar partisi AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) mecliste büyük bir çoğunluğa sahip olduğundan tezkerenin geçmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Tezkere hükümete ve orduya bir yıllık bir süre içinde komşusu Irak’a müdahale etme konusunda geniş yetkiler tanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yapılacak bir harekatın yalnızca kuzey Irak’ta üsleri bulunan ayrılıkçı Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) hedef alacağını vurguladı; ancak tezkere Türk müdahalesini sınırlandıracak herhangi bir coğrafi tanımlama içermiyor.

Ankara’nın kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin ortaya çıkmasına ve aynı zamanda Kerkük’ün Kürdistan özerk bölgesi tarafından ilhakına -bunun için yıl sonunda bir referandum yapılacak- engel olmak konusunda kararlı olduğu herkesçe biliniyor.

Kerkük kuzey Irak’ta petrol çıkarılan bölgenin tam kalbinde yer alıyor ve bu petrolden elde edilecek gelir bir Kürt devletine sağlam bir mali kaynak sağlayacaktır. Kerkük’te, Kürtlerin ve Arapların yanı sıra, Türkmenlerden ve Asurlulardan oluşan büyük azınlık grupları yaşıyor. Bölgesel Kürt hükümeti, sistematik bir biçimde, bu şehirdeki Kürt etkisini diğer etnik grupların pahasına artırabilmek için çabalıyor.

Bölgesel Kürt hükümetine yakın kaynaklar Türk ordusu tarafından bölgeyi istila etmeye yönelik herhangi bir girişime etkin bir biçimde karşı konulacağını ve Türk ordusunun herhangi bir saldırı başlatması durumunda ağır kayıpları göze alması gerektiğini belirttiler. Aynı zamanda Bağdat’taki Irak hükümeti de bir Türk müdahalesine kesin olarak karşı çıkıyor ve kendi tutumunu ortaya koymak için dış işleri bakanını Ankara’ya gönderdi.

Washington, bir Türk askeri saldırısının görece sakin olan kuzey Irak’ı kaosa sürüklemesinden ve ABD’nin iki geleneksel müttefiki -NATO üyesi Türkiye ile Iraklı Kürtler- arasında yeni bir cephe açmasından endişe duyuyor.

Bu nedenle Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice Türk hükümetinden bir askeri müdahaleden uzak durmasını istedi. Rice, Cumartesi günü Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada Türkiye’nin cumhurbaşkanını, başbakanını ve dışişleri bakanını telefonla arayarak, "İstikrarlı bir Irak hepimizin yararına ve bu istikrarı bozacak her şey hem sizin, hem de bizim çıkarlarımıza zarar verir," dediğini söyledi.

Rice’ın girişimi başarılı olmadı. Türk hükümeti tarafından hazırlanan tezkere olası bir askeri müdahalenin ne zaman yapılacağına dair bir süre içermiyor ve bir hükümet sözcüsü yaptığı açıklamada "Umarım [tezkereyi] kullanmaya gerek kalmaz," diyerek daha uzlaşmacı bir tutum sergiledi. Ancak Ankara’da kılıçların çekilmiş olduğu kesin.

Başbakan Erdoğan, "Sabrımızın sonuna geldik" uyarısında bulundu ve ekledi: "Eğer terörizm komşu bir ülkede besleniyorsa ve o ülke buna karşı pek bir şey yapmıyorsa, bu durumda bir şeyler yapmak bize düşer." Erdoğan kendisine olası uluslararası tepkiler sorulduğunda şu cevabı verdi: "Eğer bu yolu tuttuysak, onun bedellerini hesaplamışız demektir. Bu bedeli ödeyeceğiz."

Erdoğan ABD’nin Irak konusunda kendisine akıl vermeye hakkı olmadığını belirtti. "On binlerce kilometreden çıkıp, Irak’ı vururken kimse bizden izin almadı," dedi ve "Birilerinin kalkıp da bize Kuzey Irak’la alakalı veya buraya yapılacak bir operasyonla ilgili akıl vermesine ihtiyacımız yok," diye ekledi.

Türk askerleri geçen hafta Irak topraklarına 250’den fazla ağır top atışı yaptı ve en az 10 adet füze fırlattı. Askeri uzmanlara göre Irak’a düzenlenecek bir saldırının başarılı olabilmesi için, Irak’ın kuzeyindeki sarp dağlarda kış başlamadan önce gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Ankara ile Washington arasındaki gerginlik ABD Temsilciler Meclisi’nin Dışişleri Komitesi’nde, 1915’de yaşanan kitlesel Ermeni kıyımını soykırım olarak adlandıran bir karar tasarısını kabul etmesiyle birlikte daha da tırmandı. Bu karar Türk devlet politikasının bam tellerinden birine basıyor. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Milliyet gazetesine verdiği bir mülakatta kararın Temsilciler Meclisi’nden de geçmesi durumunda, "ABD ile Türkiye arasındaki askeri ilişkilerin hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağı," uyarısını yaptı.

Ankara, kararın onaylanması durumunda İncirlik’teki ABD askeri üssünü kapatma tehditinde bile bulundu. Amerika Irak’ta yürüttüğü savaşta, ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü bu üs üzerinden karşılıyor.

Tarihsel sorunlar

PKK’ya karşı girişilecek eylem ile 1915’teki kanlı Türk askeri harekatlarının tanımı konusunda yaşanan ihtilafın kalbinde devasa jeopolitik sorunlar yer alıyor. Bağdat’taki Hüseyin rejiminin devrilmesi ve Irak’ın Amerikan işgali tarafından paramparça edilmesi, I. Dünya Savaşı sonrasında büyük sömürgeci güçler tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde kurulmuş olan istikrarsız dengeyi adamakıllı bozdu.

I. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan güçler, sömürgeler üzerindeki egemenliklerini güvence altına alabilmek için, çölün kumları üzerine, bir etnik topluluğu diğerine karşı kullanarak ve ahbap çavuş ilişkisi içinde oldukları yoz hanedanları iktidara getirerek, suni sınırlar çizdiler. Bu sınırlar ve kurumlar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu ülkelerin biçimsel olarak ulusal "bağımsızlıklarını" kazanmalarının sonrasında da büyük ölçüde oldukları gibi kaldılar.

Büyük Güçlerin arzuları doğrultusunda, eski Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Türklerin pek etki alanı kalmadı. 1920 yılında imzalanan Sevr Antlaşması hem Kürt ve Ermeni devletlerinin kurulmasını hem de bugünkü Türkiye’nin topraklarının önemli bir bölümünün Yunanistan’a verilmesini öngörüyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki subaylar bu antlaşmaya başkaldırdılar ve en sonunda 1923 yılında Lozan’da Sevr’i geçersiz kılan üç yıllık bir savaş verdiler.

Bu, milliyetçiliği bir devlet kültü haline getiren modern Türkiye’nin doğuşuydu. Modern Türkiye’nin ortaya çıkmasından önce yaşanan Ermenilere yönelik kanlı katliam hakkında yapılacak her türlü tartışma -Kürtler gibi ulusal azınlıkların haklarının tanınmasına yönelik her türlü girişim gibi- yasaklandı ve ulus devletin ortaya çıkışını kuşatan efsaneye yönelik ölümcül bir tehlike olarak görüldü.

Soğuk Savaş sırasında Türkiye ABD’nin dümen suyunda hareket etti ve NATO’nun doğu kanadında önemli bir stratejik rol oynadı. Türk egemen seçkinleri iktidarlarını bir dizi askeri darbe eliyle savundu ve sırtını her zaman için ABD’nin desteğine dayayabildi.

Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle ve Irak savaşının başlamasıyla birlikte uluslararası durum köklü bir biçimde değişti. Türk burjuvazisinin Amerika ile olan ittifakı ona artık sağlam bir koruma güvencesi olarak hizmet etmiyor. ABD bir istikrar etkeni olmaktan çıkıp başlıca istikrarsızlık kaynağı haline dönüştü. Eski tarihi çelişkiler yeniden ortaya çıkıyor; Sevr ve Lozan’da çizilmiş olan sınırlar bir kez daha sorgulanır hale geliyor.

Türkiye giderek daha saldırgan hale gelen bir dış politika benimsiyor. Türkiye 1990’larda Orta Asya’da ve eskiden Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Türk cumhuriyetlerinde kendi çıkarlarını geliştirmeye çalıştı -bunda çok az başarılı olabildi. Türk egemen seçkinleri AKP rejimi altında Avrupa Birliği ile bağlarını güçlendirme çabalarına yeniden hız verdi -ve bir kez daha geri çevrildi. Şimdilerde, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Ortadoğu’da etkisini artırmaya çalışıyor. Türkiye bu yönde hareket ederken, ABD’nin arzularını giderek daha az dikkate alıyor.

Türkiye tarafından kuzey Irak’a karşı girişilebilecek olası bir askeri harekata ilişkin ihtilafın tam ortasında Suriye devlet başkanı Beşşar Esad’ın Irak’taki durum ve Ortadoğu’daki çatışmalarla ilgili görüşmeler yapmak üzere Ankara geliyor olması kayda değer bir durum. Suriye, ABD’nin "terörist devletler" listesinde yer alıyor olmasına karşın Ankara, Şam’la olan bağlarını son yıllarda güçlendirdi. Aynı zamanda, Türkiye gibi Suriye de kendi ülkesindeki Kürt azınlık üzerinde yaratacağı etkilerden endişe ettiği için kuzey Irak’ta bir Kürt devletine şiddetle karşı çıkıyor.

Türkiye’nin dış politika yönelişindeki bu değişikliğe, bir süre için, bizatihi ülke içindeki ilişkilerin liberalleşmesi eşlik edecekmiş gibi göründü. AKP, Kürtlere, büyük ölçüde sembolik olan kimi ödünler verdi ve devlet aygıtı içindeki en sağcı unsurları saf dışı etti. Ancak Irak’a askeri müdahalede bulunma kararının alınmasıyla bu durum değişti.

Bir müdahaleden zarar görecek olan taraf yalnızca Irak’taki Kürt mülteciler olmayacak, Türkiye’de yaşayan Kürtler de zarar görecektir. Aynı zamanda Türkiye içinde generallerin ve sağcı milliyetçi güçlerin pozisyonu güçlenmektedir. Hükümetin Irak’a saldırma konusunda orduya yeşil ışık yakması bu sağcı güçlerin eline oynadı.

Yüz binlerce insanın hayatına mal olmuş olan Irak’taki kan gölü şimdi bütün bölgeyi içine çekmekle tehdit ediyor.

Suriye devlet başkanının Ankara’ya geleceği gün, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin Tahran’a ayak bastı. Bu bir dünya gücünün devlet başkanının 1979 devriminden bu yana İran’a yaptığı ilk ziyaretti. Putin, Hazar Denizi’ne komşu olan devletlerce, bu denizin altında yer alan muazzam gaz ve petrol rezervlerinin dağıtımını tartışmak üzere düzenlenen bir konferansa katıldı.

Burada bir yanda yer alan Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan ile diğer yanda yer alan İran ve Türkmenistan arasında büyük farklılıklar var. Aynı zamanda Avrupa ve ABD’nin de Hazar’da ve çevresinde yer alan enerji rezervlerinin kaderinde büyük çıkarları bulunuyor.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(17 Ekim 2007)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır